Cuma / 26 Şubat 2021

İşçilerin Anayasal sendika hakkı ve Yemek Sepeti

Mehrali Yücedağ yazdı...

202,535BeğenenlerBeğen
8,644TakipçilerTakip Et

 

Sendikaya üye olmak Anayasal bir haktır. Öyleyse neden üye olmayalım? İşçiler de hakkını kullanıyor sendikalarda örgütleniyor.
Yemek Sepeti işçileri de sendika hakkını Nakliyat-İş Sendikası ile kullanıyor.
Yemek Sepeti yetkilileri de sendika işçilerin Anayasal hakkıdır diyor. Ama…

BanaBiSendika twitter ve facebook sayfasıyla Yemek Sepeti BanaBi ve Vale çalışanları Nakliyat-İş Sendikasında örgütlenme başladı.
Burada öncelikle şunu söyleyelim. Pandemi sürecinde iş yükü en çok artan işçiler arasında online paket dağıtım işçileri de geliyor. Ve her zaman olduğu gibi onlarda işgüçlerinin karşılığını alamıyorlar.

Ki bu süreçte bu sektör hızlı ve aynı zamanda çalışma şartları açısından kuralsız büyüdü. Kural yok, hız var.
Yemek Sepeti de hızlı büyüyen bir işletme. 2001 yılında kuruldu. 2015 yılında 589 milyon Dolara Sektörün öncüsü Alman Delivery Hero’ya satıldı. Bugünkü değeri 1.2 milyar Dolar olduğu söyleniyor. Yemek Sepeti büyümeye devam ediyor. Ve bu büyümeyi sağlayan işçilerin geliri aynı oranda büyümedi. Her geçen gün daha da geriye gitti.
İşçiler iki yıl öncesinde aldıkları ücretle çalışmaya devam ediyorlardı. Yemek Sepeti bu yıl, iki yılın sonunda, TÜİK’in açıkladığı enflasyon oranında altında işçilere zam yaptı. Net 350 TL. Bu 350 TL’yi işçilerden büyük zam olarak görmelerini istiyor. Değil mi ki iş veriyorlardı.

Delivery Hero dünya çapında bir firma birçok ülkede Yemek Sepeti tarzı işletmeleri var. Ancak farklı ülkelerde ki işçiler Türkiye’de olduğu kadar ağır koşullarda ve ucuza çalıştırılmıyor. Ve bir çoğunda işçiler sendikalı çalışıyor.

Türkiye’de bu işletmede Banabi ve Vale adı altında çalışan moto kurye ve depocular var. Depocular sabit maaşa çalışıyor. Valeler yemek, BanaBide çalışanlar market ürünlerinin dağıtımını yapıyor. Prime dayalı bir sistem kurulmuş. İşçiye ne kadar çok paket dağıtımı yaparsa o kadar çok kazanırsınız algısı yaratılmış. Çok dağıtım yapan çok kazanır politikası var ama prim kesme kriterleri ile bunun da önüne geçilmiş.
Bu anlamda ayın sonunda işçilerin hesabı patronun hesabıyla hiç uyuşmuyor. Patron nalıncı keseri gibi hep kendine yontuyor. Sistem bilgisayar üzerinden işçilerin hakkını kesmek üzerine kurulmuş.

Bu işyerinde hasta olmak lüks. İşçi rapor alırsa hak ettiği primin yarısı gider. Ola ki, işçi evden çıktı trafiğe takıldı, işe geç geldi, Şirket bunun bir bedeli olmalı diyor. Hızlı olmaları gerekiyor. Siparişi 30 saniye içinde kabul edip sisteme girmesi ve o siparişi en hızlı biçimde müşteriye teslim etmesi gerekiyor. Bazı sitelere motorla girmeleri asansöre binmeleri site yönetimlerince yasaklanmış. Her gecikme durumu prim kesme cezası anlamına geliyor. Yağmurlu, karlı havalar onlar için işkenceye dönüşmüş durumda. Kaza yapma oranları yükseliyor. Zor koşullarda teslimat yaparken süresinde teslimat yapamayınca primleri yine de kesiliyor.

Elbette bu işletmede tek sorun para değil. Baskı, hakaret, işten atma, sürgün gibi tehditleri altında çalışıyor, işçiler.

Düşük ücretlerle uzun çalışma saatleri insani olmayan çalışma koşulları performans adı altında işçilere dayatılıyor.

İş güvenceleri yok. Çalışma koşulları açısından bir çok işçi bu işyerinde gelecekte görmüyor. Söz hakları yok. Çevredeki depolara destek eleman adı altında kendilerine hiç sormadan gönderiliyorlar.
İşçilere süreler dayatılıyor. Süre dayatması demek trafik kurallarını ihlal et demektir. Trafik kurallarını ihlal etmek kazaya davetiye çıkartmak demektir. Sadece pandemi sürecinde 160 moto kurye hayatını kaybetti.
Küçücük motorla 20 kiloluk damacanayı ayaklarının altına, bir o kadar ağırlıkta ki paketi de kasaya koyarak dağıtım yapıyorlar. Bunu kabul etmeyen işçiler kendini ya ücretsiz izinde yada evlerinden çok uzak bölgelerde buluyorlar.
Vardiya usulü günde 8 saat çalışma var ancak sürekli, karşılığını alamadıkları, fazla mesaiyi yapıyorlar. Bu anlamda sosyal hayatları kalmamış durumda. Yemek molalarını zamanında kullanamadıkları içinde sağlıklı beslenme koşulları da olmuyor.

İşçiler tüm bu kölece çalışma koşullarına karşı örgütlendi. 2000’nin üzerinde işçi Nakliyat-İş Sendikasına üye oldu.

Yemek Sepeti de sendika işçilerin Anayasal hakkıdır dedi. Ama işçilerin hakkını kullanmasının önüne geçiyor. Beklenmedik bir durum değil. Önce usulünden işçileri sendikadan istifaya zorluyor. Sendika hakkında karalama yapıyor, iftira atıyor. İstediğini elde edemeyince yasal olmayan keyfi, hukuksuz bir biçimde işyerinin iş kolunu 15 nolu “taşımacılıktan”, 10 Nolu “Ticaret, büro, eğitim ve güzel sanatlar” işkoluna çeviriyor. Yemek Sepeti Sendika ve işçi düşmanlığı yapıyor. Ama sendika işçilerin Anayasal hakkıdır demeye de devam ediyor.
Yemek Sepeti bu kadar kolay kurtulabilir mi sendikalaşmaktan?
Hayır.
İşçiler “İnsanca yaşayabilecek bir ücret, insan onuruna yaraşır çalışma koşulları için” sendikal mücadele veriyor, örgütleniyor.
Elbette ki işçiler, sendikasına ve sendika hakkına sahip çıkmaya devam ediyor. Sendika şart diyerek yola çıkmışlardı. İşçiler sendikalı ve toplu iş sözleşmeli olana kadar Nakliyat-İş Sendikasıyla birlikte mücadeleye devam diyor. Bilen bilir, Nakliyat-İş mücadeleyi bırakmaz.

Şöyle düşünelim. Sadece bir gün, yok yok yarım gün, yok yok bir saat tüm moto kuryeler, madem ki büro işçisi, bürodan rutin işlerini bitirip geç çıksa, siparişleri gecikmeli teslim etse; ve halkımız da pandemi sürecinin kahramanlarına sahip çıkmış olsa ne olur? Sendika Anayasal hak olur…

 

Serbest Kürsü

Gündem