İsrail devletinin uygulama koyduğu idamları derhal durdurulması için tüm dünya devletlerine derhal çağrısı yapılmalıdır.
İsrail devletinin masum insanlara yönelik uyguladığı şiddet, artık sıradan bir çatışma diliyle açıklanamayacak bir noktaya gelmiştir. Bu, güvenlik söyleminin arkasına saklanan sistematik bir yok sayma ve insan hayatını değersizleştirme pratiğidir. Savaşın bile bir hukuku, bir sınırı varken; sivillerin hedef haline gelmesi, açıkça insanlık vicdanına meydan okumaktır.
Bugün dünyanın gözü önünde yaşananlar, yalnızca bir coğrafyanın trajedisi değil; aynı zamanda uluslararası sistemin çöküşünün de ilanıdır. Çocukların, kadınların, yaşlıların bombalar altında can verdiği bir düzende “meşru müdafaa” kavramı, anlamını yitirir. Çünkü hiçbir güvenlik gerekçesi, savunmasız insanların ölümünü haklı çıkaramaz.
Birleşmiş Milletler başta olmak üzere küresel kurumların etkisizliği ise bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır. Kararlar alınır, açıklamalar yapılır; fakat sahada değişen hiçbir şey yoktur. Bu sessizlik, sadece pasif bir duruş değil, dolaylı bir onay anlamı taşır. Adaletin sustuğu yerde güç konuşur ve güç, her zaman en zayıfın üzerine çöker.
Bugün yaşananlar bir güvenlik politikası değil; bir insanlık krizidir. Bu kriz karşısında tarafsız kalmak, aslında zulmün tarafında yer almaktır. Çünkü masum bir insanın hayatı, herhangi bir siyasi hedefin ya da askeri planın çok ötesindedir.
Eğer dünya gerçekten “insan hakları” dediği kavrama inanıyorsa, bu tür eylemler karşısında net bir duruş sergilemek zorundadır. Aksi halde bu kavramlar, sadece güçlülerin işine geldiğinde kullanılan boş sözlere dönüşür. Ve o zaman geriye tek bir gerçek kalır: Güçlü olanın hukuku.
İnsanlık, bugün bir sınavdan geçiyor. Bu sınavda kaybeden sadece bir halk değil; susan, görmezden gelen ve sessiz kalan herkes olacaktır.
