Uluslararası siyasetin en temel gerçeklerinden biri şudur: Büyük dosyalar kendiliğinden kapanmaz. Hele ki bu dosyalar milyarlarca dolarlık finansal işlemler, yaptırımlar, devlet bankaları ve jeopolitik güç mücadeleleri ile ilgiliyse hiç kapanmaz. Sadece biçim değiştirirler. Bazen mahkeme salonundan diplomasi masasına taşınırlar, bazen hukuk dilinden güç politikasının soğuk hesaplarına çevrilirler. İşte United States v. Halkbank davası tam da böyle bir dosyaydı.
Dokuz yıl boyunca Türkiye’nin üzerinde bir gölge gibi dolaşan bu dava, yalnızca bir bankaya yönelik suçlama değildi. Aynı zamanda Türkiye’nin uluslararası finans sistemiyle, ABD yaptırım rejimiyle ve küresel güç dengeleriyle ilişkisini belirleyen bir testti. Bu nedenle davanın bir anda yumuşaması, askıya alınması ve fiilen kapanma sürecine girmesi, yüzeyde hukuki bir gelişme gibi görünse de gerçekte çok daha büyük bir politik dönüşümün işareti olabilir.
Çünkü uluslararası sistemde hiçbir büyük güç, elindeki stratejik kozları durup dururken bırakmaz. Hele ki bir ülkenin ekonomisini sarsabilecek, bankacılık sistemini zor durumda bırakabilecek ve siyasi iktidar üzerinde baskı kurabilecek bir dosyayı hiç bırakmaz. Böyle bir dosya bırakılıyorsa bunun tek bir anlamı vardır: masada başka bir hesap yapılmıştır.
Bu yüzden bugün tartışılması gereken mesele davanın düşmesi değil, bu düşüşün arkasındaki siyasi matematik olmalıdır. Çünkü diplomasi dünyasında sonuçlar her zaman görünür nedenlerle açıklanmaz. Görünür kararların arkasında çoğu zaman görünmeyen pazarlıklar vardır.
Bir Banka Davasından Çok Daha Fazlası
Halkbank davasının özü, Türkiye’nin Iran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını deldiği iddiasına dayanıyordu. ABD savcılarının anlatısına göre İran’ın enerji gelirleri Türkiye üzerinden dolaşıma sokulmuş, çeşitli ticaret ve finans mekanizmaları kullanılarak bu paranın uluslararası finans sistemine erişmesi sağlanmıştı.
Bu mekanizmanın merkezinde ise Reza Zarrab bulunuyordu. ABD’de görülen davalarda anlatılan senaryoya göre sistem oldukça karmaşık ama bir o kadar da etkiliydi. İran enerji satıyor, Türkiye ödeme yapıyor, para Halkbank üzerinden finansal işlemlerle dolaşıma sokuluyor, ardından altın ticareti ve sahte ihracat işlemleri gibi yöntemlerle yaptırımların etrafından dolaşılıyordu.
ABD açısından bu yalnızca finansal bir suç değildi. Bu aynı zamanda Amerikan yaptırım sisteminin ve dış politika araçlarının delinmesi anlamına geliyordu. Washington’un küresel finans sistemi üzerindeki gücü büyük ölçüde doların hakimiyetine ve yaptırım mekanizmalarına dayanır. Bu mekanizma delindiğinde yalnızca bir ülke değil, bütün sistem zarar görmüş sayılır.
Bu yüzden Halkbank dosyası sıradan bir bankacılık soruşturması olarak görülmedi. O dosya aslında Türkiye’nin dış politika tercihlerinin, uluslararası finans ilişkilerinin ve siyasi yönelimlerinin sorgulandığı bir dava haline geldi.
Amerika Neden Bu Kozu Yıllarca Tutmuştu?
ABD dış politikasında bazı dosyalar yalnızca hukuki değildir. Onlar aynı zamanda jeopolitik kaldıraçlardır. Yani gerektiğinde baskı kurmak, gerektiğinde taviz almak için saklanan araçlardır.
Halkbank dosyası Washington açısından üç nedenle son derece değerliydi.
Birincisi ekonomik baskı gücüydü. Eğer dava ağır bir cezayla sonuçlansaydı Türkiye’nin bankacılık sistemi ve finans piyasaları ciddi bir şok yaşayabilirdi. Bu ihtimal bile tek başına önemli bir baskı aracıydı.
İkincisi siyasi etkisiydi. Dava sayesinde Washington, Ankara üzerinde sürekli açık bir baskı kanalı elde etmişti. Türkiye ile yaşanan her diplomatik gerilimde bu dosya yeniden gündeme getirilebilecek bir araçtı.
Üçüncüsü stratejik etkisiydi. Türk finans sistemine yönelik yaptırım ihtimali, Türkiye’nin küresel finans ağlarıyla ilişkisini tehdit edebilecek bir güç oluşturuyordu.
Bu nedenle dosya yıllarca tamamen kapatılmadı. Süreç sürekli ilerledi ama hiçbir zaman kesin bir sonuca ulaşmadı. Bir bakıma dava sürekli açık tutuldu ama asla nihai bir karar verilmedi.
Bu durum bize şunu gösteriyordu: Halkbank dosyası yalnızca mahkeme dosyası değil, aynı zamanda bir diplomasi dosyasıydı.
Zamanlama: Diplomasi Tesadüfleri Sevmez
Davaya bakıldığında zamanlamanın son derece dikkat çekici olduğu görülüyor. Duruşmalar defalarca ertelendi, mahkeme takvimi sürekli değiştirildi ve sonunda beklenen duruşma gerçekleşmeden dosyanın askıya alındığı açıklandı.
Diplomasi dünyasında bu tür gelişmelere tesadüf denmez. Çünkü uluslararası ilişkilerde zamanlama çoğu zaman kararın kendisinden daha anlamlıdır.
Bu süreç özellikle Donald Trump ile Türkiye arasında kurulan diplomatik ilişki bağlamında değerlendirildiğinde daha da ilginç hale geliyor. Trump döneminde Ankara ile Washington arasındaki kişisel diplomasi kanalları oldukça güçlüydü. Liderler arasındaki doğrudan temas, birçok krizin resmi kurumlar dışında çözülmesini mümkün kılmıştı.
Bu bağlamda Halkbank dosyasının yumuşaması bazı gözlemciler tarafından iki ülke arasındaki siyasi ilişkilerin yeniden düzenlenmesinin bir parçası olarak görülüyor.
Ankara uzun süredir Washington’dan iki temel beklenti içindeydi. Birincisi Halkbank dosyasının kapatılmasıydı. İkincisi ise Türkiye’ye yönelik yaptırım baskısının hafifletilmesiydi.
Washington’un beklentileri ise daha geniş bir stratejik çerçeveye yayılıyordu.
Pazarlığın Olası Başlıkları
Diplomatik pazarlıklar hiçbir zaman açık şekilde anlatılmaz. Devletler yaptıkları anlaşmaların tüm detaylarını kamuoyuna açıklamazlar. Ancak uluslararası politik gelişmeler incelendiğinde bazı olası başlıklar ortaya çıkabilir.
1. İran Politikası
Halkbank dosyasının merkezinde İran yaptırımları olduğu için ilk akla gelen başlık İran politikasıdır.
Türkiye uzun yıllardır İran ile ekonomik ve enerji ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor. Ancak Washington bu ilişkileri her zaman yakından izledi. Halkbank davasının askıya alınması Türkiye’nin İran ile finansal ilişkilerini daha sıkı denetlemeyi kabul etmiş olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
Bu durum Ankara’nın bölgesel ekonomik hareket alanının daralması anlamına gelebilir.
2. Savunma Dengesi ve NATO
Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 missile system sistemi NATO içinde büyük kriz yaratmıştı. ABD bu satın alma nedeniyle Türkiye’yi bazı savunma projelerinden çıkarmış ve yaptırımlar uygulamıştı.
Halkbank dosyasının yumuşaması, Türkiye’nin savunma politikalarında NATO çizgisine daha uyumlu davranma sözü vermiş olabileceği ihtimalini gündeme getiriyor.
3. Savunma Sanayii Pazarlıkları
Türkiye’nin ABD’den almak istediği F-16 Fighting Falcon savaş uçakları uzun süredir iki ülke arasında tartışma konusu. Washington Kongresi bu satışa çeşitli nedenlerle mesafeli yaklaşıyordu.
Halkbank dosyasının çözülmesi savunma alanındaki pazarlıkların önünü açabilecek bir gelişme olarak yorumlanıyor.
4. Ortadoğu Stratejisi
Ortadoğu’da güç dengesi hızla değişiyor. Özellikle Israel ile İran arasındaki gerilim arttıkça Türkiye’nin bölgesel rolü daha kritik hale geliyor.
ABD açısından Türkiye yalnızca bir müttefik değil aynı zamanda stratejik bir lojistik merkez ve askeri güçtür. Bu nedenle Ankara’nın bölgesel politikalarının Washington ile uyumlu hale getirilmesi ABD için önemli bir hedef olabilir.
İçerideki Sessiz Tartışma: Borsa İddiası
Halkbank davasının yalnızca dış politika boyutu yoktur. Türkiye içinde de bu gelişmenin ekonomik ve siyasi yansımaları tartışılıyor.
Özellikle şu soru giderek daha fazla dile getiriliyor: Davanın düşeceği bazı çevreler tarafından önceden biliniyor muydu?
Eğer böyle bir bilgi bazı yatırımcıların eline önceden geçmişse, bu durum borsa üzerinden ciddi kazançların elde edilmesine yol açmış olabilir.
Halkbank hisselerinin dava süreci öncesinde değer kaybetmesi ve ardından hızla yükselmesi bu tartışmaları güçlendiren gelişmeler arasında yer alıyor.
Eğer böyle bir durum yaşandıysa mesele yalnızca finansal bir spekülasyon değildir. Bu aynı zamanda politik bilgi ile yaratılmış bir servet transferi anlamına gelir.
Asıl Gerçek: Dosyalar Tamamen Kapanmaz
Uluslararası siyasette hiçbir dosya gerçekten kapanmaz. Dosyalar yalnızca beklemeye alınır.
Bugün Halkbank dosyası askıya alınmış olabilir. Ancak bu dosya Washington’un arşivlerinde varlığını sürdürmeye devam edecektir. Gerektiğinde yeniden açılabilecek bir siyasi araç olarak.
Bu nedenle asıl mesele davanın düşmesi değildir. Asıl mesele Türkiye’nin bu davanın kapanması için hangi stratejik tavizleri vermiş olabileceğidir.
Diplomasi Bedelsiz İşlemez
Uluslararası ilişkilerde hiçbir kazanım bedelsiz değildir. Bir ülke büyük bir hukuki baskıdan kurtuluyorsa, bunun karşılığında başka bir alanda taviz vermiş olması kuvvetle muhtemeldir.
Halkbank dosyasının kapanması kısa vadede Türkiye için bir rahatlama gibi görünebilir. Ancak uluslararası politikanın temel kuralı şudur: Bir yerde kazanılan rahatlık, başka bir yerde ödenen bedelin sonucudur.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin İran politikası, S-400 sisteminin geleceği, ABD ile savunma anlaşmaları ve NATO içindeki rolü bu pazarlığın gerçek boyutunu gösterecektir.
Çünkü büyük davalar mahkeme salonlarında değil, devletlerin birbirine kestiği görünmez faturalarla kapanır.
Halkbank dosyası da büyük ihtimalle böyle kapanıyor.
Beraatle değil.
Pazarlıkla.
