İklim krizleri anlaşarak aşılır mı?

Geçtiğimiz günlerde Paris iklim anlaşması ( beş yıl aradan sonra ) imzalandı...

201,488BeğenenlerBeğen
8,826TakipçilerTakip Et

Geçtiğimiz günler de Paris iklim anlaşması ( beş yıl aradan sonra ) imzalandı. Bu anlaşmanın görünmeyen ve daha derinin de yer alanlar üzerine bir kaç şey paylaşmak istiyorum sizlerle. Birincisi ve belki de en önemlisi kapitalizm de anlaşmalar iki türlü olmakta. Birincisi görünen / paylaşılan ikincisi de görünmeyen ve paylaşılmayan. Anlaşma iki yada daha fazla ülke arasında imzalanıyor. Peki ne değişiyor ? Değişen bir şey yok. Zaten olamaz da ! Sermayenin doğa üzerinde ki yıkımı ve toprak rantının ardından atmosferik rantın devreye girmesi ile süreci geriye döndürecek adımlar atılmaz , atılamaz…

Küresel ısınmanın 1,5 ile 2 santigrat dereceler arasında tutulması gerektiği bunun içinde topyekün tüm insanlığın bir şeyler yapması gerektiği söyleniyor bu anlaşmada. İklim değişiminden herkes eşit derecede sorumlu olsaydı bu denilen doğru olabilirdi. Fakat herkes eşit derece de sorumlu değildir. Bunun altnı önemle çizmek gerekir.

Kapitalist üretim biçiminin sanayi tipi örgütlenmesi aşırı fosil yakıt ( kömür – petrol – doğalgaz ) kullanımını zorunlu kılar. Bu zorunluluk atmosfere karışan karbondioksit , metan ve diğer gazların sonucu havayı dolayısıla iklimi büyük oranda tahrip eder. Toplam enerji üretiminin % 80 ‘ni fosil yakıtlardan oluşuyor. Örneğin , petrol çıkaran 100 civarında şirket yaklaşık 250 yılda karbon salınımının % 70 ‘inden sorumlu. Ve son 150 yılda karbon salınımı 650 kat artmış. Sadece bu rakamlar bile bize sorumlunun kimler olduğunu göstermekte.

Bugün her 10 kişiden 8’i kirli hava soluyor. Eğer ciddi önlemler alınmazsa 2050 ye kadar küresel ısınmanın ve hava kirliliğinin artacağı söyleniyor. Bu felaketi daha iyi anlamak adına bir noktayı daha belirtelim ; uygarlığın ilk ortaya çıkışından günümüze dek küresel ısı 1,1 santigrat derece artmış. Bugün ise 1,5 – 2 santigrat dereceler konuşuluyor.

Kapitalizm ısıtır ve ısıtmadan yapamaz , bu sınırlarda da duramaz. Çünkü kâr elde etmek için aşırı üretmek , üretmek için yüksek miktarda enerji , enerji için de fosil yakıt gerekli.
Bu anlaşmalar da karbon salınımından daha fazla suçlu olan devletler daha az suçlu olanlarla parasal fonlar üzerinden yardımda bulunacaklar. Biz de soralım : Bu paraları merkez sermayedar ülkeler ( ABD – AB ) neden veriyor ? Babasının hayrına vermeyeceği için nasıl bir çıkar mantığı gözetiyor ?

Kapitalizm son girdiği finansal krizle birlikte yeni rant alanları bulmakta , kârlarını arttırmakta zorlanıyor. Onun içinde çevre / azgelişmiş ülkeler de yeni alanlar bulmak için çözümler arıyor. Bu ülkeleri ; işgücünün ucuzluğundan , çevre koruma tedbirlerinin yokluğundan , vergilerin düşük oluşundan … dolayı tercih ediyor. Vereceği parasal yardımlar üzerinden bu ülkelere giriş yapıp verdiğinden çok daha fazlasını alıp dönmeyi hedefliyor.

İklim adaletinin olmadığı , gıda egemenliğinin söz konusu edilmediği bir zemin de iklim anlaşması çözüm üretebilir mi ? Kaldı ki masa da asıl mağdurlar olan halkların büyük çoğunluğu bulunmuyorken. Deniliyor ki ; iklim krizi ısınmayla birlikte artıyor. Buna bir sınır koyalım. O halde soralım : Küresel ekonominin sürekli büyümesine sınır koymadan küresel ısınmayı nasıl durduracaksınız ? Böyle bir şey söz konusu olamaz. Çünkü ekonomik büyüme doğaya / çevreye zarar vermeden gerçekleşemez. Kapitalizmin hareket yasaları ile doğa / çevre arasında ters orantı kanunları geçerli. Birisinin artması diğerinin azalması ile mümkün. Bu anlamı ile kapitalizm , doğa / çevre ile uyumlu bir sistem değildir

Bugün her şeyin alınıp satıldığı , paralılaştırıldığı bir sistemde yaşıyoruz. Eşya onu üreten insandan daha değerli olarak görülüyor. Sahip olmak insan olmanın önüne geçmiş durumda. Para ekonomiyi , ekonomi toplum ve doğayı ele geçirmiş durumda. Herşeye para gözü ile bakan sermaye için doğanın yok olması hiç bir şey ifade etmez. Kârların erimesi buzulların erimesinden daha önemlidir.

Bu gidişata dur demek için önümüzde fazla zaman kalmadı. Köprüden önceki son çıkışa yaklaştık. Ekonomiye ( kapitalist piyasa egemenliğine ) karşı ekolojiyi ( toplumu , doğayı , insanca yaşamı ) savunma vakti…

Hakan Yurdanur

spot_img

Gündem