Hani sosyal medyada paylaşılan bir akım vardır.
Bir baba ve çocukları…
Anne sorar:
“5 yaşında kendi odası olan bir adım öne çıksın.”
Çocuklar bir adım öne çıkar.
“8 yaşında kendi bisikleti olan, iki çiftten fazla ayakkabısı olan, yazın tatile giden…”
Çocuklar her defasında birer adım daha öne çıkar.
Anne bu kez sorar:
“8 yaşında çalışıp ailesine katkı sunan?”
Baba bir adım öne çıkar.
Çocuklar yerinde kalır.
“Bir çiftten fazla ayakkabısı olmayan, kendi odası olmayan, bisikleti olmayan?”
Baba bir adım daha öne çıkar.
Çocuklar yine sabit durur.
Anne devam eder:
“Gençlik yıllarından beri ailesi için mutlu ve huzurlu bir yaşam mücadelesi veren?”
Baba bir adım daha öne çıkar.
Çocuklar hâlâ yerindedir.
Ve sonunda çocuklar, yaşayamayan çocukluklarının yükünü taşıyan babalarına dönüp sarılır, ağlarlar.
Bizleri yönetenler ve yönetmeye niyet edenler…
Bu sosyal deneyi kendi çocuklarınız ile bizim çocuklarımız arasında yapmaya ne dersiniz?
Neden bizler ve çocuklarımız hep bir adım geride kalıyoruz?
Neden daha rahat bir hayat için daima birilerinin iki dudağına bakıyor, hep iki adım gerisinden yürüyoruz?
İktidar; sorgulamayan, itiraz etmeyen, “buna da şükür” diyen bir zihniyeti toplumun bilinçaltına yerleştirmiştir.
Yanlış da yapsa “vardır bir bildiği” denilen, kızsa da içinden isyan etse de mahalle baskısına boyun eğmeyi kader sayan bir toplum yaratılmıştır.
Geçinmek için, ekonomistleri bile şaşırtan bir denklem geliştirmiş durumdalar.
Her şey bu kadar görünürken ne alternatif bir siyaset geliştirilebilmekte ne de gerçekçi çözüm önerileri ortaya konabilmektedir.
Halk için, hakça bir düzen için kurulmuş sol ve sosyal demokrat partilerin; iktidar karşısında güçlü bir alternatif olması gerekirken, tam tersine milliyetçi-muhafazakâr partilerin bu tabloda bile oylarını artırdığı görülmektedir.
Sağın alternatifi yine sağ olmuştur.
Potansiyel oy gücü, merkezin dışına taşmadan içeride konsolide edilmiştir.
Yani yukarı mahallenin çocukları, kendi içlerinde ne yaşarlarsa yaşasınlar, yine de aşağı mahallenin çocuklarıyla bir araya gelmiyorlar.
Aşağı mahallenin çocukları ise kendi içlerindeki ayrışmalar, kavgalar, geri dönüşü olmayan ihanetler, güç zehirlenmesi ve sermaye ile kurulan yeni arkadaşlıklar nedeniyle aradaki çizgiyi giderek kalınlaştırmıştır.
Tam da bu noktada, mahallenin sorunlarına çözüm üretmek yerine içsel çelişkiler ve kişisel hesaplar ön plana çıkmış; mahalle sorunları unutulmuş, kimse de umursamaz olmuştur.
Yukarı mahallenin çocukları potansiyellerini içeride diri tutarken, aşağı mahallenin çocukları bu potansiyeli kişisel çıkarlar uğruna harcamış; topluma umut olmaktan uzaklaşmıştır.
Böyle bir ortamda “erken seçim” diye bağıranlar, hangi çözüm önerileriyle halkın karşısına çıkacaktır?
Şaibeli kurultaylar, tutuklanan belediye başkanları, iddianamelerde ortaya çıkan ilişkiler ağı…
İhanet ve yolsuzluk sarmalında debelenenler, partiyi kendi öz gücü gibi görüp mahalleyi kurtarmak yerine kişileri kurtarmaya harcadıkça; kopuşlar ve uzaklaşmalar daha da belirginleşmektedir.
Toplumda karşılığı kalmamaktadır.
Bu girdaptan çıkışın tek yolu; aklı, bilimi ve halkın gücünü arkasına alan, çözüm odaklı, ilkeli, öngörülü bir siyaset ve yukarı mahallenin çocuklarını da aynı sofrada yan yana oturtabilen bilge, dürüst, ahlaklı bir liderdir.
Bugün CHP’nin içindeki durum tam olarak budur.
Kılıçdaroğlu mahalleyi kurtarmak isterken, Özgür Özel ve ekibi kendi sıkıntılarından kurtulmanın peşindedir.
Kılıçdaroğlu, hiçbir babanın ve hiçbir çocuğun bir adım geride değil, daima yan yana durmasını istemektedir.
Diğer tarafta ise; kendi çıkarları çerçevesinde kurulan kirli ilişkiler yumağının ortasında kalan, çırpındıkça batan, olacakları önceden bilip siyasi manevralarla kahraman olma hevesine kapılanların düştüğü hâl ortadadır.
Her çarşamba önce Silivri, ardından il il, ilçe ilçe; parti örgütlerinin taşımalarıyla oluşturulan suni kalabalıkların coşkusu her geçen gün azalmaktadır.
Çankırı mitingi bunun açık örneğidir. (Ankara–Çankırı arası sadece 45 dakika.)
Son günlerde yaşanan hukuksal gelişmeler ve TBMM’ye gelen fezlekeler sıkıntı yaratmış; “Yumuşama–Normalleşme 2.0” gibi şark kurnazlığıyla yeni bir manevra alanı açılmaya çalışılmıştır.
Bu tabloda CHP’nin toplumsal sorunlara duyarlılığı mevcut yönetimin umurunda mıdır?
Bir zamanlar hükümetlere yön tayin eden bir partiden; olmayacak maceralarda “kahraman” ilan edilen kişilerin geleceğini kurtarmak için kendi istikballerini düşünen, parti örgütlerini bu yönde kanalize eden ve iktidara muhalefet ediyormuş görüntüsü veren bir yapıya savrulunmuştur.
Ellerindeki YDK yetkisiyle, yargısız ve sorgusuz şekilde yaklaşık 1500 kişi ihraç edilmiştir.
Gelinen nokta budur.
Şimdi soruyorum:
Ülkenin içinde bulunduğu ekonomik sıkıntıdan nasıl çıkılacağını kim dert ediniyor?
Kılıçdaroğlu.
Asgari ücret, işsizlik, geçim sıkıntısı ve satın alma gücünün düşmesini kim gündem ediyor?
Kılıçdaroğlu.
Gençlerin beyin göçü adı altında bu ülkeyi terk etmek zorunda kalmasını önlemek, tüm sorunlarını bu ülkede çözmek ve iktidarı bu gençlerle değiştirmek isteyen kim?
Kılıçdaroğlu.
Liste uzar gider…
Bu sosyal deneyde de Kılıçdaroğlu daima halkın yanında, halkın sofrasında, yan yana durur.
Bir adım öne çıkanlar bilmelidir ki;
Yürek ve inanç olmadan yol yürünmez.
Her başlangıç, tek bir adımla başlar.
Murat Adıgüzel
