“Ermeni soykırımı yoktur’ demek fikir özgürlüğü değildir” diyen ‘özgürlükçü’ gazeteye giden mektup!

Prof. Dr. Haluk Şahin "Ermeni soykırımı yoktur" diyen yazarının yazısını kaldıran Gazete Duvar yönetimini eleştirdi. Olayın perde arkasını da açıklayan Şahin, gazeteye bir mektup gönderdi. Mektubun yayınlanıp yayınlanmayacağı merak ediliyor.

Gazete Duvar 1915 olaylarına ‘soykırım’ demeyen yazarının yazısını yayından kaldırdı.

Gazete Duvar haber sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz, dikkat çeken bir özür yazısı kaleme alarak yazının yayında kaldırıldığını duyurdu.

TEPKİ ÇEKEN ÖZÜR YAZISI

Ali Duran Topuz imzalı yayınlanan özür metninde, “Gazete Duvar, inkarcılığı reddeden bir yayın anlayışına sahip. Ermeni Soykırımı meselesinde de bu böyle. Fikir özgürlüğünün bizi inkarcılığı kabul etme, göz yumma, yayılmasına yardımcı olma borcu altına soktuğuna inanmıyorum” denildi.

GÜLGÜN TÜRKOĞLU PAGY: KINIYORUM

Yazısı yayından kaldırılan Gülgün Türkoğlu, sosyal medya hesabı üzerinden tepki gösterdi.

Gülgün Türkoğlu Pagy sosyal medya hesabında şu ifadeleri kullandı:

“Diyalektik düşünemeyen, “devrimci” “solcu” etiketini üstüne yapıştırdığı kolaylıkla, başkasına da ‘faşist’i yapıştırıyor.

Kavramları doğru kullanmıyoruz. 1915 ve öncesi için kullanılacak kelime, soykırım değil, mukateledir.”

Yazıyı, sosyal medyada paylaştıktan sonra, gelen tepkiler üzerine akıştan çıkarıp, paylaşımlarını silen Gazete Duvar’ı bu tutumundan dolayı kınıyorum.”

Yazının yayından kaldırılmasının ardından Prof. Dr. Haluk Şahin ise Duvar’ın editöryal bir skandala imza attığını belirten bir tepki gösterdi.

Sosyal medya hesabından Duvar’ı ve Genel Yayın Yönetmeni Ali Duran Topuz’u hedef alan Prof. Dr. Haluk Şahin, gazeteye bir eleştiri mektubu gönderdiğini ve yayınlanmasını rica ettiğini belirtti.

Şahin, meselenin perde arkasını da yazısındaki şu ifadelerle anlattı:

“Duvar adlı “özgürlük yanlısı’ internet gazetesinin yazarlarından birisi gazeteye yeni katılmış olan Taner Akçam’ın bir yazısına cevap yazmış. Akçam “soykırım” konusundaki her zamanki görüşlerini dile getirirken bu yazar da ona karşı savları sıralamış. Ve kıyamet kopmuş! Vay efendim, bu ne cüret! Palas pandıras yazıyı kaldırıp, hemen Akçam’dan özür dilemişler.

Yani, bu demokrat arkadaşlar tartışmanın bir tarafını verirken öbür tarafının verilmesine duvar çekmişler. Şaşırdım kaldım. Nedir bu telaş? Nedir bu korku? Öbür yazının altına o fikirlere katılmadığını ifade eden bir kaç cümle koyarsın olur biter. Sanki “şeytanın ayetleri”, derhal yok edilmesi gerekiyor. Hem de “özgürlük” mücadelesi yapan demokrat bir yayında!”

“SANSÜR TARİHİMİZDE AYRI BİR YERİ OLACAKTIR”

Şahin, Taner Akçam’ın Gülgün Türkoğlu Pagy’nin yazısı hakkındaki yorumlarını da şu ifadeleri kullanarak paylaştı:

“Aşağıdaki notu internetten aldım. Böylesini görmemiştik: Çok zengin olan sansür tarihimizde ayrı bir yeri olacaktır!”

İŞTE O NOT: 

NEDİR BU TELAŞ?

Haluk Şahin’in Facebook hesabından yazdığı yazıda Gazete Duvar yönetimine eleştirileri şu şekilde:

“BU DUVARIN AMACI NE?

“Çıldırmış kalabalıklardan uzakta” geçirdiğimiz günler geride kaldı, çılgınlığın merkezine geri döndük! Daha ilk günden hayretten dona kaldık. Duvar adlı “özgürlük yanlısı’ internet gazetesinin yazarlarından birisi gazeteye yeni katılmış olan Taner Akçam’ın bir yazısına cevap yazmış. Akçam “soykırım” konusundaki her zamanki görüşlerini dile getirirken bu yazar da ona karşı savları sıralamış. Ve kıyamet kopmuş! Vay efendim, bu ne cüret! Palas pandıras yazıyı kaldırıp, hemen Akçam’dan özür dilemişler.

Yani, bu demokrat arkadaşlar tartışmanın bir tarafını verirken öbür tarafının verilmesine duvar çekmişler. Şaşırdım kaldım. Nedir bu telaş? Nedir bu korku? Öbür yazının altına o fikirlere katılmadığını ifade eden bir kaç cümle koyarsın olur biter. Sanki “şeytanın ayetleri”, derhal yok edilmesi gerekiyor. Hem de “özgürlük” mücadelesi yapan demokrat bir yayında!

Dedim ya, çılgınlık!

Kaldı ki, sitenin yazarları ve editörleri arasında Akçam’dan farklı düşünenler mutlaka vardır. Acaba onlar ne yapıyorlar? Onlara da çalışmaya devam edebilmen için “soykırımdır – değildir” testi mi verilecek? Taner Akçam böyle bir testi destekler ama Radikal’den tanıdığım gazeteci Ali Topuz ne der?

Her neyse, çılgınlığın ortasındaki ilk gün karşımıza çıkan nümune bu. Ali Topuz’la hukukumuza dayanarak bir eleştiri mektubu yazdım. Yayınlamasını rica ettim. Bakalım ne olacak? Taner Akçam sansürünü geçebilecek mi? Yoksa o da duvara mı toslayacak!”

“YUKARIDAN EMİR GELMİŞ GİBİ”

Öte yandan Prof. Dr. Haluk Şahin’in Gazete Duvar’a gönderdiği eleştiri mektubuna Halkweb ulaştı.

Haluk Şahin’in mektupta Ali Topuz’a “Kimdir Taner Akçam? Dokunulmazlığı nereden geliyor? Başsansürcülüğü nasıl hak ediyor?” sorularını yöneltmesi dikkat çekti.

İŞTE O MEKTUP: 

Ali kardeş,

Sözünü ettiğiniz yazıyı okuma fırsatını vermediniz (ki kaba bir sansürdür); ama böylece Taner Akçam’ın fikirlerinin eleştirilmez olduğunu ilan etmiş oldunuz. Bu bağnazlık size hiç yakışmadı. Kimdir Taner Akçam? Dokunulmazlığı nereden geliyor? Başsansürcülüğü nasıl hak ediyor?

Konu karmaşık ve çok yönlüdür, sizin kesin inançlılığınız ve benim kişisel kanılarım hangi noktada olursa olsun, dürüst tarihçiler arasında hala tartışılmaktadır ve daha onyıllarca tartışılacaktır. Tarihsel hakikat, azınlık, çoğunluk tanımaz, oluşmaya devam eder. Bir zamanlar bittiği söylenen Tarih gibi, bu konu da bitmiş değildir. Hrant, kesin kanısına rağmen, konunun yasaklanmasına burada da Paris’te de karşı çıkacağını haykırmıştı. Siz, yukarıdan emir gelmiş gibi, telaş içinde sayfa bozuyorsunuz. Benim Radikal’den tanıdığım düşünce özgürlüğü yanlısı yazıişleri müdürümüz Ali Topuz bunu yapıyor! Hayret!

Size, Ermeni teröristlerin soykırım iddiasının arkasına sığınarak açtıkları 25 yıllık kanlı terör kampanyasının iki halk arasında samimi diyalog kurulmasını ve iyileşmeyi en az iki kuşak geriye attığına dair bir yazı göndersem yayınlar mısınız? Yoksa o konu da sizce kapanmış mıdır, birileri için mahzurlu mudur ya da önce Taner Akçam’dan onay almanız mı gerekir?

Evet, hiç yakışmadı. Olgulardan, onların farklı yorumlanmasından, tarihsel tartışmalardan korkmayın. Farklı fikirleri olanlara bir takım etiketler yapıştırarak susturulacak hainler gözüyle bakmayın. Böyle yapanlar hep kaybettiler. Kendilerini ne kadar haklı görürlerse görsünler kaybettiler.

Farklı bir ses olarak gördüğümüz Duvar’ı farklı olgu ve fikirlere karşı bir duvar haline getirmeyin!

Hayal kırıklığı ile,

Haluk Şahin”

Gazete Duvar’ın yayından kaldırdığı Gülgün Türkoğlu’nun yazısı ise şu şekilde:

“Ermeni Tehciri

Çivisi çıkmış dünya… Çivi nerede duruyordu da çıktı acaba? Bir mecazla ifade bulmuş olsa da ondan kopulduğunda dünyayı sallayacak bir merkez var demek ki! Gelenek, bu merkezin Hak duruş olduğunu söyler. Mevleviler saatlerce dönseler de bir ayakları sabit durur. Bir pergel misali; daireyi tamamlayıp dururlar, dünyayı turlarlar sarsılmadan; bir ayak her daim Hakta. İnsanın kendinden öte gidebildiği bir dünya var mıdır? Dünyalarımız küçük olsa da hepimizin hesabı Hak duruşa mesafemizden kesilir kanımca.

Eğri oturalım mı bilmem ama doğru konuşalım; doğrudan söyleyiverelim. Ondan da önce Artik Penik’in ölüm yatağında alınan görüntü kaydını izleyelim. Kendini bir dava uğruna yakmış bir insanın, ölmeden hemen önce söylediklerinden daha sahici ne olabilir? Cânım Artik Penik, sözlerinin etki edeceği gönül, yok artık bizlerde! İsa, bize “Fahişeye ilk taşı, hiç günah işlememiş olanınız atsın” dese, arsızca hepimiz taşlarız; hem de birbirimizin fahişelik yaptığını bile bile. Solculuk desen emperyalizmle dans peşinde. Birlikte yaşamayı beceremedik.

Bir karıncayı öldürmek bile olanaksızken, insanların katledilmesini olağan görmek, soysuzluktur. Yaşanan acılara saygı göstermek, bizi duyguda birleştirir ve bu çok değerlidir. Akıl boyutundaysa nesnelliğin aranması haktır. İçlerinden türemiş soysuzların, halka yaptıkları zulüm nasıl yadsınabilir? Tarafsız olabilmek belki de bir avuç dolusuna nasip olur böyle bir konuda; bedeli ağır bir tarafsızlıktır Artin’inki. Kendini yakışından beş gün sonra vefat edeceği hastane yatağından, tükenmekte olan soluğuyla, ekilen nifak tohumlarının, bu coğrafyada karşılığı olmadığını yalvarırcasına dile getirir. Soykırım iddiasının kabul ettirilmeye çalışılmasının, boş bir uğraş olduğunu yazan, ASALA benzeri terörist, faşist ellerden çıkan kurşunla yaşamını yitiren yurttaşımız Hırant Dink’in çığlığı da buna benzerdir. Tıpkı, Adana konuşmasından cımbızlanan cümlelerle Ermeni düşmanı olduğuna hükmedilen Atatürk gibi, o da çok kıymetli bir yazısından cımbızlanan cümlelerle ölüme mahkum edilmiştir.

Soykırım yapıldığı iddia edilen tarihlerde, Osmanlı İmparatorluğu’nun içinde bulunduğu durum ve koşullar hatırlanmalı:

  • Düzenli orduları lağvedilmiş

  • Parası, sanayisi olmayan

  • Söz gelişi değil, fiili olarak, emperyalist ülkelerce dört bir yanından sarılmış

  • Topraklarının hangi ülkeler arasında, ne şekilde paylaşılacağına kağıt üzerinde karar verilmiş

  • Birinci Dünya Savaşı’ndan yenilgi ile çıkacak, çok yoksul ve yıpranmış bir halk.

Türklerin Ermeni Tehcir Tezi, karşılıklı katliamların yapıldığını kabul eder. Bu önemli bir kavramsal ayrımdır. Karşılıklı katliam olduğundan, doğru tanım Mukatele’dir. Rus arşivleri, Ermenilerin arasında halkı kışkırtan Rus, İngiliz ve Fransız ajanlarının bulunduğunu ispatlamaktadır. 1915 Mayıs ayına dek, 120 binden fazla Türkün, Ermenilerce katledildiği Fransız, İngiliz ve ABD arşivlerinde yer almaktadır. Ermeni vatandaşlara yapılan saldırıların failleri olan 1673 görevli, Divan-ı Harb’e sevk edilmiş; kimi idam edilmiş, kimi hapis cezasına çarptırılmıştır.

Yukarıda anlatılan şartlarda boğuşan halk, bölünme tehlikesine karşı, ülkeyi savunmuş ve zafer kazanmıştır. 1915 yılından, sözde soykırımdan önce, ülkeyi bölmek amacı güden emperyalist devletlerle yaptıkları işbirliğiyle, çeşitli vilayetlerde katliamlar yaptıkları yabancı arşivlerce de doğrulanan bölücülere karşı bir önlem alınmayacak mıydı? 1912-1914 yıllarında, Rus, İngiliz ve Fransız desteğiyle, altı ilimizde “Ermeni Islahatı” başlatılmıştır. Örneğin; bu, altı kente, ikişer vali atanması girişimi, bölme çabasıydı. 1914 yılında, bir milyon kadar Müslüman, Tiflis ve Erivan’dan Türkiye’ye sürülmüştür. Bunlardan topraklarımıza ulaşabilenlerin sayısı, 702 bindir.

Ussal bir dizge, bir iddianın öncelikle ispatına muhtaçtır. Soykırım öncelikle ispat edilmelidir. Bir soykırım yapıldığını kanıtlayabilecek bir belge mevcut değildir. İspat edilememiş bir suça istinaden Türkiye mahkum edilmiştir. Bu tutum, Birleşmiş Milletler Antlaşması’na aykırıdır. Soykırım çok ciddi bir iddiadır. Nesnel düzeyde, olguların incelenmesinde kavramların doğru kullanılması beklenir. Bu çerçevede, yanlış kullanım değil, art niyetli kullanım vardır.

Osmanlı arşivleri açıldı; neredeyse tamamına İnternet’ten erişim olanaklıdır. Ermeni arşivlerininse tamamı bir türlü açılmamaktadır. Örneğin: Taşnak Partisi ile dönemin Rusya’sı arasında yapılan yazışmalar, Boston‘daki Taşnak Arşivi’nde bulunmaktadır. Bu arşiv açılmamıştır; yazışmaların bazılarının, birer kopyasıysa Rus arşivlerinde bulunmaktadır. Tarihçiler, bu yazışmaların, soykırım iddiacılarının, iddialarını tamamen geçersiz kılacak nitelikte olduğunu bildiriyorlar. Benzer bir biçimde, Kudüs Patrikhane arşivi, Erivan 1923 öncesi arşivi açılmamaktadır. İzin verme konusunda nasıl da “seçici” davranıldığı, yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından dile getirilmektedir.

Türk tarafının, 1919 yılında, İspanya, Danimarka ve İsveç’ten ikişer tarafsız hukukçu gönderilmesi suretiyle, olayın incelenmeye açılması teklifi reddedilmiştir. Türkiye’nin konuyla ilgili komisyon kurma teklifleri, sistematik bir biçimde reddedilmektedir. 2005 yılında, iki taraf nihayet Viyana’da biraraya gelebilmişler, belge değişimine başlamışlardır. Fakat, Ermeni tarafı bu görüşmelerden aniden çekilmiş, vazgeçmiştir.

20 Mart 1982’de Boston’daki The Armenian Weekly gazetesinin başyazarı ve editörü olan James H.Taşçiyan, Atatürk hakkında var olduğu iddia edilen haberin yalan olduğunu yazmış, fakat ne gariptir ki hemen işinden olmuştur.

Dünya tarihinde bir benzerine rastlanmamış Kurtuluş Savaşımızın, emperyalist ülkeleri hiç beklemedikleri bir mağlubiyete uğratmışlığının damaklarında bıraktığı acı lezzetin bir uzantısı olmalıdır soykırım iddiası.

Yaşamı, “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesiyle belirlemiş bir kişinin ırkçı olabileceğini düşünmek, bilinçsizliktir. Anzak annelerine, öylesine seslenebilmiş bir kişinin soykırımcı, kafatasçı olduğunu düşünmek us düşmanlığıdır; bilgisizlik kaynaklı kötülüktür.

Atatürk’ün, Ermeni sorununun asıl köküne işaret eden konuşmasından bir alıntıyla bitirelim: ‘Ermeni meselesi denilen ve Ermeni milletinin menfaatinden ziyade dünya kapitalistlerinin menfaatine göre halledilmek istenen mesele, Kars Antlaşması ile en doğru surette çözülmüştür. Tekrardan eskisi gibi iki çalışkan halkın dostluğu kurulmuştur.’”

 

Son Haberler