Hapishane günlükleri 5: Bünyan

201,488BeğenenlerBeğen
8,817TakipçilerTakip Et

TANIMAK GEREKİR SOĞUMUŞ YÜREKLERİ

Nerde bir yiğit direniş görseler
küçümsemektir onların işi.


Kıpırdamazlar eylem deyince
kavgaya çağırdın mı yoktur hiçbiri.

Hele edebiyatın adı geçmesin
hazır dillerinin ucunda öğüt:
“Kavgadan söz açsan bile kavgacı olma!
Üstüne gittin mi Şenlikname’nin, Haydar Haydar’ın
bakarsın soluğu Hisar’da alırlar”


görev de yaptı, sorumluluk da taşıdı bir vakitler
şimdi ne bakıyorsun
Osmanlı kayığıyla dolaştığına?”

En küçük bir haksızlıkta
yüzlerine ateş bastığına bakmayın,
tanımak gerektiğinde onları
bakın nasıl zora koştuklarına
en büyük haksızlığı ağza alanı.

Yüksek sesle okunurken bir alanda
halk adına yazılmış şiirler
bakın nasıl ürperdiklerine tiksintiyle,
nerde bir iş yapılacaksa halka dönük
orda göründüklerine bakmayın.

Kemal Özer

EĞİTİM SEN’İN DİRENİŞÇİLERİ SENDİKADAN İHRACI ÜZERİNE

Sevgili Halk Web okuyucuları, yeni bir Hapishane Günlükleri yazısıyla merhaba. Hocam hala tutuklu musun diye şaşırmayın. Malumunuz bu süreçte 4-5 ay yatırmadan tahliye etmiyorlar muhalifleri. Hele bizim gibi sokağı aktif tutanları tutuklamak için bir fırsat yakalamış iktidar tahliye süresini olabildiğince uzatmak için “cebinden uydurduğu kağıtları” delilmiş gibi mahkemeye verecek; “aaa dosyaya eklenen yeni delili incelememiz gerekir” bahanesiyle tutukluluğumuzu uzatacaktır. 9 Aralık’taki duruşmamızda da buna benzer ayak oyunları yapıldı. Belki sosyal medyadan takip ettiniz. Belki bu durumu ayrıca bir yazıda anlatırım. Bugünkü yazım üyesi olduğumuz Eğitim- Sen’in biz direnişçileri ihraç etmesi üzerine olacak.

 

Sendikalarla falan çok ilgilenmiyor olabilirsiniz. Hele muhafazakar okuyucularım için sol bir sendikanın yaptığı, ettiği sizi ilgilendirmiyor olabilir. Bu nedenle baştan uyarayım ki yazımı okumaya değer bulun. Bu yazı bir sendikanın getirildiği durumu teşhir etmekle beraber ülkenin getirildiği durumu da teşhir etmektedir. Çünkü doğada olduğu gibi toplumsal yaşamda da her şey birbirine bağlıdır. Hiçkimse de hiçbir olay için bana dokunmaz, beni ilgilendirmez dememelidir. Diyalektik olarak nerede bir dert varsa , o dert bizimdir aslında. Ya sorunun ya çözümün parçasıyız çünkü. 

Kemal Özer’in muhteşem tahlilini içeren şiiriyle başladım yazıma. Çünkü yanımızda duranların aslında nasıl hançerlerini ceplerinde gizlediklerini çok  iyi anlatıyor. Her biriniz yakınınızdaki birinin ihanetine uğradı son dört-beş yılda. Kiminiz idari amiriniz, kiminiz iş arkadaşınız, kiminiz dostum dediğiniz, kiminiz abla-abi dediğiniz, kiminiz eşiniz hatta kiminiz anne babanızın,öz kardeşinizin ihanetine… İhbar, ispiyon ahlaksızlığı geçer kişilik oldu son süreçte. İşbirlikçilik bir şey üretip, insanlık için yaratma birlikteliğinden, kötüye hizmet ortaklığına dönüşüverdi. O nedenle beni anlayacak birileri varsa o da sizlersiniz.

Bir iki yıl önce hatırlarsanız sendikamızı direnmeye teşvik etmek istemiş, KHK’larla ihraç üyelerinize sahip çıkın demiştik. Sendikamızda bunun için oturma eylemine başlamıştık. KESK başkanı Mehmet Bozgeyik ; “demokratik hakkınızdır, oturabilirsiniz” demişti. Bir süre oturduktan sonra Yüksel Direnişi mücadelesi daha da yükseltmiş , geniş kamuoyu desteğine erişmişti. Milyonlar bizden söz ediyor, gazete ve ana akım medyada bile haber oluyor, bu kanallara konuk olarak katılıyorduk. Bu dönemde KESK yürütmesine yönelik eleştirilerimiz “kem-küm” le geçiştiriliyor, suskun kalmayı tercih ediyorlardı. Ne zaman ki Nuriye-Semih açlık grevi sonlandı, direnişin alevi sönümlendi, iktidar o zaman açık bir saldırıya geçti. Öyle böyle değil… Sokakta değil..  Yalnızlaştırmaya çalışarak bitirmeye çalıştı sokağı. Gözaltılar, para cezaları yakın destekçilere yönelikti. Terörize etme, illegal gösterme çabası ise geniş kitlelere gözdağıydı. Tüm direnişçileri örgüt operasyonu adı altında gözaltına aldırdı içişleri bakanı. Bizler gözaltındayken KESK ve CHP’yi de tehdit etti bakan : “Bakın bunlar örgüt üyesi, eğer tavır koymazsanız size de operasyonlar gelebilir..! “ Teslim oldular tabii ki. Neden olmasınlardı ki? Hem KESK hem CHP kadrolarında işçi- emekçi için bedel ödeyecek yürek yoktur. Dostlar alışverişte görsün; yeterli oy alınsın; yönetimde olunsun; düzen bozulmasın.. Hatırlarsanız direnen işçi Mahir Kılıç’ın açlık grevinde Mahir’in çocukları yetim kalmasın, işçinin işini geri verin dediğimiz için CHP Genel Merkezi binası içinde gözaltına aldırmıştı CHP yöneticileri bizler. KESK yönetimi de çalışma bakanını ağırlayıpü misafir ettikten bir hafta sonra direnişçileri tekme-tokat tam bir mafya tarzıyla sendikamız binasından dışarı atmıştı. Böylece iiçişleri bakanına teminat vermiş oldular.

“Bize dokunma da al direnişçileri … “ İçişleri bakanı durur muydu? Enselerinden yakalamıştı bir kere. Yetmezdi. Sendikadan ihraç edilmeleri gerekir. Çünkü direnişçileri köşeye sıkıştırmak için iktidarın tam bir yalnızlaştırmaya ihtiyacı vardı.  Böylece iddianamelere girer “sendikalarını da direnişe destek vermeye zorladılar ama..” cümlesi de anlamını bulmuş oldu. Tam da bizim tutsaklığımızın Eğitim-Sen genel kuruluna denk gelmesi ne kadar ilginç değil mi? Pandemi sürecinde büyük toplantıların, düğünlerin, parti kurultaylarının, meslek odaları seçimlerinin içişleri bakanlığı tarafından yasaklanması, bu yasakların bir haftalığına kaldırılıp sonra tekrar yasaklanması; yaz aylarında alınan Eğitim-Sen genel kurulu tarihinin yasağın kaldırıldığı bir haftaya denk gelmesi; direnişçilerin ihracının genel kurulda oylamaya sunulacak olması..!! Bunların hepsinin bir tesadüf olduğuna ancak aptallar inanır. Hiçbirimiz aptal değiliz şükür.

Öyle,böyle biz hapishanede dört duvar arasındayken Eğitim-Sen Genel Kurulu yapıldı. Dostlarımız, olan biteni mektuplarla aktardılar bize. Sendikamızdan ihraç edilmemize dair oy çokluğu ile karar alındı diyerek tutanağa geçmişler. Oy çokluğu falan yokmuş ortada. Kalkan eller sayılmamış bile. Oldu bittiye getirmişler ihracımızı. Direnişçilerden Nuriye Gülmen, Mehmet Dersulu ve ben sonra da bu yönetimin ipliğini pazara çıkaran ve çok da alıcı bulan Hatay yönetiminin (Eğitim Sen geçen yıl kayyum atamıştı) tamamı ihraç edilmiş. Çalışma bakanını başkan koltuğuna sığdıran KESK Myk, işi ekmeği için direnenleri sığdıramamıştı sendikaya. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’la Eğitim-Sen Genel Merkezi önünde saadet dolu pozlarla fotoğraf çektiren Feray Aytekin direnişçilerden nefret edermiş meğer.

Genel kurulda bizi ihraç ettikten sonra başlamışlar her zamanki koltuk kavgasına. EMEP genel kuruldan çekilmiş.  Kürtlere sınıf sendikacılığından, sınıf mücadelesinden uzaklaştınız diyesiymiş. Genel Merkez yönetiminde bir iki koltuk kapabilseydi sınıf mücadelesi umurunda olur muydu acaba? Sol Parti  (eski ÖDP) de çekilmiş genel kuruldan. Büyük ihtimal daha ağır saldırıların, gözaltıların gelebileceğini düşündüğü için (dergi çevresiyiz diye yırtamayacaklarından) topukladı sendikamızdan. Sosyal Demokrat çizgisinde, kapitalizmin yancılığını yağmaya devam edecektir ileride. 

İhraç kararımız oylandıktan ve bizleri ihraç ettikten sonra çekilmişler genel kuruldan. Sonra da ihraç kararını birbirlerinin üstüne atarak “aslında biz..” ile başlayan dönek cümleler kurmuşlar her zamanki gibi. Taciz, hırsızlık gibi olaylardan ihraç ettikleri üyelerin listesine direnen, bedel ödeyen bizlerin adlarını da yazmaya utanmayan bu solumsuların yüzüne tükürürdü Fakir Baykurt yaşasaydı. Fakir öğretmenimin yerine üye arkadaşlarımız istifalarla tükürmüşler sağ olsunlar.

İhraç edildiğimiz haberini kızımdan aldıktan sonra Alev Şahin’le sohbet ettik biraz. Dedim bizi diri diri yakmadıklarına dua edelim. Çünkü KESK ve Eğitim Sen MYK sındaki bu anlayışların emek ve mücadele düşmanlığını bizim kadar teşhir eden olmamıştır. Üyelerin istifa sayısı hiç bu kadar fazla olmamıştır. Avrupa fonlarından beslenen bu anlayışlar, fon rantının kesilmesinden hiç bu kadar korkmamıştı. Bizim sendikamızdan ihraç edilmemiz sendikanın kaybıdır. İhraç edildiğimi duyduğumda başka da bir yorum yapmadım. Ne diyecektim ki? Eyvaaaah! Artık sendikam da yok, nasıl direneceğim diye ağlayacak değildim!

Sevgili Halk Web okuyucuları ve caaanım direniş dostları! Saat 18:00… Hapishane avlusunda biraz önce çisileyen yağmur sesine bizim sesimiz eklenerek gökyüzüne yükseldi her gün olduğu gibi,

                       “ İşimizi Geri İstiyoruz

                       Emekçiyiz Haklıyız Kazanacağız

                       Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Yüksel Direnişimiz…”

                                                                                                            15.12.2020 

Acun Karadağ

 

 

Yazarın Diğer Yazıları