Erdoğan’ın İstanbul’a atadığı kayyumun yarattığı asıl tehlike!

Birkaç gün önce Boğaziçi Başkanlığı – Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın hazırladığı Boğaziçi Yasası’nda değişiklik öngören bir taslağın olduğu ortaya atıldı. Kamuoyunu oldukça meşgul eden bu husus özellikle muhalefetin gündeminde yer aldı.

Yasa taslağının ne olduğunu incelemeden önce mevcut düzenlemeye bakmak gerekecektir.

Şu an 2960 Sayılı Boğaziçi Kanunu bulunmaktadır. Bu kanuna göre 3 adet kurul bulunmaktadır.

‘İBB’ye resmen kayyum atanıyor’

İmar planlarını onaylayan, uzman ekiplerden değil merkezi yönetimden oluşan temsili kurum olan Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu, İstanbul’da bulunan ve ön görüşme kurulu gibi düşünülebilecek İmar İdare Heyeti ve planları hazırlayarak üst kurullara gönderen, teknik yetkisi bulunan İBB’ye ait olan Boğaziçi İmar Müdürlüğü.

Ne yapılmak isteniyor?

Öngörülen taslağa göre idari konularda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa teklifi taslağında, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Boğaziçi Yasası’ndaki yetkileri, Cumhurbaşkanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na devredilecek. Buna göre ise, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı olan Boğaziçi İmar Müdürlüğü, Büyükşehir Belediye Başkanı’nın üyesi olduğu Boğaziçi İmar İdare Heyeti ile Boğaziçi İmar Yüksek Koordinasyon Kurulu lağvedilecek. Lağvedilen kurumların yetkileri, genişletilerek yeni kurullara devredilecek.

Boğaziçi Başkanlığı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı, merkezi İstanbul’da, kamu tüzel kişiliğine sahip özel bütçesi olan bir kurum olacak. Başkanlık, ilk etapta 160 memur ve 50 işçiyi işe alıp faaliyetlerine başlayacak. Başkan ve 3 yardımcısını Cumhurbaşkanı atayacak. 11 üyeden oluşacak 2 ayrı kurulun üyeleri de yine Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Yeni kurulacak başkanlık, boğazlarda parselasyon planı, arazi düzenlemesi trampa, kamulaştırma, ihdas, alan düzeltme, cins değişikliği, taksim, terk gibi kritik ve olağanüstü yetkilere sahip olacak.

İlgili kurullar Çevre ve Orman Bakanlığı’na bağlı olacak. Başkan ve yardımcıları ise Cumhurbaşkanı tarafından atanacak. Boğaziçi Başkanlığı ile yine üyeleri Cumhurbaşkanı’nca atanacak Boğaziçi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma ve Düzenleme Kurullarının kurulacak.

İmamoğlu masaya yumruğunu vurdu: Boğaz ve çevresi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nindir, nokta!

Bunun yanında Boğaziçi İmar İdare Heyeti’ne ait olan “imar planında yeşil alan olarak belirlenen arsaların ağaçlandırılması için gerekli tedbirleri alma” yetkisi de Boğaziçi Başkanlığı’na bırakırken; devlet ormanı niteliğindeki yerlerle ilgili yetkiler de Tarım ve Orman Bakanlığı’na bırakılıyor.

Ayrıca Çevre ve Şehircilik, Kültür ve Turizm ve Tarım ve Orman Bakanlıklarının önerisi ile üyeleri Cumhurbaşkanı tarafından atanmak üzere Avrupa ve Anadolu Yakası’nda iki adet Boğaziçi Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu oluşturulması öngörülürken, zorunlu hallerde ise Çevre Bakanlığı’nın 2 adet daha kurul oluşturabileceği ifade ediliyor.

Tasarının geçmesi halinde ise Boğaziçi alanı ve siluet geçiş sahalarının bulunduğu ilçe belediyelerinin bünyesinde üç ay içinde ilçe Boğaziçi müdürlükleri kurulacak ve uygulamaların gerçekleştirilmesi, denetiminden sorumlu olacak.

Boğaziçi alanı olarak tanımlanan bölgeye silüet geçiş sahası olarak nitelendirilerek Boğaziçi su yolları, dolgu alanları, sahil şeridinde veya gerisinde kalan su yolları da ekleniyor. Boğaziçi ön görünümde bekçi kulübesi, büfe, çay ocağı ile sınırlı olan yapılaşma izinleri kafeterya ile açık sosyal, kültürel ve spor tesisleri de eklenerek genişletiliyor.

Bizi bekleyen tehlikeler neler?

Tasarının çıkması ve akabinde yasalaşması halinde yalnız İstanbul özelinde değil ülkenin tüm sahil şeridinde yerel yönetimlerin el çektirilerek, bu bölgelerin maddi ve manevi tüm imkanlarının merkezi yönetime teslim edilmesi söz konusu olacaktır.

İktidarın sandıkta kaybettiğini, erk ile almaya çalışmasından daha gayridemokratik bir yöntem yoktur. Nitekim merkezi idare planlama ve denetimi yapamaz ve bu yetkiler mahalli idarelerde kalmalıdır.

Her ne kadar silüetin korunması, kaçan yapılara engel olunması gibi gerekçeler ifade edilse de imar affını çıkaran iktidar ile bu tasarıyı ortaya koyan iktidarın aynı olması, imar affının bir benzerinin Boğaziçi sahil şeridinde yaşanarak silüetin tamamen ortadan kalması, rant uğruna çarpık yapılaşmanın burada olacağına dair kaygıları yükseltiyor. Nitekim Mevcut düzenlemeye göre boğazdaki kaçak yapılar yıkılırsa yerine yeşil alan yapılmak zorunda. Yeni düzenlemeyle kaçak yapıların yıkılması halinde yerine yeni binaların yapılmasına izin veriyor.

Bu tasarının kabul edilmesi İstanbula kayyım atamaktan farksız olacaktır. Fiili olarak bir kayyım söz konusu olmasa da yetkisizleştirmek ve itibarsızlaştırmak yöntemi ile İBB yetkileri sınırlandırılmış olacaktır.

Av. Hazal Mintaş

1 Yorum

  1. Boğaziçi Başkanlığı ve yeni imar planı..

    1983 yılında Kenan Evren zamanı çıkan boğaziçi yasası ile vatandaşın tapulu yerleri, 1 gün önce imarlı iken bir gün sonra imara kapatıldı. Nasıl bir hak kaybına uğradıkları nasıl mağdur edildikleri düşünülmeden. Yaklaşık 36 yıl tapulu arazilerine imar bekleyen, bir nesil ahları ile geldi geçti. Mağduriyetler ise hala devam ediyor. Mevcut Boğaziçi Yasası değişiminin elzem olduğunu düşünüyoruz, mağduriyete uğrayan kesim olarak. Özellikle boğaz manzaralı binalarda rezidanslarda oturanların Boğaziçi imar değişimine en çok tepkiyi göstermelerini traji komik buluyoruz.

    36 yıldır mağduriyet yaşayan ailelerden bir fert olarak, naçizane düşüncelerimi bizlerin sesi olan size arz etmek istiyorum.

    – Öngörünüm adı üzerinde Boğaziçi siluetinde olan yerler olmalı.

    Görme açısına mesafesine göre bir imar düzenlemesi olmalı.

    Misal sahil üstü kesimler 3.5 kat yüksekliği geçmez ise, ağaçlar içinde kaybolan bir siluet çıkar ortaya.

    – Ön görünüm deki tapulu araziler illa ki imara kapatılması gerekiyorsa, Kenan Evren zamanı gibi imara yasakladım deyip,

    vatandaşı bir ömür mağdur etmek yerine, bu kişilerin tapulu arazileri için kamu elindeki imarlı bölgelerde transfer hakkı getirilebilir.

    Veya mevcut boş toki binaları ile takası sağlanabilir.

    – Böylece hem mülkiyet hakkı ihlalleri önlenmiş olur, hem kamunun elindeki stoklar azalmış olur.

    – Ön görünüm deniz gören yerler olmalı – Geri görünüm denizi görmeyen yerler..

    Yeni Boğaziçi Yasası denilince işin trajikomik yanı, en çok lebiderya boğaz manzaralı binalarda villalarda rezidanslarda
    oturanlardan tepki geliyor. Neymiş boğaz talan edilecekmiş. Zaten mevcut yasa ile oluşan siluet ve kaçaklar ortada.

    bir bakıyorsunuz deniz gören yer imara açık, deniz görmeyen yer imara kapalı. bir parselde vatandaş çivi çakamamış,

    diğer parselde kaçak apartman dikmiş. !986 imar affı çıkmış çoğu kaçak iskana kavuşmuş, kaçak yapmayan

    kanuna saygılı vatandaş gene mağdur olmuş. Bakıyorum çevremde imar affından yararlananlar daha çok tepki veriyor yeni yasaya.
    Misal, madem boğaziçi imara açılmayacak, yasaya uymayan hatta imar affından iskan alanlarda yıkılsın desek, en başta kendileri

    isyan eder, bu çevreci dostların.

    Sözümün özü

    Geç gelen adalet, adalet değildir.

    Herkese eşit haklarda mülkiyet hakkı verilmelidir.

    Bir neslimiz geldi geçti, ahlarını ahirete bırakarak, bir nesil daha geçmesin.

    Saygı ile arz ediyorum.

Yorum Yaz

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

210,472BeğenenlerBeğen
4,595TakipçilerTakip Et