Hapishane günlükleri üç: Geldikleri gibi gitmediler

201,488BeğenenlerBeğen
8,788TakipçilerTakip Et

Her sabah en geç 7’de kuş cıvıltılarıyla uyandığım Kayseri Kadın Kapalı Hapishanesi karantina koğuşunda ilk yaptığım iş yüzümü bile yıkamadan çay suyunun altını açmak oluyor.                     

Çay önemli mapusta…  Sonra Alev’le birlikte kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltı sonrası çay keyfi muhteşem…

   Her sabah Nazım Hikmet’in   tüm eserlerinin olduğu bir kitaptan bölümler okuyoruz birbirimize, Alev’in gözlüğü henüz gelmediği için, o gündüzleri okuyor, ben geceleri…

Memleketimizden insan manzaraları sarsıyor okurken.

Hala biçimi değişen ve fakat ezilmişliği değişmeyen insanlarımızı okurken gözlerimiz doluyor zaman zaman.

Gazete haberlerini okurken Nazım ustanın Kambur Kerim’i, Kartallı Kazım’ı, Mehmetçik’i geliyor gözümün önüne

    Bir süredir karantina koğuşundan ayrıldık. İki üniversite öğrencisi Elif ve Rukiye ile kalıyoruz.

Onların hikayesini  başka bir günlükte anlatacağım.

Bu yazının konusu Neyzen Tevfik’in dörtlüğü;

“Geldikleri gibi gitmediler.

Kimi itini

Kimi bitini

Kimi piçini bıraktı gitti”

Biz bir sabah yine Nazım okuyoruz havalandırmada koğuşcek.

Memedin ayağında yarım çarıklar.

Memet yüzükoyun yatmış sayıklar.

Memet beygir fışkısından arpa ayıklar.

Arpayı götürüp derede yıkar.

Güneşte kurutup yiyecek Memet.

Dağ taş Memet dolu, dağ taş sevkiyat

Ölüm Allahım emri, açlık olmasa fakat

Memetçik, Memet

Memetçik,Memet. Yıl 1939…            

   Eylül ayı bir gazete haberinden küpür kesmişiz. Başlık “Türkiye Çocukları En Yoksul ülke” UNICEF’in hazırladığı raporda çocuk refahı konusunda 41. Sırada yer alıyor Türkiye. Sonuncu yani. Bu rapora göre ülkemin çocukları kirli hava soluyor, kirli su içiyor, beslenemiyor, aç, eğitim yetersiz.

Çünkü yoksul bizim çocuklarımız. Ve yıl 2020…

“Alaman olmakta var mı keramet?

Alamanın vagonuna köpeği bağlı.

Tüyü boz, kulağı kesik, sağrısı yağlı.

Doydu, makarnayı köpeğine verdi Alaman.

Belki de makarna yemez her zaman.

Ve lakin Kartallı öyle görüyor.

                                                                                                                    Memetçik, Memet

Memetçik, Memet. Yıl 1939

   26 Ekim 2020 tarihli haber; “Samsun’un Vezirköprü ilçesinde, sanayi sitesinde çıraklık yapan 14 yaşındaki Harun Mete Şahin iş çıkışı eve giderken, sokak ortasında bayıldı. Hastanede kurtarılamadı.  Ço-cuk  iş-çi öldü.  Metecik, Mete

                                 Metecik, Mete… Yıl 2020…

    8 yaşındaki Çınar Mert  EBA’ya bağlanmak istedi. Mahallede alt yapı sorunu çözülemedi. Babası komşudan rica etmiş, internet hattı çekmek için çatıya çıkmıştı. Çınarda babasının peşinden çatıya çıkmış, ayağı kayınca  4’üncü kattan düşerek hayatını kaybetmişti. Baba Önder Mert şöyle dedi; “Ciğerimiz yandı. İnternet ücretsiz verisin. Eğitim hani bedavaydı, herkese eşitti?” Oysa eğitim hiçbir zaman “eşit” olmazdı, bu sistemde. Çınar 8 yaşında öldü. Çınarcık, Çınar

                                  Çınarcık, Çınar… Yıl 2020

Ve çocuklarımıza nasihat diyor Nazım usta;

Hakkındır yaramazlık

Dik duvara tırman

Yüksek ağaçlara çık

Usta bir kaptan gibi 

Kullansın elin 

Yerde yıldırım gibi giden bisikletini…

Ve din dersleri hocasının resmini yap

Kurşun kaleminle yık

Mızraklı ihmihalin 

Yeşil sarıklı iskeletini.

Sen kendi cennetini

Kara toprağın üstünde kur.

Coğrafya kitabıyla sustur, 

Seni “Hilkati Adem”le aldatanı… Yıl 1928…

      Ve Ayasofya’nın  “ ibadete” açıldığı gün “Türkiye Cumhuriyeti sona erdi, İslami Devleti kuracağız “diye sevinç çığlıkları atan tarikat şeyhi yobaz, 12 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismardan tutuklandı. 

     Dokuz Eylül Üniversitesi öğretim üyesi, Yıl 2020…

Profesör Esergül Balcı’nın hazırladığı Tarikat ve Medrese Gerçeği Raporu’na göre Kuzey Irak ve Suriye’ye “ Medrese” “eğitimine” 10 binin üzerinde çocuk götürülüyor ülkemizden. Sadece İstanbul’da  445 tekke-zaviye var. 3 yaşındaki çocuklar sözde medreseye kayıt olabiliyor. Ülkemizde 1 milyon çocuk bu yobazların ağına düşürülüyor. Yıl 2020 ki biz çocuklarımıza öğretemedik  “Mızraklı ilmihal’in yeşil sarıklı iskeletini, kurşun kalemiyle yıkmasını…”

Kartallı Kazım diyor ki;

Dövüştük pir aşkına

Yaralandık birkaç kere

Ve saire

Ve kavga bittiği zaman

Ne çiftlik aldım, ne apartman

Kavgadan önce Kartal’da bahçıvandık

Kavgadan sonra Kartal’da bahçıvan                                   

Yıl 1939…

           Ve Furkan Celep intihar ediyor, “Bir araba, bir ev veya herhangi bir şey uğruna yıllarını harcamak istemediğini, iş hayatının kendisine ne çok yorucu geldiğini “söyleyerek… Bu kapitalist sömürünün olduğu sistemde öğretemedik Furkanlarımıza Nazım’ın Kartallı Kazım’ı gibi bir şey uğruna yaşamasını, ölmesini…           

                                        Yıl 2020

                          Sıra Nazım’ın Fuat’ında Dinleyelim mi?

Vatan sevgisi mi bu hergelelerde?

Hangi vatan sevgisi?

Sandalya, depo, fabrika, çiftlik, apartıman sevgisi

Mülkünü sermayesini al

Sandalyesini çek altından

Heriflerde düşman toprağı olur vatan.

Yıl 1939…

     Yıl 2020 Kartallı Kazım’ınki ile Fuat’ın anlattığı “vatan sevgisi” hala kavgadadır birbiriyle. Olacaktır.

Olmalıdır da. Vatan sevgisinden bahseden kim olursa olsun önce soracaksın “vatan” nedir diye. “Sandalya, depo, fabrika, çiftlik, apartıman sevgisi”dir onlarınki. Ve bizi sömürmek, al kanımızı içmektir vatan sevgileri. Nedense savaş zamanı halkın olur vatan, barış zamanı villalar, saraylar dikmek için onların…

     Eve ekmek götüremiyoruz dedi Malatyalı dolmuş şöförü. Yıl 2020…

Abartıyordu şöför. Mutlaka eve ekmek götürüyordur herkes. Yoksa açlıktan ölürlerdi! Bakın ölmemiş! Eve ekmek götürmekten kastımız ekmek götürmektir yani! Yoksa ekmeğin yanına et pişiyor mu? Peynirin, zeytinin, tereyağın, balın, yumurtan, sucuğun, pastırman var mı bilemem! Ama ekmeğin vardır kesin! İnsan gibi, yani ailenle filan birlikte tatillere gidebiliyor musun? Çocuğun EBA’ya çatıya çıkmadan bağlanabiliyor mu? Dans, müzik, resim gibi sanat faaliyetlerine gönderebiliyor musun çocuğunu? Her hafta sinemaya, tiyatroya gidebiliyor musun ailecek filan? Bunları bilmem. Ekmeğin vardır kesin! Bizim için halkın yoksulluk sınırı budur! Ekmek var mı var. O zaman yoksul değilsin. Acından ölmediysen hadi hadi zenginsin yine… 

                                             Yıl 2020

           Böyle gidiyor hapishanede Nazım Hikmet okumaları. Bir 1930’lardayız, bir 2020’ler de. Değişen ne diye düşünüyorum. Yine Neyzen söylüyor;

“Sazlar aynı saz,

Yalnızca tel değişti;

Yumruk aynı yumruk

Bir var ki el değişti”

      Ne zaman bir el bizi ezmeyecek? Ne zaman ezilmeyiz üzüm gibi? Onun cevabı yine bizde. Önce bizi kimin ezdiğini, sömürdüğünü  bileceğiz. Bu ülkede yıllarca emperyalizmin ülkemize müdahalesi konuşuldu, kahvehanelerde, birahanelerde, panellerde, rakı masalarında, dost toplantılarında, tartışma programlarında. Amerikan emperyalizmi, İngiliz emperyalizmi… Bu söylemler üzerine sordum bir gün öğrencilerime; hayatınızda hiç Amerikalı gördünüz mü? Hiçbiri görmemişti. Size de soruyorum tatil yerleri dışında devlet dairelerinde, mecliste, bakanlıklarda vs bir Amerikalı gördünüz mü? Bir tane Amerikalı yönetici olmayan bu ülkeyi Amerika nasıl sömürüyor olabilir acaba? Hayatımızda nerde bu Amerika?

        “Hırsız içerideyse kapı kilit tutmaz” diye sesleniyor rahmetli babam tatlı sohbetlerimizin geçtiği erik ağacı altından. Ve alıyorum ki geldikleri gibi gitmemişler

Acun Karadağ

 11 KASIM 2020                                                                                                   

Yazarın Diğer Yazıları