Hamdullah Çelebi Efendi’nin savunması Alevi-Bektaşilerin uğradığı asimilasyonlara cevaptır

Mehmet Özgür Ersan yazdı...

Mehmet Özgür Ersan

Günümüzde Alevi-Bektaşi toplumu üzerine asimilasyon çalışmaları her cepheden her düşünceden birçok kimselerce yapılmaktadır. Tüm bu çabalara girenler Alevi-Bektaşiliği kendi resmettiği şekilde resmetmeye çalışmaktadır.

Aslında dönüş dolaşılıp gelinen temel konu Alevi-Bektaşiliğin İslam’daki yerini İslam ile ilişkisi üzerindir. Tamda bu noktada iki kesim tartışma konusunun başat aktörleri haline gelmiştir.

Birincisi kendilerini İslam’ın temsilcisi gören Sünni bazı din görevlileri ve bu zihniyete yakın bazı cemaat ve bu cemaatlerin fikir üreten kimseleridir. Bunlar Aleviliği-Bektaşiliği İslam’dan sapmış İslam dışı bir akım olarak görmektedirler.

İkincisi ise daha vahim olarak kendileri Alevi-Bektaşi ailelerden gelen fakat çeşitli etnik yapı ve kültürlerden geldikleri için geleneksel ve kültürel değerlerini ki – Alevi-Bektaşi literatürde bu Sürek Farkı olarak tolere edilse de – toplumun esas ana değerleri seviyesine çıkarmak isteğinde olan ve kendilerini İslam Öncesi inançlarının kalıntılarıyla yoğurarak Alevi-Bektaşi inancının tarihini eski inançlara dayandırarak İslam dışına çıkarma çabasıdır. Bunu daha çok etnik yapı, kültür ve coğrafya farkı üzerinden sol düşünceden devşirilmiş insanlar eliyle özelle emperyalist ülkeler yapmaktadır.
Bu düşünce lineer tarih ile değerlendiren her bulunan eski bir gömütlükte Alevi-Bektaşiliğin izlerini arayan bir düşünce ile zahiri olarak bu dünyanın tarihi ile değerlendirerek Alevi-Bektaşiliğe adeta iyilik yapıp İslam tarihinden daha eski olduğunu ispata kalkarlar.

Oysa Alevi-Bektaşiler Lineer tarihe Zahiri tarih derler. Kâinatın yaratılışında Nur-u Vahit ilk Nurun Muhammed-Ali nuru olduğu bu nurun bir kandilde saklı olduğu bu nur aynasında Hakk’ın kendini seyrettiği ve ondan sonra kâinatı kendi şelvesinden(görüntüsünden) yarattığını onun için İnsan cemalinin Hakkın cemali olduğu savunurlar. Burada da batıni tarihte ilk yaratılan Muhammed-Ali diyerek lineer tarihten önce yaratılan Muhammed-Ali’den dolayı 5 Milyar yaşında olan dünya tarihini reddederek Kalu Beli’den beri yani ruhların ilk yaratıldığı zamandan beri Alevi Bektaşiliğin olduğuna inanırlar.

Peki, bu toplulukların gerekçeleri nedir ki İslam’ın dışında görme eğiliminde bu iki anlayış birleşmektedir. Alevilerin-Bektaşilerin İslamiyet’in aslı ve Bâtıni bir yorumlarının olmasını hangi gerekçelere oturtarak İslam Dışı tezi ortaya atmaktadırlar.
Bu gerekçeler; Sünni ve Resmi görüş olan birinci kesimce Beş vakit namaz konusunda, Ramazan orucu konusunda, Cami ve Cemevi konusunda vs. farklı düşünmeleri ve inançlarını öyle ifade etmeleridir.

Aleviliğin İslam ile ilişkisini irdeleyip eski inançlarla bağlantılar kurmak isteyen ikinci kesim ise; Alevilerin Sünni İslam’ın, İslam olmanın 5 şartı olarak ifade ettikleri yorumdan yola çıkarak kendilerinin bir başka topluluğun yorum farkı ile bağıtlayarak olaya yaklaşıyorlar ki kendi tezlerinin samimi olmadığı burada ortaya çıkıyor. Üstelik bu beş şart Şiilerde de 5 Şart olarak geçer ama farklıdır. Alevi-Bektaşiler de ise 3 Sünnet 7 Farz ve 4 kapı 40 Makam 360 Menzil olarak nitelendirilir.

Bu topluluk Alevi-Bektaşiler beş vakit namaz kılmak, Ramazan orucu tutmak, ibadetin Cami’de yapılması vs. konularında Aleviler bunları yapmadığına göre, Aleviliğin İslam dışı farklı bir ‘din’ olduğunu, hatta Ali’siz bir Aleviliği savunmaları gerektiğini savunuyorlar.

Bundan 183 yıl önce Hünkâr Hacı Bektaş Veli Evladı ve Hacıbektaş postnişini Hamdullah Çelebi’nin idam ile yargılandığı mahkemede verdiği savunma Alevi-Bektaşiler Üzerinde Asimilasyon Çabalarına verilecek en güzel cevap niteliği taşımaktadır.

Osmanlı tarihinde Osmanlı ile Alevi-Bektaşi toplumunun ilişkilerine bakıldığında iki önemli kırılma noktası görülmektedir. Bunlardan birincisi; Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail arasındaki 1516 yılında olan Çaldıran Savaşı ve hilafetin Osmanlı’ya gelmesi sırasındaki yaşanan toplumsal kırılmadır.

İkincisi ise; 2. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı’nın 1826 yılında kaldırılması tarihte Vaka-ı Hayriye denilen Alevi-Bektaşilerinse Vaka-ı Şerriye dediği Anadolu, Balkanlar ve Ortadoğu’da bulunan yaklaşık 354’ün üzerinde Alevi-Bektaşi dergâhının el değiştirmesi ve çeşitli Ehl-i Sünnet Tarikatlarına teslim edilmesi. İstanbul’daki dergâhların ise bazılarının topa tutulup yerle bir edilmesi bazılarının yine el değiştirmesi içine başka tarikatlardan postnişinler atanması. Alevi-Bektaşi dedelerinin ve babalarının ya sürgün ya hapis ya da darağaçlarını boylamalarıdır. Aynı makûs talih Hünkâr Hacı Bektaş Veli Dergâhına bağlılığı bilinen Yeniçeri Ocağı’nın kışlalarının topa tutulması yaklaşık 20 bin kişinin katledilmesi olayıdır.

Hünkâr Hacı Bektaş Dergâhı Alevi-Bektaşi inanç dünyasının Serçeşmesidir. En önemli, inanç merkezidir. Bu toplumsal fırtınadan diğer kendisine bağlı diğer dergâhlar gibi Hacı Bektaş Veli Dergâhı da nasibine düşeni fazlasıyla almıştır.

1826′da Hünkâr Hacı Bektaş Dergahın’da Postnişin olarak yani dergâhta dinsel önder olarak Hünkâr Hacı Bektaş Veli evlatlarından Hamdullah Çelebi Efendi bulunmaktadır. Bu olayda Hamdullah Çelebi Efendi kardeşi ve 7 Dergâh hizmetini yürüten Erenle ile birlikte tutuklanır ve dergâh kapatılır. Dergâha Nakşibendi dergâhından şeyhler atanır.
Olayın ardından Kırşehir’de padişah fermanı ile bir şeriat mahkemesi kurulur. Hünkâr Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini, kardeşi ve 7 Dergâh hizmetini yürüten Erenle bu mahkemede idam ile yargılanmaya başlanır.

Bu olay günümüzden tam 183 yıl önce yapılan bir yargılama Alevi-Bektaşi tarihi açısından çok özel önemi sahip bir olaydır. Hünkâr Hacı Bektaş Postnişini, yani Alevi-Bektaşilerin inanç önderi Serçeşme’nin Postnişini bir mürşit idam ile yargılanır. Bu yargılama sırasında Hamdullah Çelebi Efendi Aleviliği-Bektaşiliği İslam ile ilişkileri üstüne tarihi ve teolojik öneme sahip açıklamalar yapmıştır. Aleviliğin inanç tarihi açısından Hamdullah Çelebi Efendi’nin savunması önemli bir tarihsel belgedir.
Mahkeme heyeti şu kişilerden oluşuyor; Kırşehir Kadısı Hacı Müfit Efendi Baş Kadı’dır. Yardımcısı Niğde Kadısı’dır. Mevlana İsmail Efendi Katip görevindedir. Hacı İlmullah Halim Efendi Müftü’dür. Müşavir Miri Alay Kaymakamı, Abdullah Hüseyin Efendi’dir. Ayrıca; Konya Kadısı; Abdul Kayyum Efendi’de heyette bulunuyor.
Kadı, önce mahkemede Hamdullah Çelebi Efendi, kardeşi Selamet Çelebi Efendi ve 7 Dergâh Hizmeti gören Eren’in kimliklerini sorar: Hamdullah Çelebi; Adım Mehmet Hamdullah, annemin adı; Rahime, babamın adı; Seyit Feyzullah Efendi. Doğumum; 1183 (1768) der. Kendim; Piri Horasan Hünkâr Hacı Bektaş Veli soyundanım dedikten sonra Halife padişah 3. Selim Han’dan; Aliy-ül Ala Efendilik payesi belgeyi Sultaniye aldığını da belirtir.

Daha sonra Hamdullah Çelebi Efendi’nin kardeşi İbrahim Selamet Efendi’nin kimlik bilgileri sorulur. O da dergâhta; mütevellilik maaşı, evladiyelik maaşı, aldığını her türlü vergiden muaf olduğunu, öşür, hayvan vergisi, arazi vergisi, ev vergisi vs. vermediğini söyler. Halife 4. Sultan Mustafa Han’dan Efendilik ünvanı aldığını söyler. Bunu; Halil İbrahim İbni Koçer’in, Derviş Hüseyin İbni Resul’un, Hüseyin Balım İbni Durak’ın, Resul oğlu Bektaş’ın, Derviş Yusuf İbni Şahkulu’nun kimliklerinin tesbiti izler.

“Oğuz dilinde Beyti Ali Alevi demek olur”

Sonra Hamdullah Efendiye dönülüp sorgulanma başlar. Kadı’nın Hamdullah Çelebi Efendiye sorduğu ilk soru şöyledir: “Kanı helal Şeyh, Senin ve mensubuyun kanı helaldir. Sapkın bidat (İslam dışı) mezhebin mensubu olduğuna mahkemeyi Şeriayı Muhammediye’nin önünde pişmanlığını tövbe ederek dile getirdikten sonra sorularıma cevap verirsin. Şu anda birkaç saat birkaç dakikalık zamanın var. Tövbe et pişmanlığını dile getir. İslam dininde bu Aleviliği-Bektaşiliği nereden çıkardınız. Ehli Sünnet Vel Cemaat yolundan ayrıldığınıza tövbe et bakıyim. İfadeni ona göre değerlendireceğim.”[1]

Kadı Hamdullah Çelebi Efendi’ye her soru sorduğunda O’na “Kanı helal Şeyh” diye başlarken Hamdullah Çelebi hiç hakaret etmeden kendine has ağırbaşlılıkla sürekli; “Efendim Kadı Hazretleri” diye söze başlar. İlk cevabında Hamdullah Çelebi;“Efendim Kadı hazretleri. Senin Ehli Sünnet Vel Cemaat dediğin mezhep sapkın ve bidaddır (İslam dışıdır). Can korkusu olmadan doğruyu söylediğimin tutanaklara geçirilmesini istiyorum. Mahkemenizin ve şu andaki devletinizin İslam diniyle yakından uzaktan ilginiz alakanız yoktur.”[2]dedikten sonra, Hz. Muhammet’in vefatından sonra hilafetin haksız olarak Hz. Ali’den alındığını, Hz. Fatma ve Hz. Ali ile onların akrabalarına yapılan kötülükleri anlatır. Hz. Muhammet ve taraftarlarına Camilerde “küfür” edildiğini anlatır. İdamla bir Şeriat mahkemesinde yargılandığı halde asla eğilip bükülmez.
Sözünün sonunda ise; “Oğuz dilinde Beyti Ali Alevi demek olur. Abbasiler zamanında da Beyti Ali taraftarları ve Ali evlatları katledilmiştir. Zorla dine el konularak Sünnilik icat edilmiştir. Zamanımıza kadar Aleviler katledilmiştir. Benim sizden can için bidat mezhebinize (İslam dışı mezhebinize) İslam diyeceğimi mi sanıyorsunuz.”[3)] der.Buna çok sinirlenen Kadı; “Kes konuşma, kanı helal, Ehli küfür kişi” diyerek konuşmasını keser.

Konuşmanın kesilmesine yargılama heyetinde bulunan Kaymakam Abdullah Hüseyin Efendi itiraz eder. Hamdullah Efendi’nin idamına kadar konuşmasını ister. Bunun üstüne Kadı; “Kanı Helal Şeyh” devam et der. Sözü alan Hamdullah Efendi; Abbasilerin; “ölülerin ardından onların namı hesabına Sünnilik mezhebi kurdular. Siz bu bidat mezhebi din mi zannediyorsunuz?” deyince Kadı ve Müftüler çok kızarlar. Hamdullah Çelebi Efendi’yi hücreye atarlar.

“Elhamdulillah Müslümanım Ehli-İslam, Cemaat-ı Ali Resul mezhebimdir.”
Kadı öğleden sonraki duruşmada da, sorusuna; “Kanı Helal Şeyh” diye başlıyor ve “Kanı Helal Şeyh” diye bitiriyor. Arada sorduğu soru ise şöyle geçmiş tutanaklara;
“Kanı helal sapık şeyh efendi anladık anlamasına ama öyle önemli bir mevkinin başında iken niçin adamların Şeriatı Muhammediye’ye aykırı ve inkâra küfür ve kafirlik durumlarına mani olmadın. Ayrıca beldeyi fesada verdin. İslam yolundan çıktın. Müslüman askeri Sekban-ı Cedid-i hazmedemedin. Dini İslam olan bizim adamlarımızın getirdiği şeriat yolunun müdavimlerinin izlerini takdirle karşılıyor musun? Onu anlat. Şeyh Efendi, sen şu mezhebini anlat, Kanı Helal Şeyh”[4]
Burada sözü edilen belde Hacıbektaş beldesidir. Bu soruya karşılık Hamdullah Çelebi Efendi, “Elhamdulillah Müslümanım Ehli-İslam, Cemaat-ı Ali Resul mezhebimdir.” der. Buna mahkeme heyeti çok kızar: “Sus be dinsiz. Hanifi mezhebi dışındaki olanların dini bidat, kendileri kafir, kanları helaldir, katli vaciptir.” dedikten sonra; “Sen kanı helal dinsizsin” derler.

“Kebiri İslam, Piri Horasan Vakfı Mürşidiyim. Bana küfür yüklemeniz, beldeye fesat soktu demenizi ben kabul etmem. Allah ve Peygamber’de kabul etmez.”
Bunun üstüne Hamdullah Çelebi Efendi; “Efendim Kadı Hazretleri, Ehli Sünnet mezhebi yalnız Hanifi mezhebi demek değildir. Maliki mezhebi vardır. Hambeli mezhebi vardır. Şafii mezhebi vardır. Onların kanı helal olmuyor. Katledilmeleri sevap olmuyor da Hazreti Ekrem, Nebi-Muhteram Muhammet Mustafa Peygamber Ali Resul mezhebi mensubu olanların kanı helal katledilmeleri neden gerekli oluyor?”[5]dedikten sonra Hünkâr Hacı Bektaş Dergâhı Postnişini iken beldeyi fesada vermek suçlamasını da reddederek; “Beldeyi fesada vermedik. Adamlarım dediğiniz, Oğuz Türkmenlerimizdir. Çoluk çocuk konargöçer yaşarlar. Onların Şeriatı Muhammediye’yi inkâr diye bir durumları yoktur. Bunu söylemek küfür ve günahtır” der. Kadı ise; “Bir de durup dururken Ali Resul mezhebi çıkarma. Böyle demekle de dinsiz olduğunu söylüyorsun.” dedikten sonra Yeniçeri ayaklanmasına sebep olduğunu, kasabaya yani Hacıbektaş’a fesadı soktuğunu, küfre girdiğini, küfür ehli olduğunu söyler.

“Kadı Hazretleri, sizler Sünni ve surette Müslümansınız. Bizler ise, sirette, içten, soydan, sulbten, özden, Muhammet’ten Müslümanız”
Hamdullah Çelebi ise bu suçlamalara şu cevabı verir: “Kebiri İslam, Piri Horasan Vakfı Mürşidiyim. Bana küfür yüklemeniz, beldeye fesat soktu demenizi ben kabul etmem. Allah ve Peygamber’de kabul etmez. Bugün dünya var, yarın ahret var bunu bilesiniz.”[6] Ardından ise; tarih boyunca padişahlara bağlılıklarını bildirdiklerini; “Kan dökmeyen, zalim, gaddar olmayan halifelerimizin eteğini öpmüşüz. Onların kadılarına, Mahkemeyi Şeriatlarına hürmetimizi bildirmişiz” der.
“Hz. Muhammet’in bizlere tebliğ ettiği İslam’ın bir tek mezhebi vardır. O’da İslam ve Müslüman ahkamıdır. Dört Hak Mezhep” kavramı için ise;” Dört Hak mezhebin hepsi hak mezhep olmaz. Hak birdir. İki de olmaz. Dört de denilmez.”
Hamdullah Çelebi, Kadı’nın bir sorusuna karşılık Sünnilik ve mezhep konusunda verdiği cevapla bugün de tartışılan bu konudaki sorulara tarihsel bir cevap verdiği sayılır. Sünnilik ile ilgili olarak savunmasının devamında der ki; “Kadı Hazretleri, sizler Sünni ve surette Müslümansınız. Bizler ise, sirette, içten, soydan, sulbten, özden, Muhammet’ten Müslümanız.”[7]

Hamdullah Çelebi Efendi; “Dört Hak Mezhep” kavramı için ise;” Dört Hak mezhebin hepsi hak mezhep olmaz. Hak birdir. İki de olmaz. Dört de denilmez.” dedikten sonra şöyle der:

“Hz. Muhammet’in bizlere tebliğ ettiği İslam’ın bir tek mezhebi vardır. O’da İslam ve Müslüman ahkamıdır. Hz. Peygamber’in Ali evladına işlenen cinayetlerle kanını döken katilleri asla Müslüman kabul etmeyiz. Suçsuz yere kan dökenler Müslüman olamaz.”[8]
Kadı’ya “sizin dört mezhep dediğiniz mezhep imamlarının Hz. Muhammet’in yüzünü dahi görmediklerini, meclisinde bulunmadıklarını, soyundan olmadıklarını, dinimizde bir mezhebin olduğu, O’nun da İslam olduğunu” ifade eder. Ayrıca, Ali evladının, Ehlibeytin kanını dökenlere İslam denemeyeceğini bunlar bu nedenle kendilerine; “Sünniyiz” dediklerini söyler. Bu ifadeler üstüne sinirlenen Kadı; “kes, kes kendi dilin ile idam ipini boynuna takmak mı istiyorsun?” demesine karşılık; “Benim idamdan korkum yoktur. Doğru Müslümanlık yolundayım. Doğruyu söylüyorum” der.
Daha sonra Kadı ile Hamdullah Efendi arasında Selçuklu ve Osmanlı dönemi tartışma konusu olur. Bu tartışmalarla ilgili olarak Hamdullah Efendi,
“İslam kanını hükümdar tahtı için bu saydığım devletlerin hükmettiği yerlerde, Güruhu Naci olan biz Müslüman Oğuzlar’ın kanları o topraklarda hiç kurumamıştır. Kan döken zalimler için bana Müslüman dedirtmek mi istiyorsunuz? Bizden hiç kimse bunlara Müslüman diyemez! Sünni diyebiliriz.”[9]

Hamdullah Efendi’nin bu konuşmalarına da Kadı şiddetle cevap verir: “Şu anda idamının kokusunu almıyor musun?” der. Yeniçeri olayı ile ilgili tartışmada ise; Hamdullah Efendi, İstanbul’da Belgrat Ormanlarında, İstinye’de onbinlerce Oğuz Türkmeni’nin katledildiğini “bu öldürenlere nasıl Müslüman denir” diye sorar.

Hamdullah Çelebi Efendi, Yeniçeri Ocağı’nın kapatılması gerekçe edilerek dökülen kanlardan hareketle; kimse Kerbela katillerine ve benzeri olayları meydana getirerek kan dökenlere asla İslam ve Müslüman denilemeyeceğini söyler.
“Bizler salatı daimdeyiz. Daima Allahla beraberiz. Salatı inkâr etmiyoruz. Cem cemaatimizin toplantısında Türkçe dua ettiğimiz doğrudur… Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz.”
Kadı, sorularının devamında ise, Hamdullah Çelebi’ye neden mensuplarının namaz kılmadığını bu nedenle kendilerinin zındık, dinsiz olduklarını iddia eder. Hamdullah Çelebi Efendi ise verdiği cevapta; “Bizler salatı daimdeyiz. Daima Allah’la beraberiz. Salatı inkâr etmiyoruz. Cem cemaatimizin toplantısında Türkçe dua ettiğimiz doğrudur… Kuran’ın dua olan kısımlarını okuruz.”[10]

Namaz ile ilgili tartışmada Hamdullah Efendi verdiği bir cevapta ise;“Biz Müslümanlar Dergâhımıza gelen bacılarla, kardeşlerle Allah’ın birliğine inanan kişileriz. Ecdadım Muhammet’in peygamberliğine inanırız. Kitabullahtan ayrılmayız… Gündüzleri Oğuzlarımız işiyle meşguldür. Geceleri yolumuza erkânımıza katılmaya niyet ederiz. Kıyamda bulunuruz. Nefesler kıraat ederiz. Pir’in Huzuru Meydanı Hak Divanıdır. Rükü ederiz. Duaya durur, sücud ederiz. Edep üzere otururuz. Bütün bu dergâh Cemlerini ayete, Kuran’a uyarak yaparız.”[11]

“Ehli Sünnet dini diye bir din yoktur. Sünnilik asla ve asla din ve mezhep değildir.”
Kadı; Cemlerde neden Yezid’e lanet okuduklarını, kadınları neden ibadete aldıklarını da mahkemede Hamdullah Çelebi’ye sorar. O da; “Hz. Peygamberimizin, Ali evladının, Ehlibeyt’in kanını dökenlere lanet ettiklerini” söyler. Kadınlar için ise, kadınları aile ocağında daha önde muteber gördüklerini ifade eder. Alevilik’te kadın boşamanın günah sayıldığını, kadın boşamanın erkekler için düşkün saydıklarını anlatır.

Kadı bir sorusunda ise, “Dini sapık bir inancın mensubu olarak yaşıyorsunuz. Küffar olarak öleceksiniz. Ehli Sünnilik dininden çıktığınız kafirliktir, kafirin katli vaciptir.” dedikten sonra Kadı Hamdullah Çelebi Efendi’ye “yaşamaktansa ölmeniz, öldürülmeniz daha hayırlıdır. İtirazın var mı?” diye sorar. Hamdullah Çelebi Efendi; “Ehli Sünnet dini diye bir din yoktur. Sünnilik asla ve asla din ve mezhep değildir.” Abbasi sarayını kastederek; “Halifenin sarayında hükümet etme siyasi görüşüdür… Haşimilerden olan Ehlibeyt ailesini idareten ve mahkeme kararlarından, onların fikri fıkhını uzaklaştırmak için kurulmuştur… İslam âleminin Kuran’ında ve Peygamberinin kuralında böyle bir Sünni mezhebin yeri yoktur.” der. Mahkemenin devamında Kadı; Hamdullah Çelebi Efendi’ye neden Ayşe’ye saygı duymadıklarını, neden halife Ebubekir, Ömer ve Osman’a saygı göstermediklerini sorar. O da; Hz. Ali’yi ilk halifelerden önde sevdiklerini, kendi cem ve cemaatlerinde Ayşe’nin adının geçmediğini söyler.

Kadının ısrarlı idam sözlerini karşısında ise Hamdullah Çelebi Efendiye;“Ben idam edilirsem Anadolu’da bin tane Hamdullah doğar, onların da hiçbiri kabul etmez. Kadılar da halifeler de insandır. Günah işler.”der.

İbrahim Selamet Çelebi Efendi’nin son sözü “Hamdullah’tan sonra bana bu dünyada yaşamak haram olsun. O nu darağacında görür sağ dönersem Allah’ın kulu olmayayım. Yaşarsam O’nun izinde, ölürsem O’nun yolunda öleyim. Son sözüm budur.”
Kadı mahkemenin sonunda; İbrahim Selamet Çelebi Efendi’ye hitaben;
“Son sözünü söyle; İslam’ın meşru halifesi Ebubekir’i, Ömer’i, Osman’ı seveceğine, İslam’ın umdelerine bağlı kalacağına, idam edilecek olan Hamdullah’ın kaç gündür mahkemede söylediklerini duydun, dinledin. Onun izinde gitmeyeceğine tövbeler olsun mu?” der. İbrahim Selamet Efendi ise cevaben;

“Hamdullah’tan sonra bana bu dünyada yaşamak haram olsun. O nu darağacında görür sağ dönersem Allah’ın kulu olmayayım. Yaşarsam O’nun izinde, ölürsem O’nun yolunda öleyim. Son sözüm budur. Der.

Mahkemede yargılanan Hamdullah Çelebi Efendi’nin, kardeşi Selamet Çelebi Efendi ve 7 Dergâh Dervişi ’de son söz olarak benzer şeyleri söylerler. Mahkeme Hamdullah Çelebi Efendi’nin, kardeşi Selamet Çelebi Efendi ve 7 Dergâh Dervişi ‘de idam cezası verir. Ama idam cezası uygulanmadan saraydan idamlarının Amasya’da sürgüne çevrildiği yazısı Kadı’ya gelmiştir. İdam cezası sürgüne çevrilmiştir. Hamdullah Çelebi ve yaklaşık aile mensubu 40 kişi Amasya’da 10 yıl yokluk içinde sürgün hayatı yaşamış. Amasya’da Hakk’a yürümüştür. Türbesi Amasya’da bulunmaktadır. Niyazımız olsun.

Notlar:
[1] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.91.
[2] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.91.
[3] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.93.
[4] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.92.
[5] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.94.
[6] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.94.
[7] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.94.
[8] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.98.
[9] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.96.
[10] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.98.
[11] Hamdullah Çelebi’nin Savunması S.105.

Kaynak :
Hamdullah Çelebi’nin Savunması. İsmail Özmen – Yunus Koçak, Dumat Ofset 2. Baskı, Ankara 2008.

İmamoğlu “İşine baksın” diyen Erdoğan’a böyle yanıt verdi: Daha fazla sesimiz çıkacak

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazetecilerin, “Kanal İstanbul geçen haftadan beri gündemdeydi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sizi kastederek, ‘İşine baksın’ dedi. Ne diyeceksiniz” sorusuna yanıt verdi.

Demirtaş: Erdoğan hapse attırdığına pişman olacak

HDP’nin bir önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Aliya İzzetbegoviç’in anılarını okumasını tavsiye ederek, “Bilge Kral olarak geçen Aliya İzzetbegoviç’in anıları. Onu da bölücülükle, teröristlikle suçlamışlardı. Korkutmak, yok etmek için hapse atmışlardı, tıpkı kendisinin bugün bize yaptığı gibi. Aliya da teslim olmamıştı. Tarih karşısında Aliyalar değil, Miloseviçler utanç abidesi konumundalar şimdi” dedi. Demirtaş, “AKP kendi siyasi ikbali için bizi hapse attırdı ama biz içeriden onun siyasi ikbalini adım adım bitiriyoruz. Gün gelecek, bizi hapse attırdığı için pişman olacak” ifadelerini kullandı.

Meral Akşener’den Ahmet Davutoğlu’na vekil teklifi

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, “Yeni partilerden birinin genel başkanı sizden 20 milletvekili isterse, verir misiniz?” sorusuna, “Sonuç olarak ben bunu Sayın Kılıçdaroğlu’ndan nasıl gidip istediysem benden de Sayın Babacan veya Davutoğlu böyle bir talepte bulunduğu zaman elbette evet derim. Prensip olarak evet derim. Kamuoyu nasıl karşılar onu bilmiyorum” diye yanıt verdi.

221 emekli subay ‘Hulusi Akar aleyhinde tanıklık’ için başvurdu

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel aleyhine açtığı 500 bin liralık tazminat davasında 221 emekli subay 'Akar aleyhinde tanıklık' yapmak için başvuruda bulundu.
210,503BeğenenlerBeğen
4,594TakipçilerTakip Et