HALKWEBYazarlarKayseri İl Başkanı Ümit Özer Derhal Görevden Alınmalı ve CHP'den İhraç Edilmeli

Kayseri İl Başkanı Ümit Özer Derhal Görevden Alınmalı ve CHP’den İhraç Edilmeli

CHP’de “Değişim” Adı Altında Yaşanan Ahlaki Çöküşe Dair Tarihsel, Sosyolojik Ve Siyasi Bir Manifesto

0:00 0:00

Siyaset yalnızca iktidar mücadelesi değildir; aynı zamanda ahlaki bir rejimdir. Bir partinin kimliği, seçim bildirgeleriyle değil; kriz anlarında verdiği reflekslerle, suskunluk anlarında yaptığı tercihlerle, “kim korunur, kim feda edilir” sorusuna verdiği cevaplarla belirlenir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin karşı karşıya olduğu mesele tam da budur: Ahlaki reflekslerin çöküşü.

Kayseri İl Başkanı Ümit Özer’e atfedilen ve Alevi yurttaşları hedef alan sözler, eğer doğruysa, CHP tarihinde basit bir “skandal” olarak değil; kurucu değerlerle açık bir kopuş anı olarak kayda geçecektir. Çünkü burada mesele yalnızca incitici bir ifade değil; mezhepçi aklın siyasete sızmasıdır. Mezhepçilik, modern siyasette yalnızca bir önyargı biçimi değil; devlet-toplum ilişkisini çürüten, yurttaşlığı hiyerarşikleştiren, kamusal alanı parçalayarak yönetilebilir kılan bir iktidar tekniğidir.

Cumhuriyet Halk Partisi, tarihsel olarak bu tekniğe karşı kurulmuş bir siyasal aklın taşıyıcısıdır. Laiklik, CHP için bir yaşam tarzı savunusu değil; mezhep savaşlarını bu topraklardan uzak tutma iradesidir. Aleviler bu iradenin “seçmen grubu” değil, tarihsel muhatabıdır. Bu nedenle Alevileri kriminalize eden, onları “düşman” kategorisine iten her söylem; yalnızca Alevilere değil, CHP’nin varlık gerekçesine yönelmiş bir saldırıdır.

Burada kritik bir nokta daha vardır: Bu sözlerin dile getirildiği iddia edilen tarihsel bağlam. Suriye’de Alevilere yönelik katliam iddialarının, sürgünlerin, mezhep temelli şiddetin dünya kamuoyunu sarstığı bir dönemde; Türkiye’de ana muhalefet partisinin bir il başkanına böyle sözler atfediliyorsa, bu artık yalnızca “iç politika hatası” değildir. Bu, bölgesel mezhep fay hatlarını görmezden gelen bir siyasal körlüktür. Siyasal körlük ise her zaman etik çöküşle el ele yürür.

Bu noktada Genel Merkez’in takınacağı tutum, CHP’nin geleceğini belirleyecektir. Çünkü siyaset biliminin temel bir kuralı vardır:
Cezasızlık, ideolojiden daha hızlı yayılır.

“İnceleme başlattık”, “süreci takip ediyoruz”, “tarafları dinleyeceğiz” gibi açıklamalar; bu ölçekte bir meselede adalet değil, oyalama anlamına gelir. Mezhepçi dil soruşturulmaz; tasfiye edilir.

Bu nedenle burada açık ve tartışmasız biçimde ifade edilmelidir:
Kayseri İl Başkanı Ümit Özer derhal görevden alınmalı ve Cumhuriyet Halk Partisi üyeliğinden kesin olarak ihraç edilmelidir.

Bu bir siyasal sertlik gösterisi değil; kurumsal özsavunmadır. CHP, kendisini inkâr eden bir dili bünyesinde barındırarak varlığını sürdüremez. Aksi hâlde “değişim” adı altında yaşanan şey, yalnızca kadro değişimi değil; ideolojik boşalmadır.

Ancak sorun tekil değildir. Bu olay, CHP içinde uzun süredir biriken daha derin bir yapısal sorunun dışavurumudur: etik standardın çökmesi.

Aynı dönemde, bu partiyi yıllarca ayakta tutmuş bir genel başkana—Kemal Kılıçdaroğlu’na—ve onun ailesine yönelik sistematik hakaretlerin, parti içindeki trol ağları tarafından korunması; bu çöküşün başka bir yüzüdür. Burada artık “lider eleştirisi” değil, siyasal linç vardır. Ve linç kültürü, her zaman örgütsel çürümenin habercisidir.

Akademik literatür nettir:
Partiler, fikir ayrılıklarıyla değil; ahlaki sınırların silinmesiyle çözülür.
Aileyi hedef alan saldırıların normalleştirildiği, bunu yapanların “gençlik enerjisi” ya da “sosyal medya gerilimi” diye aklandığı bir yapı; ne demokratiktir ne de ilericidir. Bu, doğrudan doğruya otoriterleşmenin parti içi provasıdır.

CHP trollerle büyüyemez.
CHP mezhepçilikle iktidar alternatifi olamaz.
CHP linç kültürüyle topluma umut veremez.

Bu nedenle Genel Merkez’e yönelik talepler artık politik değil, varoluşsaldır:
Kayseri İl Başkanı Ümit Özer’in derhal görevden alınması ve üyelikten ihraç edilmesi,
Mezhepçi, ayrıştırıcı, düşmanlaştırıcı dil kullanan herkes için sıfır tolerans rejiminin uygulanması,
Kemal Kılıçdaroğlu’na ve ailesine yönelik hakaretleri yayan, koruyan ya da sessiz kalan tüm parti içi yapıların dağıtılması,
CHP kültürünü içselleştirmeyen, bu partiyi klik savaşlarının ve sosyal medya linçlerinin alanına çevirenlerle kesin bir kopuş sağlanması.
Ve artık açıkça söylenmelidir ki, aksi hâlde yaşanacaklar bir tehdit değil, sosyolojik bir sonuçtur.

Eğer gereği yapılmazsa, CHP’nin Alevi toplumuyla kurduğu tarihsel bağ fiilen kopacaktır. Bu kopuş, bireysel kırgınlıklarla değil; toplu Alevi istifalarıyla, örgütsel geri çekilmelerle, sessiz ama derin bir uzaklaşmayla kendini gösterecektir. Ve bu yalnızca örgütsel bir kriz değil; temsil krizidir.
Daha da önemlisi: Bunun sandıkta bir karşılığı olacaktır.
Siyasal davranış literatürü şunu açıkça ortaya koyar:
Kimliği, onuru ve hafızası inkâr edilen seçmen, sadakatini askıya alır.
İlk seçimde, Alevi seçmen sandıkta gereken cevabı verecektir. Bu bir öfke patlaması değil; rasyonel, meşru ve demokratik bir tutum olacaktır. Çünkü siyaset, saygının bittiği yerde oyla terbiye edilir.

Sonuç olarak mesele şudur:
Bu yazı bir “uyarı” değildir.
Bu yazı bir “sitem” değildir.
Bu yazı, Cumhuriyet Halk Partisi’ne yöneltilmiş entelektüel, ahlaki ve tarihsel bir son çağrıdır.
Genel Merkez ya bugün net bir tavır alır, ya da yarın yaşanacak kopuşun tüm sonuçlarını—siyasi, ahlaki ve tarihsel olarak—üstlenir.

Çünkü bazen bir partiyi yıkan şey iktidar baskısı değil; kendi içindeki çürümeyi inkâr etmesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI