Greta’ya gıcık olan ‘solcu’ başka nelere gıcık oluyor?

Greta Thunberg adlı 16-17 yaşlarındaki İsveçli kızın BM zirvesinde yaptığı konuşma belki de en geniş yankıyı Türkiye’de buldu. Çünkü Greta ve 15 arkadaşı, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu beş ülkeyi iklim değişikliğiyle mücadele konusunda yeterli adımları atmadıkları gerekçesiyle UNICEF’e şikayet etti.

Tabi hemen yaygara başladı, neden ABD, Çin, Japonya gibi iklime en büyük zararı veren ülkeler değil de aralarında Türkiye’nin de olduğu 5 ülke şikayet edildi. Aslında Türkiye ile birlikte UNICEF’e şikayet edilen diğer 4 ülke komplo teorilerini çürütmeye yeter (Fransa, Almanya, Brezilya ve Arjantin)  ama nedenini de yazalım. Çünkü Greta ve arkadaşlarının şikayet ettiği bu ülkeler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 3. Protokolü’nü imzalamış ancak ABD, Çin ve Japonya gibi en fazla karbon üreten ülkeler sözleşmenin imzacısı olmadıkları için UNICEF’e şikayet edilememişler.

Greta’ya gıcık olan zevatın bir kısmı da çocuğun konuşurken gösterdiği tepkilerle ilgiliymiş. Nitekim o tepkilerin rol kesmek için değil Greta’nın asperger sendromlu olmasından kaynaklandı ama bunu yazıp çizenlerin bir kısmı özür bile dilemedi.

Greta’ya gıcık olanların bir diğer gerekçesi de BM zirvesi için ABD’ye yelkenli yatla gitmesi. Yani Greta eğer bu imkânlara sahipse zaten şikâyet etmeye hakkı yok – ki Putin benzer bir açıklama yapmıştı- yok eğer kendisine bu imkanlar sağlandıysa büyük bir oyunun parçası!

Evet Greta’nın ABD’ye yaptığı 15 günlük yelkenli yolculuğunu organize ve finanse eden Küresel İklim Hareketi adlı bir sivil toplum kuruluşu. İşte dananın kuyruğu da tam burada kopuyor. Bizim bir takım solcularımızla bir takım sağcılarımızın kesişim kümesi sivil toplum ve dış güçler adını verdikleri yabancı düşmanlığı.

Devlet dışı organizasyonların tamamı için zararlı ve süfli diyemese de bu bir takım solcular, kuşkuyla bakmaktan da geri durmazlar.

Sağcı kardeşleri ile ‘devletin yüksek menfaati’ noktasında buluşuverirler.

Bu yüzden her iki kesim de Rus lider Vladimir Putin’e büyük bir hayranlık besler. Çünkü Rus devletini sarhoş Yeltsin’in elinden alıp saygın bir ülke haline getirmiştir.

Rusya’nın Suriye’de Esad’ı desteklemesine için için uyuz olan muhafazakarların büyük çoğunluğu da bu hayranlıktan kurtulamaz ve kendi liderlerini Putin’e benzetmekten büyük haz duyar.

Peki bizim bir takım solcuları milliyetçilerle ve muhafazakârlarla aynı potada buluşturan şey ne ola? Kendilerine sorarsanız ‘anti emperyalizm’ diyorlar. Emperyalizmin tanımını dahi doğru düzgün yapamayan bu kliklerin anti-emperyalizm çizgisinde buluşmaları ortaya siyasi mizaha konu olacak bir görüntü çıkartıyor aslında. Ancak biz bu görüntüye bakarak gülemiyoruz maalesef.

Çünkü devlet denen kavramı kutsayan ve devletin çıkarı ile toplumun çıkarı çatıştığında doğrudan devlet aygıtının yanında yer alan bu zihniyet insanlığın en büyük düşmanıdır.

Devlet denen aygıtın iktidar denen ve kimi zaman siyasi bir yapı kimi zaman bir hanedan bazen de bir grup tarafından yönetildiğini ve iktidarların her zaman toplum yararına işler yapmadığını kabullenemiyorlar.

Sivil toplumun güçlenmesi ve siyasi iktidarları denetleyebilecek olmasından ürküyorlar. Çünkü  ezberleri bozulacak. Monarşi yanlıları cumhuriyet fikrinden ne kadar ürküyorsa bizim devletçi solcu ve sağcı da sivil toplumdan o kadar ürküyor. Hele ki bu sivil toplum bir de ulusal değil de uluslararası ise adeta canavara dönüştürülüyor.

Devlet denen aygıtın kamu yararının emrinde olduğuna inanan bu zevata sormak gerekir “Hitler ve iktidarı da Alman halkının yüce çıkarları için çalıştığını söylüyordu. Bu durumda Nazi partisine karşı çıkan solcular vatan haini miydi?”

Şüphesiz bu kadar yalın biçimde sorduğunuzda ‘Evet’ yanıtını alamazsınız. Ancak soruyu şöyle sorduğunuzda ‘Evet’ oranının yüzde 90’lara çıkacağına emin olabilirsiniz. “Saddam rejimine muhalif olanlar vatan haini miydi?”

Hemen sizin karşınıza ABD askerine çiçek uzatan Iraklı örneğini getirirler. Evet işgal ordusunun askerine çiçek uzatan eli ben de tasvip edemem, ancak işgal ordusundan medet umacak hale getiren iktidara ve onun yönettiği ‘devlet’ aygıtına da bir itirazım olur. Bizim bir takım solcuların ve büyük oranda sağcıların anlamadığı şey şu. Bir ülke, sivil toplum güçlenince dış güçlerin müdahalesine ve işgale açık hale gelmez, sivil toplumun zayıfladığı ülkelerde siyasi iktidarlar otoriterleştiğinde ülkeyi dış müdahaleye açık hale getirir.

Mesala bizdeki bir takım solcular dış güçler korkusu yüzünden Osman Kavala’ya da gıcık olurlar. Devletin çıkarını hiç umursamayan Selahattin Demirtaş’a ve HDP’ye gıcık oldukları gibi. Söylemeye kimi zaman dilleri varmasa da, Cumhuriyet gazetesi davasında mağdurlardan değil de muhbirlerden yana atar kalpleri. Çünkü mağdurların kökü dışarıda ilişkileri ve liberal dostları vardır. Oysa muhbirler devletin çıkarı söz konusu olduğunda iktidarla yaşanan çelişkiyi görmezden gelecek kadar vatanperverdirler!

Devlet aygıtına eleştiri getiren her kesimi ya  liberal (sağ sapma) ya anarşist (sol sapma) diyerek yaftalayıp devletin çift şeritli meşru yolunda siyaset kovalayanlar elbet bu yazımıza da kızacak.

Sonuçtan yola çıkarak yargıya varırsanız Putin ve Ahmet Hakan’ın yanına düşersiniz. Nedenlerin üzerinden durursanız da belki Greta’nın yanında yer almazsınız ama belki gıcık olmaktan vazgeçersiniz. Çünkü Greta geri kalmış (sanayileşmede) ülkelerin ileri ülkelere yetişmesi sorunundan daha farklı bir sorundan bahsediyor. Üzerinde rekabet edebileceğiniz bir  dünyanın kalmayacağı gerçeğinden. Farkında mısınız?

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

207,719BeğenenlerBeğen
7,866TakipçilerTakip Et