HALKWEBAuthorsYaş Ayrımcılığı (Ageism)

Yaş Ayrımcılığı (Ageism)

Bu ülkede yaş almak hâlâ bir hak mı, yoksa sessizce cezalandırılan bir suç mu?

0:00 0:00

Bu ülkede neredeyse her sabah bir ayrımcılık haberiyle uyanıyoruz.
Bazen diliyle, bazen kimliğiyle, bazen inancıyla, bazen yoksulluğuyla hedef alınıyor insanlar.
Bazen cinsiyetiyle.
Bazen sadece var olduğu için.
Ama bir ayrımcılık var ki çoğu zaman fark edilmiyor.
Sessiz.
Görünmez.
Bu yüzden de daha tehlikeli.
Yaş ayrımcılığı.
Yaş ayrımcılığı, herhangi bir bireye ya da gruba yaşından ötürü yapılan ayrımcılıktır.
Yani bir insanın yalnızca yaşı nedeniyle değersizleştirilmesidir.
Sözünün kesilmesi.
Kararların dışına itilmesi.
Kamusal hayattan yavaş yavaş silinmesidir.
Yaş ayrımcılığı (ageism) daha çok yaşlılara karşı oluşmuş önyargıları ve ayrımcı uygulamaları tarif etmek için kullanılır. Ancak gençlere ve çocuklara karşı yapılan ayrımcı uygulamalar için de geçerlidir.
Çocuklara ve gençlere yöneldiğinde küçümseme olarak çıkar karşımıza:
“Anlamaz.”
“Tecrübesiz.”
“Zamanı var.”
Yaşlılara yöneldiğinde ise bu işin adı konur:
Yok sayma…
Yaş ayrımcılığı;
Irkçılık neyse odur.
Cinsiyetçilik neyse.
Dini ya da mezhep temelli ayrımcılık neyse odur.
Yani aynı yerden beslenir:
Ön yargıdan.
Stereotipten.
Yapısal dışlamadan.
Kültürel kodlardan.
“Bu yaştan sonra” denilen yerlerden.
Gelenek diye, alışkanlık diye aktarılan kabullerden.
Ve elbette güç ilişkilerinden.
Kimin konuşacağına, kimin susacağına karar veren iktidar alanlarından.
Tek farkı şudur:
Yaş ayrımcılığı çoğu zaman ayrımcılık olarak bile görülmez.
Normal karşılanır.
Hatta çoğu zaman iyi niyetliymiş gibi sunulur.
Gündelik hayatta her yerde karşımıza çıkar.
En kaba hâliyle doğrudan yaş ayrımcılığı vardır.
Açık açık söylenir:
“Bu iş için yaşın çok büyük.”
“Bu iş için yaşın çok küçük.”
“Henüz erken.”
“Artık çok geç.”
Yaş, bir yeterlilik ölçütüymüş gibi konur önümüze.
Bir kapı kimi için hiç açılmaz,
kimi içinse çoktan kapanmıştır.
İkinci biçimi dolaylı yaş ayrımcılığıdır.
Daha sinsidir.
Kural var gibi görünür ama kural bazı yaş gruplarını, özellikle yaşlıları, otomatik olarak dışarıda bırakır.
Saat sınırlamaları.
Hizmetlerin yalnızca belli yaşlara göre tasarlanması.
Dijital başvuru zorunlulukları.
Kimse “giremezsin” demez.
Ama sistem zaten içeri almaz.
Üçüncüsü kurumsal yaş ayrımcılığıdır.
Bu bireylerin değil, sistemlerin işidir.
Ulaşım politikalarıyla.
Sosyal hizmetlerle.
İstihdam düzenlemeleriyle.
Ve böylece yaşlılar, kamusal hayattan yavaş yavaş silinir.
“Otobüse bu saatte binme.”
“Bu alan sana uygun değil.”
“Sen yorulma.”
“Sen zahmet etme.”
İyi niyet gibi sunulur.
Oysa iyi niyet, ayrımcılığı ortadan kaldırmaz.
Sadece görünmez kılar.
Tam da bu noktada şunu görmek gerekir:
Yaşlılar bu ülkede zaten zor koşullarda yaşamaktadır.
Düşük emeklilik maaşlarıyla geçinmeye çalışırlar.
Çoğu için sosyal güvence son derece sınırlıdır.
Yoksulluk, yaşlılıkla birlikte derinleşir.
Ve bu yoksulluk, sadece maddi değildir.
Beslenmeyi bozar.
Tedaviye erişimi zorlaştırır.
İlaç kullanımını aksatır.
Birçok sağlık sorununu ağırlaştırır.
Yani yaşlılık, yalnızca biyolojik bir süreç değil;
aynı zamanda ekonomik, sosyal ve sağlıkla ilgili çok katmanlı bir kırılganlıktır.
Yaş ayrımcılığı tam da bu kırılganlığın üzerine biner.
Yaşlılara yönelik ayrımcılık, son dönemde özellikle ulaşım üzerinden yürüyen tartışmalarla daha da görünür hâle geldi.
Ücretsiz ya da indirimli ulaşım bir hak olmaktan çıkarıldı.
Bir lütuf gibi sunuldu.
Sonra da hedef hâline getirildi.
Bir anda yaşlılar “yük” oldu.
Kalabalığın sorumlusu.
Trafiğin nedeni.
Krizin günah keçisi.
Soruyu açık soralım:
Sorun gerçekten ulaşım mı?
Yoksa mesele, kimin sokakta, şehirde, kamusal alanda ne kadar yer kaplamaya hakkı olduğu mu?
İşte burada yaş ayrımcılığı kapitalist düzenle buluşur.
Çünkü Kapitalist düzen, insanı bir özne olarak değil, bir performans nesnesi olarak görür.
Dinamikse.
Üretkense.
Rekabetçiyse.
İtiraz etmiyorsa.
Bakım gerektirmiyorsa.
Hızlıysa.
Yavaşlayan fazlalık olur.
Duran yük sayılır.
Dinlenen sistemin dışına itilir.
“Aktif yaşlanma” bile çoğu zaman bir hak değil, bir zorunluluk olarak dayatılır.
Yaşlanabilirsin.
Ama yaşlı olamazsın.
Oysa yaşlanmak bir kusur değildir.
Bir başarısızlık hiç değildir.
Hepimizin ortak kaderidir.
Bugün genç olan yarın yaşlanacaktır.
Bu yüzden yaş ayrımcılığı yalnızca bugünün yaşlılarını ilgilendirmez.
Gelecekteki hâlimizi de hedef alır.
Bir toplumun adaleti buradan ölçülür.
Güçlüye sunduğu imkânlarla değil.
Yavaşlayana nasıl davrandığıyla.
Kırılgana ne yaptığıyla.
Yaşlılar bu toplumun yükü değildir.
Bu ülkenin hafızasıdır.
Bu şehirlerin tanığıdır.
Bu düzenin bedelini ödemiş olanlardır.
Ama biz ne yapıyoruz?
Kalabalıkta istemiyoruz.
Seslerini istemiyoruz.
Yavaşlıklarını istemiyoruz.
Varlıklarını bile istemiyoruz.
Oysa bir toplum, insanlarına nasıl davrandığıyla ölçülür.
Ne kadar görünmez kıldığıyla.
Ne kadar susturduğuyla.
Ne kadar erken hayattan kovduğuyla.
Çünkü ayrımcılık sınır tanımaz.
Bugün yaşlılara yapılan, yarın başkasına yapılır.
Bu yüzden bu mesele “yaşlıların meselesi” değildir.
Hepimizin meselesidir.
The question is this:
Bu ülkede yaş almak hâlâ bir hak mı,
yoksa sessizce cezalandırılan bir suç mu?

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR