İdris Baba’dan 24 Haziran mesajı

Çukur dizisinin ‘İdris Baba’sı Ercan Kesal, 24 Haziran erken seçimine ilişkin bir mesaj paylaştı.

Türkiye 24 Haziran seçimine kilitlendi.

Çukur dizisinin ‘İdris Baba’sı Ercan Kesal, 24 Haziran erken seçimine ilişkin bir mesaj paylaştı.

Ercan Kesal, “Aday adayı demişken!” mesajıyla daha önce yaşadığı seçim sürecinin hikayesini kaleme aldı.

İŞTE O MESAJ VE HİKAYE…

KİM FAZLALIKSA İNSİN!..

Sabah erkenden çıktık yola. Berceste’de yumurtalı, ballı, kaymaklı kahvaltı, fazla durmadan yola devam. Meclisin ziyaretçi kapısında indim arabadan. Buraya ikinci gelişim. Birincisi mecburi hizmet yıllarında, bilmem kaçıncı seneden sonra canıma tak eden ‘’İstanbul’a tayin’’ meselesini halletmek için, kasabanın o zamanki belediye başkanı elimden tutmuş, dönemin Ankara milletvekilinin odasına kadar getirmişti. Kafamdaki imajın karşılığını bulamadığım, köstebek yuvalarına benzeyen, yanyana minicik odalarda sürekli misafir ağırlayıp gelenlerle çay içen takım elbiseli adamlar kalmış aklımda, o kadar!

Koltuğumun altında üç kalın proje dosyası, güvenlikten geçip bizim vekilin odasını bulmak için milletvekili odalarının olduğu bölümde yürümeye başladım. Gittiğimde odasının kapısı açık ama içerde kimse yoktu.

Hemen yandaki odanın sekreteri ‘’grup toplantısındalar, burada beklemeyin bence’’ deyince çıktım, ‘’kulis’’ denilen yere gittim.

Burası da bir alem. Meclis toplantılarının olduğu salona bağlantılı koridor ve bekleme alanlarında öbek öbek insanlar, ortalarına bir ya da birkaç milletvekili almışlar, olanca hararetleriyle bir şeyler konuşuyorlar. Milletvekillerinin kulağı salondan gelecek uyarıda ama. Arada sırada telaşla salona döndüklerinde de ortalık suyu çekilmiş değirmene dönüyor. Pek eğlenceli bir yer!

Proje dosyaları da tuğla gibi, ‘’şunlardan bir an önce kurtulayım’’ düşüncesindeyim artık. Önce genel sekreterin meclisteki odasını buldum, elbette yokmuş yerinde, şaşırmadım, kartvizitimle birlikte dosyalardan birini sekretere bıraktım, ‘’sayın vekilime iletmesini rica ve istirham ederek!’’

İkinci dosyayı da, kuliste Fenerbahça maçı seyreden bizim bölge miletvekillerden birinin eline tutuşturdum, adam beni sessizce dinledi, yan gözle maça bakarak. Belki de bir an önce gevezeliğimden kurtulup maça dönme arzusuyla, ‘’siz bir dosya da bana bırakın, ben iletirim ilgili arka…’’ cümlesini bile bitiremedi, Fenerbahçe gole gidiyordu…

Neyse, ben de epeyce hafifledim bu arada. Yavaş yavaş da olsa Meclis’in tadını çıkarmaya başlamıştım aslında. Her zaman oradaymış, buralara çok alışkınmış gibi bir havayla bulduğum boş koltuklara yayıldım, açık televizyonlardan ciddi bir ifadeyle devam etmekte olan oturumu seyrettim, sebilden su içtim, çay dolu tepsiyle yanımdan geçen çaycıdan teklifsizce çay alıp içtim falan…

Vakit öğleye yaklaşmıştı ve karnım da acıkmıştı iyice.

Birden, genel kurul toplantı salonunu taraflarından tanıdık bir grubun telaşlı ve hızlı adımlarla bana doğru yaklaştıklarını gördüm. Aman Allahım! Bizim Bir Numara ve avanesi. Yanında her zamanki yapışık adamı bilmem ne bey, bir kaç tanıdık, tanımadık mebus ve özel kalem görevlisi. Bir Numara hem yürüyor hem de etrafındakilerin anlatıklarını dinliyor. Grup hızla bulunduğum yere yaklaştı, önümden kavis yapıp, kıvrılırken, içimden kopup gelen tuhaf bir cesaretle, aniden gruba takıldım ve onlarla birlikte yürümeye başladım. Bunu yapmaya o kadar hızlı ve aniden karar vermiştim ki, kimse ne olduğunu anlayamamış, gruptakiler, sanki çok zamandır onlarla yürüyormuşum, grubun ayrılmaz parçasıymışım gibi bir havayla ve benimle birlikte yürümeyi sürdürdüler. Ta ki asansörün kapısına kadar. Grup ve tabi ki ben de, kısa bir maratondan sonra, büyükçe bir asansörün önüne gelip durmuştuk.

Herkesin sırtı dönük, asansör kapısının önünde beklemeye başladık.

Şimdi tam zamanı! Bugün kendimi aştım kesinlikle, şu düşündüğüm ve yaptığım şeylere bak Allah aşkına. Grubun yanından yavaşça süzülerek Bir Numara’nın yanına vardım, gözlerinin içine bakmaya başladım gülümseyerek. Fark etti ve kafasını çok olağan bir hareket yaparmışçasına hafifçe eğerek selamlar gibi yaptı. Elimi uzattım doğal olarak, o da uzattı elini ve hararetle sallayarak sıktı. Elim hala avuçlarında iken, bu müthiş beraberliğin verdiği cesaret ve güçle, konuştum:

‘’Merhaba efendim!’’

‘’Merhaba!’’ dedi ve elini çekmek istedi; bırakmadım. Bırakır mıyım! Yakmışım gemileri artık. Ya herru, ya merru!

İlçemin ismini söyleyerek devam ettim,

‘’Bilmem ne ilçesinden efendim, belediye başkanı aday adayı doktor bilmem kim…’’

Bu sefer elini gerçekten kurtarmak istediyse de yine bırakmadım, hatta şöyle aşağı yukarı yeniden sallıyormuş gibi bir hareket de yaptım, dostluğumuzun sürdüğü anlamında!

‘’Hatırladınız mı efendim? Havaalanından…’’

Adamcağız elini biraz da zorla kurtararak üzerini düzeltti, yanındakilere baktı, döndü asansörün ışığına baktı.

‘’Evet, evet… Pardon…’’ falan gibi kelimeler yuvarlanıp döküldü ağzından.

Yapışık kardeşi eğildi bir şeyler söyledi kulağına. Kafasını sallayıp, sinirli sinirli güldü. Öylece duruyordum karşısında ve artık ayrılamıyacak kadar yakınlaşmıştım. Bundan sonra hiç bir şeyin eskisi gibi olamayacağı bir biçime dönüşmüştü sanki Bir Numarayla olan ilişkimiz. Tam da yeni bir hamleyle bu ilişkiyi bir üst boyuta taşımaya hazırlanıyordum ki, asansör geldi.

Herkes kapıya doğru hareketlenmiş, kartlar yeniden dağıtılmıştı!

Başta Bir Numara, yanında yapışık kardeşi ve sekreteri, diğer kıymetli zevat, hep birlikte asansör kabinine aktık. Ben de katıldım tabii ki bu güçlü anafora ve bir anda kendimi içerde buldum. Şimdi, daha da yakındım Bir Numaraya ve tam sırasıydı, proje dosyamı verebilirdim. Yapışık kardeş düğmelerden birine bastı, asansörün kapısı kapandı ve şöyle bir yerinde sarsıldı. Kapı tekrar açıldı, biraz durduk, yine kapandı. Ordakilerden biri tekrar düğmeye bastı. Kabin bir an tekrar sarsılıp durduktan sonra, düğmelerin bulunduğu paneldeki işaretlerden biri kırmızı ışıklar çıkartarak yanıp sönmeye başladı.

‘’Fazla yük!’’ dedi grubun arkalarında duran, mafya benzeri kalın çizgili takım elbise giymiş birisi. Asansörün kapısı açıldı tekrar.

Kimse yerinden kıpırdamadan beklemeye devam etti. Bir kaç kişi duyulur duyulmaz mırıldandı:

‘’Birisi insin… Merdivenlerden yürüsün… ‘’

‘’Yok ya, kalkar aslında, biz geçen gün yirmi kişi bindik, hiç bi şey olmadı’’ dedi iyi kalpli bir insan evladı.

Bir Numara, gövdesini tuhaf bir şekilde kıpırdatarak, bu durumdan rahatsız ve mutsuz olduğunu belli etti.

‘’Arkadaşlar, kim fazlalıksa insin’’ diye bir cümle sarfetti, grubun en yaşlısı olduğunu zannettiğim kısa boylu, karga burunlu bir adam. Tüm gözler yavaşça bana döndü, ya da ben öyle zannettim, bilemiyorum. Daha fazla orada kalamayacağımı düşündüm. Bir Numara’ya yine de hafif bir baş hareketiyle reverans yaparak ve önümdeki bir kaç kişinin gövdelerinin arasından sürünerek, asansörden dışarı çıktım.

Kapı kapandı.

Asansör rahatlamıştı.

İçinde, bir numara ve diğer talihli yolcularıyla, mutlu bir halet-i ruhiyeyle, kendi özgür sularında, coşkuyla yükseldi üst katlara doğru.

Ey, kutlu makina, yolun açık olsun.

Çıktığın bu yolculuk, sana binmeye çalışıp da binemeyen memleket evlatlarının dertlerine derman olsun.

Hasretle yolunu gözleyen her adayın kalbinde bıraktığın ince sızı, çok sonra yazılacak mazlumların tarihinde ışıltılı bir manzume olarak kalacak.

Ey kutlu makinanın talihli yolcuları, dilerim sizin için mazi olan şeyler, bir gün benim de istikbalim olur!

Koltuğumu altında proje dosyam, üzerimde ‘’fazla yük’’ etiketiyle orada öylece bekledim.

Yeni bir asansör değildi beklediğim, bacaklarımda, geriye dönüp meclisten çıkıp gidecek gücü bulmalıydım öncelikle!

Ercan Kesal (Nasipse Adayız’dan)

“Sarayın Türkiye’si ile halkın Türkiye’si arasındaki fark bu!”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a 18 yıl önceki sözlerini hatırlattı.

Erdoğan’dan “bir kaç şehit” ifadesini soran gazeteciye fırça!

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan'ın Libya'da "birkaç tane asker"in şehit düştüğünü açıklamasının ardından, Albay Okan Altınay'ın Trablus Limanı'nda hayatını kaybettiği, naaşının memleketinde sessiz sedasız defnedildiği iddia edilmişti. Ancak resmi kanallardan şehit haberlerine yönelik bir doğrulama gelmemişti.

Erdoğan: Libya’da 2 şehidimiz var, ne yapacak Bay Kemal bunu?

AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, "Libya'da 2 şehidimiz var" dedi, "Bay Kemal ne yapacak bunu?' ifadesini kullandı. AKP'li Cumhurbaşkanı, Fox TV'yi de 'yalan haber' yapmakla itham etti.

Erdoğan’ın en eski yardımcısından olay açıklamalar: Erdoğan ‘Gülen, CIA ile Türkiye’yi ele geçirecek’ derdi…

1994-1998 arasında Erdoğan’ın yardımcılığını yapan Ekrem Şama, Erdoğan’ın 28 Şubat sürecinde Çevik Bir ile temasta olduğunu ileri sürerken, ‘Bir keresinde Balat semtinde böyle bir toplantıda, aynı minval üzere Erbakan’ın aleyhine konuşurken yüksek sesle kendisini bizzat protesto ettik. O da bize cevap vermeye kalkıştığında herkesin huzurunda salonu terk ettiğimizi hatırlıyoruz’ dedi.
209,132BeğenenlerBeğen
4,987TakipçilerTakip Et