HALKWEBYazarlarİran’da Kırılgan İstikrar: Toplumsal Patlama ve Emperyalist Tuzaklar

İran’da Kırılgan İstikrar: Toplumsal Patlama ve Emperyalist Tuzaklar

İran halkı, kendi tarihini yazıyor ve bu tarih, dış güçlerin çıkarlarıyla asla şekillendirilemeyecek bir antiemperyalist direniş örneği olarak yükseliyor.

0:00 0:00

2025–2026 kışında İran sokaklarında yükselen protestolar, tarihsel açıdan bir kırılma noktası olma niteliği taşıyor. Bu hareket artık yalnızca ekonomik bir tepkiden ibaret değil; 1979 devriminden bu yana biriken toplumsal, politik ve ideolojik çatlakların görünür patlamasıdır.

Kent merkezlerinden üniversite kampüslerine, küçük kasabalardan büyük şehir sokaklarına yayılan öfke, sadece fiyat artışlarına, enflasyona veya temel tüketim maddelerine erişim zorluklarına karşı değil, rejimin kendi varlık gerekçesine, toplumsal sözleşmenin erozyonuna ve yönetim anlayışının meşruiyetine meydan okuyor.

Orta sınıfın ve genç üniversite öğrencilerinin sokaklara inmesi, protestoların artık sadece geçim derdi ile sınırlı olmadığını, aynı zamanda rejimle hesaplaşan politik bir irade gösterisi haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu, aynı zamanda Batı’nın “demokrasi ihracı” söylemlerinin ne kadar sahte ve çıkar odaklı olduğunu, emperyalist güçlerin İran üzerindeki oyunlarının sokakta nasıl ters tepki yarattığını gözler önüne seriyor.

İran ekonomisi yıllardır süregelen yaptırımlar, petrol ambargoları ve yanlış ekonomik politikalar nedeniyle ciddi bir kriz içerisinde. Riyalin değer kaybı, %60’a yaklaşan enflasyon ve temel ihtiyaç maddelerinin fiyatlarındaki astronomik artışlar, bireysel yoksulluğun ötesinde toplumsal bir çöküşün işaretlerini veriyor. Ancak ekonomik kriz tek başına toplumsal hareket yaratmaz; halkın sokaklara dökülmesi için politik bilinç, tarihsel birikim ve örgütlü direniş gerekir.

Bu noktada kadınların ve orta sınıfın rolü belirleyici. Kadınlar, başörtüsü yasasına karşı süregelen direnişleriyle, Mahsa Amini olaylarının yarattığı tarihsel birikimi ve simgesel gücü bugün sokaklarda somutlaştırıyorlar. Onlar sadece ekonomik veya politik taleplerin görünür yüzü değil, aynı zamanda hareketin katalizörü, toplumsal mesajın simgesi ve uluslararası kamuoyunun dikkatini çeken bir güç. Bu durum, emperyalist güçlerin İran’ı içten çökertme ve müdahale etme planlarını görünürde frenliyor; sokaktaki gerçek güç, Batı’nın çıkar planlarını boşa çıkarıyor.

Rejim ise bu toplumsal patlamayı bastırmak için baskı aygıtlarını devreye soksa da, internet kesintileri, kitlesel tutuklamalar ve milis güçlerin varlığı, toplumsal güveni sağlamada yetersiz kalıyor. Her sert önlem, halkın öfkesini daha da besliyor ve devletin kontrol iddiası, meşruiyet açığı karşısında kırılgan bir gösteriye dönüşüyor. Bugün İran, içerideki öfke ile dış müdahale tehdidi arasında sıkışmış bir rejim olarak tarih sahnesinde duruyor; ne kadar güçlü görünürse görünsün, kırılganlığını artık gizleyemiyor.

ABD ve İsrail’in provokatif politikaları, Batı’nın İran üzerindeki hegemonik hesaplarının açık bir göstergesi. Trump’ın tehditleri ve “İranlı protestocuları kurtarmaya hazırız” gibi açıklamalar, sadece Tahran yönetimini korkutmakla kalmıyor, aynı zamanda içerideki toplumsal hareketi kendi çıkarları için manipüle etmeye yönelik bir propaganda aracına dönüşüyor. İsrail’in nükleer program ve bölgesel güç dengesi eksenli politikaları da Tahran üzerinde ek bir baskı unsuru oluşturuyor. Bu ikili, protestoları birer jeopolitik koz olarak kullanmak istiyor; ne var ki, İran halkı sokakta kendi kaderini belirlemek için hareket ediyor ve bu durum Batı’nın müdahale hayallerini boşa çıkarıyor. Sokakta yükselen öfke, emperyalist planların açık bir çöküşünü temsil ediyor ve Batı’nın sahte “demokrasi ihracı” söylemleri, gerçek halk direnişi karşısında anlamını yitiriyor.

İran, bu kriz ortamında stratejik ortak arayışına yöneldi ve en kritik ilişki şüphesiz Rusya ile kurulan kapsamlı stratejik ortaklıktır. Ancak Moskova’nın desteği sınırlı ve pragmatiktir; yüksek sesle verilen ideolojik destek söylemleri, sahada otomatik bir askeri veya ekonomik kurtarma garantisi sunmuyor. Kremlin, İran’ı Batı’ya karşı bir denge unsuru olarak kullanıyor, ama rejimin iç çöküşünü giderecek kapasiteye sahip değil. Rusya’nın söylemleri ideolojik bir kozdan öteye geçmiyor; içerideki toplumsal talepler ve kadınların önderliği, dış müdahalelerle bastırılamayacak bir gerçeklik olarak varlığını sürdürüyor. Bu, İran’ın jeopolitik bağımsızlığının ve halkın tarih yazma iradesinin altını çiziyor; dış güçlerin oyunlarına karşı İran’ın sahadaki direnişi, antiemperyalist bir direnişin en somut örneği olarak yükseliyor.

İran’daki toplumsal patlamanın olası sonuçları ise kritik ve belirsiz. Protestolar uzun süre devam ederse, rejim içindeki çatlaklar derinleşecek ve mevcut istikrar sürdürülemez hâle gelecek; bu, ya sert baskının tırmanmasıyla toplumsal şiddetin artması, ya da kısmi tavizlerle sınırlı bir istikrar arayışını gündeme getirecek. Ekonomik reform ve kapsayıcı politik mekanizmalar hayata geçirilmezse, öfke kalıcı bir toplumsal dönüşüm talebine dönüşebilir ve rejimin uzun vadeli meşruiyeti ciddi biçimde sarsılabilir. Uluslararası müdahaleler veya dış desteklerin sahaya yansıması, ABD ve İsrail’in stratejik baskıları ile Rusya’nın sınırlı desteği, rejimin manevra alanını daraltarak hem iç hem dış çatışmaları büyütebilir. İran bir “kritik eşik”te; hareketin yönü, ekonomik reform, toplumsal diyalog ve dış ilişkilerin dengelenmesine bağlı olarak şekillenecek.

Güvenlik odaklı yaklaşımlar kısa vadeli nefes aldırır; kalıcı çözüm, ekonomik reformlar, kapsayıcı politik katılım ve toplumsal diyalog ile mümkündür. Rejim, hem iç talepleri karşılamak hem de dış müdahale riskini azaltmak için stratejik bir dönüşüme ihtiyaç duyuyor. Aksi takdirde kriz derinleşecek ve toplumsal patlama kontrol edilemez boyutlara ulaşacaktır.

İran’daki toplumsal patlama salt bir ekonomik kriz değil; sistematik bir toplumsal ve politik dönüşüm arayışıdır. Kadınların öncülüğü, orta sınıfın aktif katılımı ve uluslararası aktörlerin müdahale olasılığı, rejimi hem iç hem de dış baskılar arasında sıkıştırıyor. Rusya’nın pragmatik destek söylemi, ABD ve İsrail’in provokatif politikaları ile birleştiğinde, İran’ın kaderi ulusal sınırları aşan bir jeopolitik satranç tahtasına taşınıyor. Dış destek, içeride çöken bir meşruiyeti yeniden inşa edemez; gerçek dönüşüm, toplumsal taleplerin kapsayıcı ve köklü bir siyasal yeniden yapılandırma ile mümkün olacak.

İran, hem iç hem dış dinamiklerin baskısı altında, kırılgan bir devlet ve rejim olarak tarih sahnesinde kritik bir eşikte duruyor. Önümüzdeki yıllar, rejimin hayatta kalma kapasitesi ile toplumsal dönüşüm taleplerinin çarpıştığı bir sınav niteliğinde olacak. Sokaklarda yükselen öfke, kadınların cesur duruşu, orta sınıfın meydan okuyan varlığı ve küresel güçlerin manevraları, İran’ı artık basit bir kriz ülkesi değil, emperyalist oyunlara ve jeopolitik hesaplara karşı kendi kaderini tayin eden bir sahneye dönüştürdü. Batı’nın müdahale hayalleri, Tahran sokaklarındaki direniş karşısında boşa çıkıyor; İran halkı, kendi tarihini yazıyor ve bu tarih, dış güçlerin çıkarlarıyla asla şekillendirilemeyecek bir antiemperyalist direniş örneği olarak yükseliyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI