CHP lideri Özgür Özel, 2026’nın ikinci günü memleketi Manisa’da katıldığı açılış töreninde “Bundan sonra çağrımdır: CHP’li belediyeler yaptıkları her açılışa iktidar partisi, AK Parti ve MHP’li başkanları, yöneticileri davet etsinler. Davet edildiğimiz her yere gideceğiz. Artık bu kutuplaşmadan, bu birbirini şeytanlaştıran gergin iklimden, ülkenin çıkması lazım” diyerek ikinci ‘normalleşme’ dönemini başlattı.
“2026’nın yepyeni bir başlangıç yılı olmasını ümit ettik. Bizden yana bir takım adımlar atacağız. Ama bu gergin ortamda dünyanın ve Türkiye’nin ortamı bu halde.” diyerek ABD’nin Venezuela’daki haydutluğunun yarattığı gerilime dikkat çeken Özel, 19 Mart’tan sonra başlattıkları boykot listesini de sonlandırdıklarını ifade ederek “Şu an itibari ile en ciddi hassasiyetle takip etmek üzere 19 Mart sürecinde ilan ettiğimiz tüm boykot listesini boşaltıyorum. Yeni tur, yeni bilet. Önümüze bakıyoruz. “ diye konuştu.
Özel’in ilk normalleşme açılımı 31 Mart 2024 yerel seçimlerinin ardından geldi. CHP’nin birinci parti çıktığı seçimlerin ardından Özel’den gelen normalleşme çağrısının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan CHP genel merkezine gitmiş, CHP lideri ise hem Saray’a hem de AK Parti’nin bazı davetlerine katılmıştı.
Özgür Özel, bu dönemde gelen eleştirilere ise “Normalleşmenin isim babası benim” diyerek cevap verdi ve sürecin devam edeceğini söyledi.
Hatta 2025’in ilk günlerinde Beşiktaş Belediyesine düzenlenen ve başkan Rıza Akpolat’ın tutuklanması bile Özel’in normalleşme adımını sonlandırmadı. Ta ki 19 Mart 2025’te İBB’ye yönelik operasyon ve Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması ile birlikte Özel’in normalleşme politikası sona erdi ve Erdoğan ile iktidarını çok sert sözlerle hedef almaya başladı.
2026’ya ikinci normalleşme çağrısı ile başlayan Özel’e özellikle İmamoğlu’na yakın isimlerin kamuoyuna açık biçimde tepki göstermeleri ise ‘İmamoğlu normalleşmeye karşı’ yorumlarına neden oldu.
Nitekim birinci normalleşme adımına da aslında Ekrem İmamoğlu’nun çok sıcak bakmadığı Saraçhane’ye yakın isimler tarafından zaman zaman dile getiriliyordu.
Özgür Özel’in ilk normaelleşme adımının ardından CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’ndan gelen ‘Saray’la müzakere edilmez, mücadele edilir’ çıkışı da o günlerde çok konuşulmuştu.
Özel ise eski genel başkanına “Herkesle konuşurum, herkesle müzakere ederim ama mücadeleyi asla bırakmam. Çünkü millet kavga istemiyor” sözleriyle yanıt verdi.
Aslında Özel’in ilk normalleşme adımını atması, CHP tabanında da çok karlılık bulmamıştı.
‘Anormal olan biz miyiz yoksa kurucu liderimize dahi dil uzatacak kadar her fırsatta partimize ve genel başkanımıza hakaret eden Erdoğan ve AK Parti kadroları mı’ sorusu CHP tabanının tepkisini özetliyordu.
O nedenle Kılıçdaroğlu’nun ‘müzakere’ yerine ‘mücadele’ çağrısı da geniş bir karşılık buldu toplumun muhalif kesimlerinde.
Özgür Özel ise Mayıs 2025’te Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer’in duruşmasının ardından yaptığı açıklamada “Bunlarla müzakere edilmez, mücadele edilir” diyerek eski liderinin söylediği noktaya gelmişti.
CHP yönetimi ayrıca Özel’in ‘normalleşme’ politikasıını eleştirenlere Kılıçdaroğlu’nun ‘helalleşme’ politikasını hatırlatarak ‘bu politika Özgür Özel’le başlamadı’ şeklinde yanıt veriyorlardı.
Oysa ‘helalleşme’ ile ‘normalleşme’ politikaları arasında temel bir fark vardı.
Kemal Kılıçdaroğlu, “Helalleşmek yüzleşmek barışabilmek devam edebilmek demektir.
Bunun yarası olan topluluklara yapacağız. Hukuk başka kim ne suç işlediyse onun karşılığı hukuktur. Hukukla helalleşmeyi karıştırmamak lazım” diyerek başlatımıştı bu adımı.
Bu adımın iktidardan hesap sormaktan vazgeçmek anlamına geleceği yönündeki kimi eleştiriler üzerine ise helalleşmenin kimlerle olacağını ise şu şekilde sıralamıştı:
“28 Şubatçıların açtığı yaraları kapatıp helalleşeceğiz. İkna odalarına sokulan başı kapalı kızlarımızla helalleşeceğiz”
“Roboski ile helalleşeceğiz. Hukuk başka helalleşme başka. İnsanlara devlet tazminat ödeyecek ama bir taraftan da helalleşeceğiz.”
“Sivas, Kahramanmaraş mağdurlarıyla helalleşeceğiz.”
“Diyarbakır hapishanesi mahkumlarıyla helalleşeceğiz.”
“Mahalleleri gasp edilip sürülen romanlarla helalleşeceğiz.”
“Varlık vergileri altında inim inim inleyen azınlıklar, 6-7 Eylül olaylarının mağdurlarıyla helalleşeceğiz.”
“Mahkemelerle süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz.”
“Bugün Londra’ya göç etmiş en parlak beyinlerimiz ile helalleşeceğiz.”
“Ali İsmail Korkmaz’ın ailesi ile, Soma ile helalleşeceğiz.”
“Darbeciler tarafından bir sağdan bir soldan gencecik çocuklarımız asıldı bu ülkede o insanlarımızla helalleşeceğiz.”
“9 yaşındaki Oğuz Arda Sel’i kaybeden ve mahkemelerde süründürülen Mısra Öz ile helalleşeceğiz”
“Ahmet Kaya ile helalleşeceğiz. Helalleşeceğiz dostlarım. Yakın gelecekte bir gün çocuklarımız geçmişe baktıklarında ‘Neler olmuş ama önümüze bakmayı bilmişiz, helal olsun onlara’ diyecekler.”
Aslında Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘hellalleşme’ adımı iktidara yönelik değil doğrudan topluma ve toplumun mağdur edilmiş kesimlerine yönelikti. Yani sistemin geçmişten bugüne kadar mağdur ettiği ve hakkına girdiği kesimlerle.
Kaldı ki bu helalleşilmesi gerekenler de doğrudan CHP’nin değil, aralarında AK Parti’nin iktidar olduğu dönemi de kapsayacak şekilde ‘sistemin’ mağdur ettikleriydi.
O halde neden sistemin mağdur ettikler için CHP bir ‘helalleşme’ adımı atıyordu?
Çünkü Erdoğan ve AK Parti’nin propaganda makinası, toplumun geniş kesimlerinin kafasında ‘Sistem=CHP’ algısını yerleştirmeyi başardığı için.
CHP’nin ülkedeki gerginlik ortamının sorumlusu sanki muhalefetmiş gibi davranıp iktidara yönelik normalleşme adımı atması yerine, toplumun mağdurlarına yönelik bir hak teslimi anlamına gelecek ‘helalleşme’ adımı atarak iktidarla ise müzakere yerine mücadele edeceğini taahüt ederek toplumla arasında görünmez bir mukavele imzalaması siyaseten büyük bir karşılık da bulmuştu.
Emine Şenyaşar ‘dan Ayşe Ateş’e, Mısra Öz’den Fatih Furkan Yazıcıoğlu’na kadar pek çok ismin ‘adalet’ mücadelelerini Kılıçdaroğlu’na teslim etmeleri de tam bu nedenleydi aslında. Verilen taahüt toplumda karşılık bulmuş ve çok farklı kesimler bu noktada CHP’yi adaleti sağlayacak adres olarak görmeye başlamıştı.
Oysa bugün atılan normalleşme adımının arksında CHP’li belediyelere yönelik soruşturmalar ile 38. Kurultaya yönelik davanın etkili olduğuna dair toplumda geniş kuşkular var.
Mahkemelerde görülen davalar için CHP ile iktidar arasında ‘Arka kapı diplomasisi’ yürütüldüğünün itirafı, ‘toplum adına mücadele’ yerine ‘kendileri için müzakere’ gibi anlaşıldığı için, Özel bu adımları bugüne kadar başta CHP tabanı olmak üzere toplumun geniş kesimlerine benimsetemedi.
O nedenle atılan adımlar da normalleşmeden daha çok ‘yumuşama’ olarak adlandırıldı.
Oysa CHP’nin yapması gereken her 6 ayda bir makas değişikliği yaparak ‘yumuşama-sertleşme’ pratikleri yapması değil, mesajını Saray’a vermekten vazgeçip doğrudan toplum kesimleri ile kurduğu bağı güçlendirerek Saray rejimini sona erdirerek halkın iktidarını kuracağına dair güçlü bir inanç oluşturması.
Son anketlerden çıkan sonuç ise, Mehmet Şimşek’in neredeyse toplumun tüm kesimlerinin ekmeğinden keserek uyguladığı ağır ekonomik program döneminde bile oyların başa baş olduğu yönünde.
Seçim yılında dolu bir hazine teslim edilecek Erdoğan’ın, meydanlarda zam isteyen emekliyi fırçalamak zorundaa kaldığı 2024 yerel seçimlerinden alınan neticeyi de dikkate alarak tıpkı 2023 genel seçimlerinde olduğu gibi uygulayacağı bir ‘seçim ekonomisi’ ile bu tabloyu kendi lehine çevireceğini neredeyse siyasetin bütün bağımsız gözlemcileri söylüyor.
Özel’in ‘normalleşme/yumuşama’ adımları ise iktidar yürüyüşüne bir fayda sağlamaktan çok, parti içi iktidarı sağlama almaya yönelik adımlar olarak kalıyor.
İktidar yorgunu kitleler ise daha seçim gelmeden ‘yine kaybettik’ sözünü şimdiden mırıldanmaya başladı.
