HALKWEBYazarlarHöykürmeden Olmuyor

Höykürmeden Olmuyor

Biz neden bağıranı seviyoruz da, düşüneni dinlemeye sabrımız yok?

0:00 0:00

Bu ülkede sakin konuşursan fark edilmezsin.
Sözlerini tartarak söylersen, sesini yükseltmezsen, öfkeni dizginlersen…
Sana güçlü demezler. Sana “yumuşak” derler.

Ama bağırırsan…
Parmak sallarsan, yumruğu kürsüye indirirsen…
İşte o zaman seni görürler.
“Bizden biri” derler.

Çünkü bu bir akıl meselesi değil.
Bu bir his meselesi.

Bizim siyasetimiz büyük ölçüde hislerle yürüyor.
Öfkeyle, kırgınlıkla, haksızlığa uğrama duygusuyla.
Anlık tepkilerle yönlenen, impulsif bir seçmen kitlesi var.

Mantık aramayın; bağırmak, hatta muhatabına küfretmek bile rahatlatır.

Kitle adına bağıran siyasetçi bu yüzden karşılık bulur.
Tıpkı maçta küfredip höykürerek rahatlayan taraftarlar gibi; liderlerine eşlik etmek, alkışlamak iyi gelir.

Ama mesele yalnızca siyaset değil.

Biz, ebeveynleri kızınca sakinleşmeyen; susarak değil bağırarak korkutan, otoriteyi ses yükselterek kuran bir kültürün çocuklarıyız.
Bağıranı güçlü, susanı zayıf sanmayı evde öğrendik.
Sonra büyüdük, sandığa gittik ve tanıdık olanı seçtik.
Benimsemişiz bir kere.

Bağıran siyasetçi önce öfkeye dokunur.
Öfke hızlıdır; düşünmeyi sevmez.
İnsan yorulunca birinin onun yerine bağırmasını ister.
“Benim söyleyemediklerimi söylüyor” duygusuyla, biriken her şeyi o sese bırakır.
Sorumluluğu da onunla birlikte.

Bağıran siyasetçi aynı zamanda bir güç hissi satar.
Gerçek güç mü? Tartışılır.
Ama öyle hissettirir.

Yüksek ses kararlılık sanılır.
Kalabalıklar sessiz gücü değil,
“kontrol bende” diyen tonu duyar.

Bu tabloda uzlaşma zayıflık sayılır.
Sakinlik geri adım gibi görülür.
Bağırmak nettir. Tarafını belli eder, düşman gösterir, kavga edecek bir hedef verir.
Korku ve öfke ise sorgulamayan ama sadık bir kitle yaratır.

Bağıran siyasetçi çoğu zaman çözüm üretmez.
Ama duygu üretir.
Ve öfke, çözümden çok daha hızlı yayılır.

Sosyal medya bunu iyice hızlandırdı.
Sakin bir metin kaybolur.
Bir bağırma anı, sert bir çıkış, bir hakaret saniyeler içinde her yere ulaşır.
Algoritmalar bile bağıranı sever.
Çünkü biz seviyoruz.

Peki bu sevgi kalıcı mı?

Değil.
Bağırarak yürüyen siyaset insanı yorar.
Çünkü öfke hep daha fazlasını ister.
Bir noktadan sonra bağırmak da yetmez olur.
Ses vardır ama söz kalmaz.

Biz neden bağıranı seviyoruz da, düşüneni dinlemeye sabrımız yok?

Belki de cevap basit.
Dinlemek zordur.
Düşünmek rahatsız eder.
Bağırmak ise tanıdıktır.
Çocukluktan beri bildiğimiz bir dil.

Ama şunu bilerek devam edelim;
Bağırmak geçer.
O anlık güç duygusu söner.
Ve geriye, düşünmeyi hiç öğrenmemiş olmanın bedeli kalır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI