Kapitalist sistem; uygulandığı bütün ülkelerde kar oranlarının düşmesi, üretilen metaların satılıp sermaye çevrimine dâhil edilememesi ve genel ücret düzeyinin aşırı düşük tutulması sonucu oluşan aşırı meta birikimi ve canlı metalarda içkin canlı emek oranının düşmesi sonucu içine girdiği onar, yirmi beşer ve ellişer yıllık devresel krizler nedeniyle sık sık bunalımlara girmektedir.
Bu sistemsel kriz eğilimleri hiçbir zaman çözülememekte, yalnızca dünyanın bir yerinden başka bir yerine ve bir tür sorundan başka bir soruna taşınarak biçim değiştirmektedir. Özellikle neoliberal dönemle birlikte sermaye; zamana yayılarak insanları kredi mekanizmasıyla borçlandırmaya; dünyanın metalaşmamış bölgelerine giderek de mekâna yayılma yoluyla devresel krizleri atlatmaya çalışmaktadır.
Bu anlamda sermayenin toplum ve birey üzerindeki hâkimiyetini krizlere rağmen nasıl sürdürdüğü sorgulanan ve bütün dünya ezilenleri tarafından çözülmeye çalışılan bir problemdir. Küresel bir anti-kapitalistmücadele için kapitalizmin bize sunduğu araçların nasıl, kimlerce ve nereden başlayarak kullanılacağına yanıt aranması gereklidir. Harvey’e göre (2010) sermaye, kar arayışı içinde birbiriyle ilişkili bir takım “faaliyet alanları” arasında dönüp dolaşmaktadır.
Bu faaliyet alanları;
-Teknolojik ve organizasyonel biçimler,
-Toplumsal ilişkiler,
-Kurumsal ve idari düzenlemeler,
-Üretim ve emek süreçleri,
-Doğa ile ilişkiler,
-Günlük hayatın ve türün yeniden üretimi,
-Dünyanın zihinsel kavrayışlarıdır.
Sermaye, bu faaliyet alanlarından her birine bir şekilde değmeksizin ne dolaşımını, ne de birikimini sürdürebilir. Dolayısıyla faaliyet alanlarının ortak evriminin incelenmesi, kapitalist toplumun bir bütün olarak karakterinin anlaşılması anlamında önemlidir.
Bu alanlardan hiç biri ötekiler üzerinde hakim değildir, her birinin kendi içerisinde özerk gelişme olanakları mevcuttur. Her bir alan hem ötekilerle etkileşim içinde hem de insani meselelerde daimi olarak yenilikler yaratan bir iç dinamik sayesinde sürekli yenilenmeye ve dönüşüme tabidir. Alanlar arasındaki ilişkiler, sermayenin dolaşımı ve birikimi aracılığıyla diyalektik olarak karşılıklı biçimde örülmüştür.
Kapitalizm, tarihi boyunca teknolojik ve organizasyonel biçimler anlamında sürekli gelişim içinde olmuştur. Fabrika sisteminin ortaya çıkışından bugüne kadar gelişen süreç ve fabrikanın işleyişinde ve yönetiminde yaşanan yenilikler bu durumun göstergeleridir. Bilimsel yönetim anlayışından, fordist işleyişe ve esnek işleyişe kadar yaşanan gelişmeler örnek olarak verilebilir.
Toplumsal ilişkiler alanı, sermaye birikiminin geldiği aşama sonucu sürekli değişen ve sınıfsal ilişkilerin oluştuğu alan olması anlamında diğer alanları da etkileyen bir konumdadır. Kurumsal-idari düzenlemeler, feodalizmin aşılmaya başlandığı andan itibaren yaşama geçen ve sürekli gelişen kapitalizme özgü gerçekliklerdir. Bu düzenlemeler aynı zamanda üretim ve emek süreçlerini de belirlemede önemlidir. Günlük hayatın ve türün yeniden üretimi, doğa ile ilişkileri etkileyen, çevrenin doğal görünümünü ve yapısını bozan faaliyetlerdendir. Bütün bu alanları kavramlaştıran ve bir potada birleştirmeye çalışan alan ise dünyanın zihinsel kavrayışlarıdır.
Devrimci bir anti-kapitalist harekete, söz konusu yedi farklı faaliyet alanının herhangi bir yerinden başlanılabilir. Alternatif düşünceler ve muhalif toplumsal hareketler üzerine yapılacak bir tarama, en uygun başlangıç noktası konusunda farklı düşünce akımlarının var olduğunu gösterecektir. Önemli olan, başladığımız noktada kalmamak, yaptığımız müdahalelerin amaçlanmış ya da amaçlanmamış sonuçlarına göre mevcut yönelişimizi değiştirmektir. Devrim, bir hareket olmak zorundadır. Farklı alanların içerisinde, arasında ve içinden hareket edemiyorsa, sonuçta hiçbir yere gidemiyor demektir. Farklı alanlarda oluşmuş olan bütün toplumsal güçler yelpazesi çerçevesinde ittifaklar düşünülmesi gereği ortaya çıkar.
Ülkemizde de, kapitalizmin ortaya çıktığı 1800’lü yıllardan itibaren kapitalizmi anlamaya ve ona karşı mücadele etmeye çalışan siyasal-toplumsal hareketler olmuştur. Bu toplumsal hareketler çoğu zaman yukarıda sıraladığımız faaliyet alanlarından bazılarını öne çıkarmış, bazılarını önemsemiş ve programına almış, bazılarını da hiçbir zaman önemsememiştir. Örneğin; 1980 öncesi devrimci hareketler, dünya ve Türkiye tahlili yaparken uzun yıllar, teknolojik ve organizasyonel biçimler, kurumsal ve idari düzenlemeler üzerinde durmuş, diğer alanlarla ilgili çözümleri erteleme yoluna gitmiştir, ya da günlük hayatın ve türün yeniden üretimi ile dünyanın zihinsel kavrayışları arasına sıkışan idealist hareketler ortaya çıkmıştır. Özellikle 2000’li yıllardan sonra ortaya çıkan toplumsal hareketler, sürekli eksik kalan doğa ile ilişkiler alanını siyasal faaliyet alanı içine almışlardır.
Son dönemlerde hem dünyada, hem de ülkemizde anti-kapitalist mücadele konusunda arayış halinde olan siyasal yapılanmalar sıraladığımız faaliyet alanlarını dikkate almak, bu alanlarla ilgili programlar oluşturmak, alanların hassasiyetlerini gözetmek ve bir bütün olarak kapitalizmi aşmaya odaklanan perspektife sahip olarak mücadele yürütmek durumundadırlar.
Kaynaklar:
Harvey, D. (2010). Sermaye Muamması: Kapitalizmin Krizleri. Sel Yayıncılık. İstanbul.
