Pazar / 9 Mayıs 2021

Güvenlik soruşturması nedir, ne değildir?

201,709BeğenenlerBeğen
8,693TakipçilerTakip Et

İktidar kendisine ve dolayısıyla düzene muhalif kim var, nerededir, ne iş yapar, Emniyet, valilik, MİT ve gayri-resmi kurum ve oluşumlar üzerinden öğreniyor, bunları kayıt altına alıyor. Yani muhalifler fişleniyor. Elinin altında duran bu belgeler ‘günü geldiğinde’ kullanılıyor. Belge ve kayıt dediğimize bakmayın. Hepsi hukuka aykırı, resmi kayıtsız bir biçimde ellerinde duruyor.

 

Yine iktidar seçmen kitlesine meşruluğunu ve ‘önemini’ kabul ettirmek için önce korku ortamı yaratıyor. 12 Eylül ve 15 Temmuz gibi süreçler sonrası kimsenin güvende olmadığını, devlete düşman olanların olduğunu, bu düşmanlardan kendilerini ancak iktidarın koruyabileceğini çeşitli kurumlar, televizyon, radyo ya da sosyal medya aracılığıyla hatta bilbordlar üzerinden yayıyor. İnanan inanıyor, inanmayan inanmıyor. Ancak iktidar, herkesi inanmış kabul ederek bunun üzerinden devlet politikaları geliştiriyor. İcraatını bu düşünce üzerinden gerçekleştiriyor.

 

Algının en önemli ayağı terör örgütleri… Adını kendisinin koyduğu ya da geçmişte uluslararası sermayenin terör örgütü ilan ettiği bir kaç örgüt bu algının oluşturulmasında yeterli görünüyor. Sonra pratiğe geçiyor. Basın açıklaması yapan, sosyal medyada düşüncelerini ifade eden, mahalle meclisleri, forumlar, işçi meclisleri gibi gruplarda, işçi sorunları, öğrenci sorunları gibi konularla, adaletsizliğe uğrayan insanlarla birlikte faaliyet gösteren her meslekten, halkın her kesiminden ne kadar insan varsa hepsini fişliyor. Daha öne çıkanları gözaltına aldırıyor. Dava açtırıyor. İddianamelerde mutlaka bir örgütün ismi oluyor. Örneğin Kürt’se PKK, Sosyalist talepleri varsa DHKP-C, TİKKO, TKİP vb.,Cemaat çevresi ise FETÖ diyerek bir örgütle irtibatlı iltisaklı hale getiriyor. Gözaltına alınmanız yada tutuklanmanız gerekmiyor. Bu örgütlerden davası olan birileriyle bir çay içmeniz de fişlenmeniz için kåfi. Emniyetin “görüşü, kanaati” yeterli olabiliyor.

 

İşe girmek istiyorsunuz ya da halihazırda çalışıyorsunuz. Ama şimdiye kadar iktidara biat ettiğinizi gösteren herhangi bir ifadeniz olmadı diyelim. Ya da ‘reis çok yaşa’ demediniz. Arabanızın arkasına, evinizin bir köşesine Osmanlı Tuğrası yapıştırmadınız, asmadınız. Memur Sen’e, TürkİŞ’e, Hakİş’e üye olmadınız. İşyerinde 15 Temmuz darbesi ve Fetöcüler kahrolsun filan demediniz. Sosyalist olduğunuzu söylediniz yada söylemediniz ama adalet, eşitlik, demokrasi filan diyorsunuz. Akşamları arkadaşlarınızla iki tek atıyorsunuz. Kapitalizme karşısınız, doğasever, yardımseversiniz. Alevi’siniz, Kürt’sünüz ama iktidardan yana değilsiniz. Akp’ye oy vermedim dediniz vesair, daha yüzlercesini yazacağım bu gerekçelerin bir tanesine bile sahipseniz ‘güvenlik soruşturması’ sizin için işletilecek demektir.

 

Güya işyeri amirinizin kararıyla, aslında emniyetin fısıldamasıyla hakkınızda soruşturma başlatılacak. Eskiden aylarca süren tahkikat 15-20 günde sonuçlanacak. Eşiniz, yakın akrabalarınız, çocuğunuz hatta kuzeninizin bile ‘terörle irtibatlı iltisaklı’ olması, işten atılmanız yada işe alınmamanız için yeterli görülecek. Elinize bir kağıt verilecek. İçinde şöyle yazacak; “Elde edilen bilgilerin değerlendirilmesi neticesinde şahsın bakanlığımız teşkilatına(X kuruma) atanması uygun görülmemiş ve bu sebeple ataması yapılmamıştır.”

Haliyle nedenini öğrenmek ve belgeleri görmek isteyeceksiniz. Vermeyecekler.

Ataması yapılmayan bir doktorun avukatının ifadesi şu şekilde; “Soruşturma içeriğine ‘devlet sırrı’ denilerek ulaşmamız engelleniyor. İstihbari bilgi nedir ne değildir, bilmiyoruz.”

 

Soruşturma dedikleri şeyin hukuki dayanağı yok. Belge yok. Kanaat var.

‘Şu suçlamadan ceza almıştır’ değil, ‘Şu terör örgütü ile iltisaklıdır’ ibaresi yer alıyor.

Daha da ilginç bir durum var. Üniversitede akademisyen atamalarında yaşananlardan bir örnek; Soruşturma evrakları ile gönderilen notlarda belgelerin ‘resmi evrak’ sayılmadığına dair not yer alıyor. Kapalı zarf içinde gelen soruşturma belgelerini en yetkili amir açıyor ve bu belgelerin iki ay içinde imha edilmesi gerekiyor. Hiçbir yerde kanıt olarak kullanılamayacağı da gelen pusulada belirtiliyor. Kişilere tebliğ edilen sonuçlarda ise sadece güvenlik soruşturmalarının olumsuz neticelendiği ifade ediliyor. Yani güvenlik soruşturması gerekçe gösterilerek işe alınmadınız ya da işten çıkarıldınız diyelim. Dava açtığınızda ortada ‘güvenlik soruşturmasının olumsuz sonuçlanmasından dolayı işe alınmadınız/ işten çıkarıldınız’ cümlesinden başka belgeniz olmuyor.

 

Bu durumu yandaşların işe alınması, Akp’ye oy verenlerin çalışmasının sağlanması gibi basit bir kadrolaşma hareketi olarak görmemek gerekir. Durum bir kapitalist saldırıdır. Kriz ekonomisi yönetimidir. İşçinin emekçinin ekonomik krize karşı hayatta kalabilmek için gereken yaşamsal haklarını talep etmesini engellemenin en baskıcı yoludur. Açıkça “itaat et rahat et” denilerek aslında  açlıktan ölsen de köle gibi çalıştırılsan da onurun ayaklar altına alınsa da şikayet etmeden, söylenmeden çalışmaya devam et; üniversite diploman olsa da emek verip kendini mesleğin konusunda en iyi şekilde eğitmiş olsan da işe girerken sorun çıkarmayacağına, diğer çalışanları uyarıp, uyandırıp, hak mücadelesi, grev gibi direniş yöntemlerine kalkışmayacağına sermayeyi ikna et denilmektedir. Aslına bakarsanız iktidara itaat etmeniz de bir süre sonra işe yaramayacaktır. Çünkü işçi düşmanlığının dili, dini, ırkı yoktur. Yandaş mandaş tanımaz. Oy vermiş olsan da işten atılacaksan, atılacaksındır. Ne yazık ki buna inanmayan inanmak istemeyen bir çok emekçinin başına geldiğinde ‘ellerim kırılsaydı oy vermeseydim’ dediğini hepimiz zaman zaman duyduk.

 

Milyonlarca insanın bu durumda Güvenlik soruşturması adı altında ya da herhangi başka bir gerekçe ile işsizliğe, açlığa mahkum edilmesi, itaate zorlanması karşısında iki seçenek var.

1- İktidarın istediği kıvama gelmek, sesini kesip, ‘vazifemi yaparım maaşımı alırım’ demek… Kendini, değerlerini, ideolojisini inkar etmek anlamına gelen bu durumu herkesin yapabileceğini sanmıyorum. Bu durumda bir çoğu takiyye yapacak, çalışmaya devam edecek ancak günden güne çürüyecektir. Bazıları bunu yapamayacak örneklerini gördüğümüz gibi intihar edecek, kendini yakacak, depresyona girecek yaşayan ölüler haline gelecektir. Bir kısmı da ailesinden, çevresinden dayanışma ile bir süre idare edecek, söylenecek, lanet okuyacak, dua edip sabır ve tevekkülle başımızdakilerin gitmesini bekleyecektir. İktidarın en hoşlandığı grup son gruptur. Dinin siyasi araç olarak en etkili olduğu gruptur çünkü.

 

2- Bunlardan hariç bir seçenek daha var tabii ki. Ölmemek için sıtmalı yaşamaya razı gelmemek, direnmek… Sendika yöneticilerinin, ana muhalefet partisi yöneticilerinin, muhalifimsi partilerin tüm suskunkunluğuna, sermaye ortaklığına rest çekerek iş yerlerinde, fabrikalarda, madenlerde, tarlalarda direnişe geçmek, grev hakkımızı, basın açıklaması, oturma eylemi, yürüyüş gibi -vakit varken- ‘henüz lağvedilmemiş’ anayasal haklarımızı kullanarak direnmek…

Başka bir yöntem aklınıza geliyorsa bilemem. Ancak üstünüze çöken bir duvarın altından kalkabilmek için sabırla beklemek, dua etmek, lanet okumak, söylenmek, kahrolsun demek, ağlamak, kendini öldürmek çözüm değildir, bilin istiyorum.

Çünkü Güvenlik soruşturması denilen şey halkın güvenliğini sağlayan bir uygulama değil, iktidarın koltuk güvenliğini sağlamak için üstümüze çökertilen bir duvardan, iş güvencemize saldırıdan başka bir şey değil. Bu duvarın altından ancak fiilen hareket ederek çıkabiliriz.

 

Acun Karadağ

Yazarın Diğer Yazıları

[adinserter block="6"