‘Karaağaca çakımla ismini yazdım…’ 

Bugünden 130 yıl önce 2 Haziran 1889’da Tıbbiyeliler tarafından temelleri atılan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni tek kelimeyle özetlemek mümkün: Romantizm! Yürekleri kocaman bu adamlar devrim çağında ortasından çatırdayan imparatorluğu bir arada tutmak için canlarını seve seve Azrail’e teslim ettiler. Onlardan geriye kalan bir avuç anı, yürek tutuşturan sözler ve bir eski köşk; İstanbul’daki karargâhları, Münif Paşa Konağı. En şaşaalı dönemlerinde kan kırmızısı olan köşkün rengi zamanla giderek açılmış, pembeye dönmüş, ‘Pembe Köşk’ demişler. Pembe Köşk bugün artık yok, yıkıldı, köşe başı otopark oldu.  Paşaların ruhu dolanıyor arazisinde…

İttihat ve Terakki denilince akla ilk gelen isim Enver Paşa’dır. Tarihimizin belki de en çok tartışılan karakterinin ölmeden dört gün önce eşi Naciye Sultan’a yazdığı mektup ‘Karaağaca çakımla ismini yazdım’ cümlesiyle başlar. Mektubu yazdıktan dört gün sonra o karaağacın önünde Sovyet mitralyöz ateşine karşı beyaz atıyla hücuma kalkar Enver Paşa ve ilk mermiyle şehit düşer. Ömrü kahramanlıklarla dolu, savaşan son Osmanlı Paşası ölüme bile bile gider. Ölümünü kabullenir. Atı üzerinde savaşarak ölür… 

İttihat ve Terakki’nin deliliklerle dolu kısa tarihine müthiş bir son çizer Enver Paşa. Sadece birkaç yıl önce buluştukları İstanbul’daki karargâhları Münif Paşa Konağı’ndan Osmanlı’nın en ücra köşesine dağılan yüzlerce üye aynı kaderi paylaşır. Hiçbir İttihatçı eceliyle ölmez. Geride al kırmızı rengindeki konakları kalır.  O da solar zamanla. Pembe konağa döner adı. Terkedilir. Bugün Paşaların ruhu dolanıyor boş arazisinde. Otopark değnekçileri bağırıyor araç sahiplerine… Perili köşke park etmenin saati 20 lira. Kaybolan tarihimize dökülen yaşların bedeli paha biçilemez.

Tıbbiyeliler can değil vatan kurtaracak 

1889 yılı, Osmanlı çöküşün eşiğinde, dönem hükümdarı Abdülhamit Sultan ilerici her fikri lanetlemiş, koca imparatorluğu demir yumruğuyla bir arada tutmaya çalışıyor. Fransız Devrimi’nin artçı şokları tüm dünyayı iki kez turlamış. İmparatorlukların boyunduruğundaki tüm uluslar isyan ediyor. Osmanlı’nın en ilerici okullarından Tıbbiyeli öğrenciler İbrahim Temo öncülüğünde örgütleniyorlar. Daha sonra İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne evrilecek cemiyetin ilk ismini yine Temo belirliyor: İttihad-i Osmani Cemiyeti. Hızla diğer askeri okullara sıçrayan bu örgüt zamanla üye sayısını arttırmaya, o dönem yasaklı Namık Kemal’in eserlerini el altından çoğaltarak halkın gönlündeki vatanseverlik tutuşturmayı denedi. Onların sayesinde imparatorluğun tüm ileri eğitim kurumları vatansever nesillerle doldu. O nesiller Enver Paşa’ya, Mustafa Kemal Paşa’ya öğretmenlik etti. İttihat ve Terakki’nin temelini oluşturdu. Genç subaylar, bürokratlar, koca imparatorluğun işini gören mürekkep yutmuş tüm ahali tek bir amaç için bir araya geldi: Nefesi kesilen Osmanlı’ya nefes olmak, imparatorluğu dağılmaktan kurtarmak.

Kalemler bırakıldı. Piştovlar kuşanıldı.

Uzun bir süre kapalı yapılarıyla yalnızca genç öğrenciler arasında örgütlenen İttihad-i Osmani Cemiyeti, Ermenilere yönelik giderek artan şiddet olaylarında halk arasında görünmeye başlar. Şiddet olaylarında Sultan Abdülhamit’i suçlayan genç İttihatçılar, Ermeni vatandaşların güvenliğinin yeterince sağlanmadığını, halkın Sultan tarafından galeyana getirildiğini savunan bildirilerini yayınlarlar. Bunun üzerine daha önce Saray tarafından görmezden gelinen Cemiyet üyeleri bir anda hedef haline gelir. Osmanlı coğrafyasının köşe bucağına sürülen yeni mezunlar İstanbul’a veda ederken, henüz öğrenci Cemiyet üyeleri Saray’ın korkunç sorgularına göğüs germek zorunda kalır. Sultan’ın ilk şiddetli cevabı Cemiyet içinde onulmaz bir yara bırakır. Cemiyet artık şiddete, şiddetle karşılık verecektir. 

‘Nedir bizi çöle, dağa, kara kışa âşık eden?’ 

Sürgünle Osmanlı’nın dört bir yanına gönderilen Cemiyet üyeleri gittikleri yerlere kendi ateşlerini taşırlar. Paris’te toplanan bir grup cemiyet üyesi Sultan karşıtı Meşveret gazetesini burada çıkartmayı denedi ve Genç Türklerin önemli ismi Ahmet Rıza Bey cemiyete katılarak çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu örgütün ilk yaşlı üyesi oldu. Bu sırada İstanbul’da bulunan cemiyetçiler genç subaylar arasında örgütlendi. Sayıları giderek çığ gibi arttı ve Meşrutiyeti yeniden kurmak, Kanuni Esasi’yi geçerli kılmak için harekete geçtiler. Harbiye öğrencisi Giritli Halim’in cemiyet üyelerini Teşkilat-ı Mahsusa’ya ‘jurnallemesiyle’ öğrencilerin daha fikir aşamasındaki teşebbüsleri engellendi. Çoğunluğu Harp Mektebi’nde eğitim gören 630 subay adayı tutuklandı. Bunların 78’i ‘Şeref Vapuru’ ile ‘Fizan’a sürgüne gönderildi. Burada Trablusgarp Valisi tarafından karşılanan genç subaylar imparatorluğun en kötü cezaevine kapatıldı. Şeref Vapuru’yla Fizan’a sürgüne giden isimlerden biri de Osmanlı tarihinin en ilginç paşalarından sayılabilecek Zülüflü İsmail Paşa’ydı. Mustafa Kemal Atatürk’ün Manastır İdadisi öğrencisiyken müdürü olan İsmail Paşa, Sultan Abdülmecit’in ‘istenmeyen çocuğuydu’ ve dolaylı yoldan tahtın varisiydi. Altı yaşında paşa yapılan Zülüflü İsmail Paşa, batılı tarzda eğitim almış, tüm ömrünü hürriyet yolunda harcamıştı. Şeref Vapuru’yla sürgüne gönderildiğinde 19 yaşında olan İsmail Paşa bir zamanlar Padişah cariyesi annesine yazdığı mektupta, “Nedir bizi çöle, dağa, kara kışa âşık eden? Fizan’ın sıcak kumunda bile olsam sen misin o sevgili; validem?” ifadelerini kullanır. 

Enver Paşa

İttihat ve Terakki kuruluyor

Sürgünler, girişimler, cezaevleri… Bu kadar macera bizlere yetecekken Cemiyet üyelerinin hikâyesi aslında yeni başlıyor. Yıllar 1900’leri gösterirken artık tüm kurumlarda Meşrutiyet yanlıları var. Atatürk nesli okullarda, bir yüzyıl sonrasını etkileyecek önemli isimler yetişiyor. 1902 yılında Paris’te toplanan ‘Jön Türkler’ Kongresi tüm Osmanlı muhalefet kanadını bir araya getirdi. Toplantıda liberallerin başını Prens Sebahattin, merkeziyetçilerin başını Ahmet Tevfik çeker. İki tarafta ‘Meşrutiyet’in kurulması ve vatanın bütünlüğü’ konularında birleşse de anlaşma sağlanamadı. Liberaller daha ‘Terakki’ adlı bir dergi çıkartarak bunun etrafında toplandı. İttihat ve Terakki’nin Terakki’si böylece beden almış oldu. 1905 yılında Balkanlar genç subayların kurduğu cemiyetlerle kaynıyordu. Hepsi aynı amaca farklı fikirlerle hizmet eden bu cemiyetlerden biri de genç subay adayı Mustafa Kemal’in kurduğu Hürriyet ve Vatan cemiyetiydi. Yine bölgede güçlü olan Osmanlı Hürriyeti partisi Mustafa Kemal’in başkanlığında Hürriyet ve Vatan cemiyetiyle birleşti. Yıllar 1907’yi gösterdiğindeyse cemiyetin adı resmen Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti oldu. Cemiyetin yurtiçindeki idare merkezi İstanbul’dan Selanik’e alındı. Cemiyetin ilk liderliğini Ahmet Rıza aldı. 

Selanik’te başlayan devrim İstanbul’a taşınıyor 

Resneli Niyazi Beyin, Makedonya Resne’de silahlı birlikleriyle isyan etmesiyle başlayan 1908 devrimi hızla Selanik’teki İttihat ve Terakki merkezine sıçramış, o dönem binbaşı rütbesindeki Enver Paşa’nın planladığı tarihten çok daha erken başlayan devrim, acele şekilde hareke konmuştu. Balkanlarda heyecanla karşılanan Meşrutiyet haberleri telgrafla İstanbul’a gönderildi. Sonucunda İkinci Abdülhamit’in ‘istibdat devri’ sona erdi ve yerine Mehmet Reşat başa geçti. İkinci kez devreye giren Meşrutiyet sonucu partilerin kurulmasına ön açan İttihat ve Terakki Cemiyeti bu dönemde artık ‘Fırka’ (parti) unvanını aldı. Partiler üstü bir yapı olarak seçimlere katılmayan (üyelerinin neredeyse tamamı asker olduğu için) İttihat ve Terakki, bu dönemde İstanbul’daki karargâhları Münir Paşa Konağı’na yerleşir. Eski Paris sefiri olan Münif Paşa bir numaralı Cemiyet düşmanı olarak isim yapmıştı. Konağı tedbirle elinden alındı. Al kırmızı rengindeki duvarlarına beyaz şeritler çekildi. 

Konağın ruhu değişiyor

1908 devrimiyle Selanik’teki bir avuç isyancı olmaktan çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti, bu tarihten sonra ‘Meşrutiyet’in koruyucusu’ göreviyle İstanbul’a taşındı. Sürgüne gönderilen Münir Paşa’nın konağı bir aile evi değildi artık. Bab-ı Ali’ye olan yakınlığı, ara sokakta olması nedeniyle kolay savunulur oluşu ve devasa odalarıyla karargâh olmak için biçilmiş kaftandı. Asker kafasıyla düşünen İttihatçılar binayı kısa süre içerisinde tam anlamıyla bir ‘askeri karargâha’ dönüştürdüler. Sürekli hareket halindeki ‘silahşörler’ alt katlarda beklerken, üst katta cemiyetin istihbaratçıları ve yöneticileri bulunuyordu. Artık İstanbul’da yaşanan her olayda Münif Paşa konağının ve Terakki’nin bir parmağı vardı. 

Hareket Ordusu’na gönderilen telgraf 

Silahla dikte edilen her hareket şiddetle karşılaşma riskini en başından göze alır. Devrimle Meşrutiyeti dayatan İttihatçılar, İstanbul’a ayak basar basmaz muhafazakâr geleneklere bağlı askerlerin ve halkın tepkisini çekmişti. O tepki çığ gibi büyüdü. 31 Mart tarihine geldiğindeyse bir isyana dönüştü. Ordunun alt kademesindeki ‘alaylı’ askerler bugünkü Gezi Parkı’nın bulunduğu yerde, Topçu Kışlası’nda isyan başlattı. İsyan hızla muhafazakâr mahallelerde büyüdü. Bab-ı Ali’ye sıçradı. 

Hareket Ordusu kumandanı Mahmud Şevket Paşa ile kurmay heyeti

Asker kafasıyla seçilen Münif Paşa Konağı, ara sokaktaki mükemmel konumu nedeniyle kolaylıkla savunuldu. Konağın posta teşkilatıyla olan telgraf bağlantısı hiç kesilmedi ve konaktan gönderilen telgraflar imparatorluğun dört bir yanına ulaşabildi. Osmanlı’nın en modern birliği ‘Hareket Ordusu’ komutanı Mahmut Şevket Paşa o telgraflar sayesinde İstanbul’daki durumu kavramış ve hızla harekete geçerek isyanı bastırabilmiştir. 

Konaktan iktidara giden yol 

Hareket Ordusu’nun 31 Mart İsyanı’nı bastırmasıyla Meşrutiyet güven kazanmış, seçimlerle yeniden kurulan hükümet başa geçmişti. Ancak dönem savaşlar dönemiydi. Osmanlı yaşamının son aşamasına giriyordu ve kan dökmeden pes etmeyecekti. 1912 yılında başlayan Birinci Balkan Savaşı 1913 yılına geldiğine Osmanlı için hezimetle sonuçlandı. Birleşen Balkan toplulukları Selanik, Manastır, Niş, Karaağaç, İskeçe ve hatta Edirne’yi ele geçirmiş, İttihatçıların gözünü kan bürümüştü. Savaş sırasında imparatorluğu İngiliz Teali Cemiyeti’ne (İngiliz dostları) bağlı Hürriyet ve İtilaf Partisi yönetiyordu. (Aynı parti Sevr Anlaşması’nın imzalandığı dönemde iktidardadır) Savaş çıktığından beri konakta hareket hiç bitmiyordu. Devlet düşmanlarıyla zayıf güçle savaşırken, ordunun ölmekte olan bedenini ayağa kaldırmaya çalışan İttihatçılar yazdıkları emirleri çeşitli cephelerdeki komutanlara yolluyor, savaş hem Harbiye Nazırlığı’ndan hem de Münif Paşa Konağı’ndan idare ediliyordu. Savaşın kaybedilmesiyle, faturası İttihatçiler tarafından Harbiye Nazırı Nazım Paşa’ya çıkartıldı. Kamil Paşa hükümeti ‘gayri-Milli’ ilan edildi ve darbe hazırlığına başlandı. 23 Ocak 1913 günü beyaz atıyla konağın bahçesine çıkan Enver Paşa 20 kadar silah arkadaşıyla Harbiye Nazırlığı’nı basmak için yola çıktı. Aralarında daha Cemiyetin silahşörü olarak bilinen Yakup Cemil de vardı. Konaktan öfkeyle çıkan grup bir hışımla Harbiye Nazırlığı’na doğru yürümeye başladılar. Beyaz atıyla halkı isyana çağıran Enver Paşa: ‘Fatihan toprakları elden gitti!’ diye haykırıyordu. Yolda toplananlarla birlikte 100-200 kişilik bir kalabalığa ulaşan grup Harbiye Nazırlığı’nı bastı. Hükümet reisi Kamil Paşa, Harbiye Nazırı Nazım Paşa ile toplantıdaydı. Enver Paşa hışımla içeri girip ‘Millet sizi istemiyor, istifa ediniz’ derken cemiyetin deli silahşörü Selanikli Yakup Cemil, evinin düşman eline düşmesinin acısıyla tetiğe asıldı. Koca Osmanlı ordusunu 1 buçuk ayda işe yaramak konuma getiren Nazım Paşa kurşunların hedefi oldu. Olduğu yere yığıldı. İttihat ve Terakki artık iktidardaydı. 

Üç paşalar dönemi ve Dünya Savaşı 

İttihat ve Terakki’nin başa geçişi devrimi yönlendiren üç paşanın (Enver, Talat ve Cemal) Osmanlı’nın iktidarını demir yumrukla eline almasıyla sonuçlandı. İlk iş Birinci Balkan Savaşı ile kaybedilen Edirne geri alındı. Çöküşün eşiğindeki ordu güçlendirilmeye başlandı. Gelecekte yaşanabilecek iç isyanlar için tedbirler almaya başlayan İttihat Terakki, cunta yönetimiyle nefes alamayan imparatorluğun tekrar ayağa kalkmasını sağladı. Paşaların Bab-i Ali’ye taşınmasıyla tamamen bir parti binası haline gelen Münif Paşa Konağı bu dönemde askeri havasından çıkıp bir kurum binası gibi kullanıldı.

Cemiyetin silahşörleri, istihbaratçıları, silahlar ve mühimmatları hepsi binadan dışarı çıkartıldı. Silahların yerini politikacılar ve bürokratların koca koca masaları aldı. Almanlarla yakınlaşıldığı dönemlerde gelen askeri heyetler konağın misafirhanesinde ağırlandı. Enver Paşa’nın ‘damat Paşa’ olduğu dönemde çekilen meşhur ‘luger’li (bir çeşit alman tabancası) fotoğraf konağın bahçesinde çekildi… Göben ve Breslau boğazlardan geçip Yavuz ve Midilli olduğunda kararı Münir Paşa Konağı’nda verildi. Süreç konakta takip edildi. Savaşın başladığı günden, bittiği güne İttihat ve Terakki ne zaman bürokratlardan uzaklaşıp kendi içerisine dönmek istese bu binada toplandı. Belki kocaman bir felaketle sonuçlanan Sarıkamış’ın emirleri burada yazıldı… Belki de Çanakkale’nin savunma planını çıkaran Liman Von  Sanders paşa çizimlerini burada Harbiye Nazırı Enver Paşa’ya gösterdi… İkinci ihtilalden sonra Münif Paşa Konağı önemini kaybetmedi, aksine savaş gariptir ki konağın odalarından yönetildi… 

Cumhuriyet Vakfı tarafından İpekyol Kuyumculuğa satılan konak, firma tarafından otele çevrilecek. Firma binadan parçaları yeni yapılacak otelde kullanacağını iddia etse de binanın geleceği ‘yıkım’ oldu.

Gidiyoruz koca konak 

Birinci Dünya Savaşı’nın kaybedilmesiyle Münif Paşa Konağı’ndaki gizli toplantılar sıklığını arttırır. Konağın duvarları Almanca ve Türkçe fısıltılarla doludur. Paşalar felaketin büyüklüğünü kavramakta zorlanırlar… Liman Von Sanders Paşa burada azarlanır, Alman askeri ateşesine burada nota verilir… 1918 yılı boyunca Evren ve Talat Paşa’ların öfke krizlerine sahne olan konağın odaları aynı yılın Kasım ayında sessizleşir. Mondros Ateşkes Anlaşması 30 Ekim’de imzalanır. İngiliz Muhipleri Cemiyeti şehrin dört bir yanına Paşaları ‘adalete’ teslim edene verilecek ödül afişlerini asar. Paşalara artık İstanbul dar gelmektedir. Silahşörler yurdun dört bir yanına dağılmıştır. İttihat ve Terakki’nin kimi kadroları çoktan yenilginin şokunu atlatmış Milli Mücadele için hazırlanmaya başlamıştır… 

Paşaların İstanbul’dan kaçışı hep gizemini korumuştur. Ancak rivayet odur ki Alman Deniz Kurmayı Yüzbaşı Hermann Baltzer Berlin’den gelen bir emirle 1 Kasım 1918 günü harekete geçer. Saat 21’de Eminönü’nden bir motorla hareket alan Baltzer önce Moda İskelesi’nde Talat Paşa, dönemin İstanbul Valisi Bedri beyi alır ardından Arnavutköy’den Enver Paşa’yı, Boyacıköy’den de Cemal Paşa’yı alarak Sivastopol’e doğru açılır. 

Münif Paşa Konağı üç paşayı son kez 29 Ekim 1918 günü ağırladı.

3 Kasım sabah 8’de Sivastopol limana giren Alman gemisi burada Enver, Cemal ve Talat Paşa’ları indirdi. Enver Paşa, Kafkasya’ya gitmek için Almanlardan bir araç istese de bu isteği ateşkes bahane edilerek gerçekleştirilmedi. Tarihe yön veren üç adam orada yollarını ayırdı.

Talat Paşa

Talat Paşa, 1921’de Berlin’de bir Ermeni militan tarafından vurularak öldürüldü. 

Cemal Paşa

Cemal Paşa, 1922 yılında Enver Paşa’nın ‘Kafkas İslam Ordusu’na katılmak için bulunduğu Tiflis’te Sovyet gizli servisi ÇEKA tarafından vuruldu.

Enver Paşa ve Naciye Sultan

Hayattaki en son paşa Enver ise Sovyetlerle girdiği çatışmada kaybedeceğini anlayarak atını mitralyöz üzerine sürdü… 29 Temmuz 1922’de. Çok sevdiği eşi Naciye’nin adını yazdığı Karaağacın altında. 

Bütün bu çalkantılı hikâyenin ev sahibi Münif Paşa Konağı ise savaştan sonra bir süre ‘sahipsiz’ kaldı. İşgal yıllarında Hürriyet ve İtilaf partili bir grup tarafından talan edildi. İstanbul’un kurtuluşu ile 1924 yılında Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle Cumhuriyet Gazetesi burada kuruldu. Yarım asır yerinden ayrılmadı gazete. Bu süre içinde bakımsızlıktan soldu konağın al kırmızısı. Pembeye döndü. Pembe Konak dediler. 1974 yılında Cumhuriyet bugünkü yerine taşındı. 1980 yılında çatısı çöktü güzelim konağın. İçinde Berduşlar yaşadı. Bir dönem dükkân bile açıldı silahşörlerin alt katında…  Sonunda 2012 senesinde Cumhuriyet Gazetesi tarafından İpekyol Kuyumculuğa satıldı. Firma binayı yıkıp otel yapacağını açıkladı. İzin alamadı… 

Geçtiğimiz Şubat ayında son darbeyi de aldı Münif Paşa Konağı. Paşaların naaşı ters döndü mezarlarında. Arazisinde otopark değnekçileri geziniyor. 

Kim bilir belki de Münif Paşa’nın laneti bugün bile binanın yüreğinde yaşıyor. 

Burak Kılavuzoğlu 

 

En çok okunan haberler

Kanlı pazarın planlayıcısı Mehmet Şevki Eygi öldü

Kanlı Pazar’ın planlayıcılarından, Özel Harp Dairesi'nin 'komünizmle mücadele'de görevlendirdiği gerici yazar Mehmet Şevki Eygi 86 yaşında öldü.

“Her şey çok güzel olacak” demeyen ünlüler İBB’den milyonları götürmüş

Yeniçağ gazetesi yazarı Murat Ağırel, İBB ihalelerinden yandaş sanatçılara giden paraları yazdı.

Fatih Portakal’dan Ekrem İmamoğlu’na çılgın öneri

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde istifa etmeyen yöneticiler için Fatih Portakal Twitter hesabından öneride bulundu. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu belediyeden istifa ettiklerini söyleyen kişilerin hala belediye iştiraklerinde çalışmaya devam etmesiyle ilgili açıklama yapmıştı.

Metin Feyzioğlu’ndan Meclis’e ‘Erdoğan’ın sözünü havada bırakmayın’ çağrısı

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, yargı reformu paketinin bir sonraki döneme kalmaması için Meclis’in üç gün daha fazla çalışmasını talep etti. Feyzioğlu “Biz de uyumayalım. Tatile üç gün geç çıkın. Sayın Cumhurbaşkanı'nın sözü havada kalmasın, milletin beklentisi boşa çıkmasın. Ekime bu işi bırakmayalım” dedi.

Binali Yıldırım’dan Soylu’ya: Bu ne maskaralık Süleyman Bey

AKP'nin iki önemli ismi arasında geçen diyalog ortaya çıktı.

Bedelli askerlik başvurularının tarihi ve ücreti belli oldu

Bedelli askerlik 2019 yılı bedeli 33 bin 230 TL, dövizle askerlik ücreti 5 bin 442 Avro olacak.

Merve Demirel gözaltına alındı, Acun Karadağ’ın evine polis girdi

Ankara'da Yüksel caddesindeki eylemlere destek verirken gözaltına alındığı sırada cinsel saldırıya uğrayan Merve Demirel, yeniden gözaltına alındı. Aynı saatlerde Acun Karadağ'ın evine polis girdi ve Karadağ'a ait bazı eşyaları aldı.

Başkanın istifa resti, AKP’yi karıştırdı

AKP’li Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç’ın belediyenin iki milyarı aşkın borcu yüzünden istifa kararı aldığı iddia edildi. Büyükkılıç'ın sağlık sorunlarını gerekçe göstererek istifa edeceği haberi AKP Genel Merkezi'ne bomba gibi düştü.

Kanlı pazarın planlayıcısı Mehmet Şevki Eygi öldü

Kanlı Pazar’ın planlayıcılarından, Özel Harp Dairesi'nin 'komünizmle mücadele'de görevlendirdiği gerici yazar Mehmet Şevki Eygi 86 yaşında öldü.

Fatih Portakal’dan Ekrem İmamoğlu’na çılgın öneri

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde istifa etmeyen yöneticiler için Fatih Portakal Twitter hesabından öneride bulundu. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu belediyeden istifa ettiklerini söyleyen kişilerin hala belediye iştiraklerinde çalışmaya devam etmesiyle ilgili açıklama yapmıştı.

Abdullah Gül’den yeni parti sorusuna dikkat çeken yanıt

Eski Bakan Ali Babacan ile birlikte yeni parti iddiaları nedeniyle gündemde olan 11 Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gazetecilerin yeni parti sorularını dikkat çeken bir şekilde yanıtsız bıraktı.

Yeni Şafak yazarı: AK Parti için ‘büyü bozuldu’ demenin tam vakti

AKP için son yıllarda zaman zaman dile getirilen "büyü bozuldu" yorumu bir kez daha revaçta.

‘Karaağaca çakımla ismini yazdım…’ 

Bugünden 130 yıl önce 2 Haziran 1889’da Tıbbiyeliler tarafından temelleri atılan İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni tek kelimeyle özetlemek mümkün: Romantizm! Yürekleri kocaman bu adamlar devrim çağında ortasından çatırdayan imparatorluğu bir arada tutmak için canlarını seve seve Azrail’e teslim ettiler. Onlardan geriye kalan bir avuç anı, yürek tutuşturan sözler ve bir eski köşk; İstanbul’daki karargâhları, Münif Paşa Konağı. En şaşaalı dönemlerinde kan kırmızısı olan köşkün rengi zamanla giderek açılmış, pembeye dönmüş, ‘Pembe Köşk’ demişler. Pembe Köşk bugün artık yok, yıkıldı, köşe başı otopark oldu.  Paşaların ruhu dolanıyor arazisinde…