İnsanlık Vicdanının Sınandığı Topraklar…
Gazze… Dünyanın en büyük açık hava hapishanesi, tarihin en ağır vicdan sınavlarından biri. İsrail’in yıllardır süren abluka politikasıyla nefessiz bırakılan bu topraklar, yalnızca Filistin halkının değil, tüm insanlığın ortak vicdanını sınamakta. Bombaların gölgesinde yaşamaya zorlanan çocuklar, sokaklarda elektriksiz ve susuz kalan aileler, yıkılmış evlerin arasında yeniden umut inşa eden bir halk… Ve bütün bu karanlıkta dimdik ayakta duran bir ışık var: sumud.
Gazze’yi yalnızca bombaların düştüğü bir coğrafya olarak görmek büyük bir yanılgıdır. Gazze aynı zamanda küresel sistemin, emperyalist düzenin, bölgesel güç hesaplarının ve solun tarihsel reflekslerinin sınandığı bir vicdan hattıdır. İsrail’in tankları ve uçakları görünürdür; fakat onları mümkün kılan sessizlik, diplomatik ikiyüzlülük ve çıkar hesapları en az silahlar kadar yıkıcıdır.
Sumud: Direncin ve Umudun Adı
Sumud, Filistinlinin toprağına, kimliğine ve onuruna bağlılığıdır. Evleri yıkılsa da yeniden taş üstüne taş koymak, zeytin ağaçları kesilse de yeniden kök salmak, çocuklarının gözlerinde umudu diri tutmak… İşte sumud budur. Gazze’nin dar sokaklarında, bombaların gölgesinde, açlığın ve yokluğun ortasında yeşeren bu direnç, insanlık için bir ders niteliğindedir: Zulüm zorbalıkla hükmedebilir, ama umudu susturamaz.
Sumud yalnızca İsrail işgaline karşı bir direniş biçimi değildir. Aynı zamanda Filistin halkını araçsallaştıran, onu başkalarının stratejik hesaplarının nesnesi hâline getiren her anlayışa karşı sessiz ama sarsılmaz bir reddiyedir. Filistin halkı ne işgalin nesnesi olmayı ne de “destek” adı altında yürütülen vekâlet savaşlarının malzemesi hâline gelmeyi kabul etmektedir.
Filistin’in Güncel Tablosu 2026
Bugün 2026’da Filistin’in durumu hâlâ ağırdır. İsrail’in abluka ve işgal politikaları Gazze ekonomisini çökertmiş, altyapıyı yok etmiş, sağlık sistemini felç etmiş, işsizlik ve yoksulluğu zirveye taşımıştır. Birleşmiş Milletler Filistin Ajansı’nın verilerine göre Gazze’de işsizlik oranı %50’nin üzerinde, genç işsizliği ise %70’e yaklaşmaktadır. Elektrik ve su kesintileri günlük yaşamın normali, hastaneler temel ilaç ve malzeme sıkıntısı içinde, çocuklar açlık ve psikolojik travmalarla büyümeye zorlanıyor.
Hamas ve El Fetih arasındaki siyasi bölünmüşlük, Filistin’in uluslararası arenadaki etkisini zayıflatıyor. Dünya kamuoyunun sessizliği ve uluslararası kuruluşların etkisizliği, iki devletli çözümü her geçen gün daha uzak bir ihtimal hâline getiriyor. Ancak tüm bu olumsuz tabloya rağmen Filistin halkının sumudu dimdik ayakta duruyor. Çocuğun taşı, annenin duası, gencin direnci, tüm insanlığın ortak mirasıdır.
Hamas ve İran: Direniş ile Vekâlet Arasında Filistin
Bugünün Filistin gerçeği yalnızca İsrail’in işgal politikalarıyla açıklanamaz. Hamas’ın Gazze’de kurduğu siyasal-askerî yapı ve İran’ın bölgesel stratejileri, Filistin halkının kaderini doğrudan etkileyen unsurlar hâline gelmiştir. Hamas, direnişi temsil ettiğini iddia ederken, Filistin halkının sivil yaşamını koruyacak, uzun vadeli ve kapsayıcı bir siyasal gelecek programı ortaya koyamamaktadır. Silahlı direnişi mutlaklaştıran bu yaklaşım, İsrail’in uyguladığı orantısız şiddetin gerekçesi hâline getirilmekte; bedeli ise yine Gazze halkına ödetilmektedir.
İran açısından Filistin meselesi çoğu zaman ahlaki bir dayanışma değil, bölgesel güç mücadelesinin aracı hâline gelmektedir. Filistin halkının özgürlük talebi, Tahran’ın Washington ve Tel Aviv’le yürüttüğü jeopolitik hesapların içinde araçsallaştırılmaktadır. Oysa sumud, başka güçlerin satranç tahtasında piyon olmayı reddeden bir halkın onurudur.
Arafat ve Türkiye Solunun Bağlantısı
Yaser Arafat’ın mirası, Filistin mücadelesinin bugününe ışık tutuyor. Arafat yalnızca bir lider değil, Filistin kimliğinin ve direncinin uluslararası sembolüydü. Türkiye solu açısından Arafat, ideolojik bir yakınlıktan öte dayanışma figürüydü. 1970’ler ve 1980’lerde Türkiye’deki sosyalist hareket, Filistin davasını emperyalizme ve zulme karşı evrensel bir mücadele olarak görüyordu. Bu yaklaşım, özellikle genç kuşaklar için hem ilham kaynağı hem de eleştiri alanıydı.
Deniz Gezmiş ve Filistin Mirası
Bu bağlamda Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Filistin mücadelesiyle ilişkisi önem kazanıyor. Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan için Filistin, yalnızca uzak bir coğrafya değil, emperyalizme ve işgale karşı evrensel bir direnişin parçasıydı. Türkiye’deki genç devrimciler, Filistin halkının tanklara ve bombalara rağmen direnmesini örnek alıyor, bu direnci kendi anti-emperyalist mücadelelerinin simgesi olarak görüyordu. Deniz Gezmiş’in Filistin’e duyduğu sempati, Türkiye solunun uluslararası dayanışma geleneğinin tarihsel vicdanıdır.
Türkiye Solunun Bugünkü Temkinli Duruşu
Ancak bugün Türkiye solu, Filistin konusundaki duruşunda çoğunlukla temkinli ve pasif. Sosyal medya mesajları, deklarasyonlar ve etkinlikler vicdan rahatlatıcı ama somut politikanın yerini tutmuyor. Gazze’nin çocukları, evleri yıkılan aileler, işsiz ve umutsuz gençler temkinli diplomasiyle hayatta kalamaz. Sumud, Türkiye soluna sesleniyor: İnsan onurunu savunmak için pasif kalmak artık bir seçenek değil.
Türkiye Devleti, Söylem ve Çelişki
Türkiye’nin Filistin politikası yüksek sesli ahlaki söylemlerle şekillenmekte; ancak bu söylemler İsrail’le sürdürülen ekonomik, askerî ve diplomatik ilişkilerle derin bir çelişki içindedir. Filistin meselesi çoğu zaman iç politika mobilizasyonunun bir aracına dönüşmekte; kalıcı ve ilkesel bir uluslararası baskı hattı oluşturulamamaktadır. Bu çelişki, Türkiye solunun devletten bağımsız, tutarlı ve ilkesel bir Filistin hattı kurmasını zorunlu kılmaktadır.
Güncel Saldırılar ve İnsanlık Krizi
Bugün Gazze’de yaşananlara sessiz kalmak, insanlığın ortak mirasına sırt çevirmektir. Son aylarda yaşanan hava saldırıları ve sınır ihlalleri yüzlerce sivilin yaşamını yitirmesine neden oldu. Birleşmiş Milletler raporları, çocukların ve sağlık personelinin hedef alındığını ortaya koyuyor. İsrail’in tankları, uçakları ve duvarları geçici olabilir; ancak Filistinlinin yüreğinde taşıdığı sumud kalıcıdır.
Trump ve “Lüks İnşa” Hayali: Yeni Sömürgeciliğin Dili
Donald Trump’ın Gazze’ye yönelik “yıkımdan sonra lüks şekilde yeniden inşa” yaklaşımı, modern emperyalizmin en çıplak hâlidir. Bu bakış açısında Filistinliler özne değil; ya engel ya da dekor unsurudur. Toprak, bir halkın yurdu olmaktan çıkarılıp küresel sermayenin emlak projesine dönüştürülmektedir. Bu anlayış, işgalin yalnızca askerî değil, ekonomik ve kültürel bir tasfiye olduğunu açıkça göstermektedir.
Somut Dayanışmanın Gerekliliği
Türkiye solu, geçmişte Deniz Gezmiş’lerin temsil ettiği uluslararası dayanışma ruhunu bugün somut hâle getirmek zorundadır. Filistin’e duyulan sempati sloganla sınırlı kalamaz. Politik baskı, kamuoyu oluşturma, uluslararası sol ağlarla gerçek dayanışma ve insani destek mekanizmaları kurulmadıkça, sumud yalnızca romantik bir kelimeye indirgenir.
2026 ve Türkiye Solunun Sorgulaması
2026 yılında Türkiye’deki solun Filistin politikaları ciddi bir muhasebe gerektiriyor. Söylemler, deklarasyonlar ve temenniler somut politikaya dönüşmediği sürece anlamını yitiriyor. Gazze’nin çığlığı, Anadolu’nun vicdanına sesleniyor: İnsan toprağından koparılabilir, evinden sürülebilir; ama umudundan asla vazgeçmez.
Sonuç: Sumud, Evrensel Miras
Sonuç olarak, sumud yalnızca Filistin’in değil, bütün insanlığın direnişidir. Türkiye solu için bu artık ideolojik bir tercih değil, tarihsel ve ahlaki bir zorunluluktur. Zulme sessiz kalmak tarafsızlık değildir. Sumud, bir halkın değil, insanlığın ortak mirasıdır.
Gazze’den Anadolu’ya uzanan bu miras, Deniz Gezmiş’lerin hatırlattığı gibi Türkiye solunu yalnızca düşünmeye değil, harekete geçmeye davet ediyor. Çünkü özgürlük, adalet ve insan onuru için mücadele etmek, yalnızca bir coğrafyanın değil, tüm dünyanın görevidir.
