HALKWEBAuthorsYağmur Vardı, Akıl Yoktu

Yağmur Vardı, Akıl Yoktu

Doğayı, ormanı, suyu savunanlar bu yüzden bir avuç marjinal diye yaftalanır. Çünkü uzun vadeli akıl, kısa vadeli çıkar düzenini rahatsız eder. Oysa asıl marjinallik sınırsız su varmış gibi plan yapmaktır.

0:00 0:00

Kahvehanede sohbet ediyorlardı.

Şöyle dedi biri.
“Ne güzel yağmur yağıyor. Artık felaket çığırtkanları saçmaladıklarını anlamışlardır.”

Bir diğeri destekledi.
“Bu yağmur yağdıkça kuraklık hiç olur mu.”

Rahattılar. Çok rahat.

Çünkü kuraklığı, yağmurun hiç yağmaması sanıyorlardı.

Oysa bilim insanlarının anlattığı kuraklık, yağışın tamamen kesilmesi değildir. Asıl mesele yağmurun düzensizleşmesidir. Yağmur gelir ama kısa sürede gelir. Toprak tutamaz. Yeraltına inemez. Barajı doldurur gibi görünür ama sistemi beslemez. Ardından uzun kuru dönem başlar. İşte tam da bu yüzden aynı yıl içinde hem sel yaşarız hem susuzluk.

Bu tablo yalnızca yağmur azlığı ile açıklanamaz. Bunun arkasında küresel ısınma var. Küresel ısınma, insan faaliyetleri nedeniyle atmosferde biriken sera gazlarının gezegenin ısısını içeride tutması sonucu Dünya’nın yavaş ama sürekli ısınmasıdır. Kömür, petrol ve gaz kullanımı, çimento üretimi, ormansızlaşma ve yanlış tarım uygulamaları bu süreci hızlandırır. Gezegen ısındıkça buharlaşma artar, toprak daha çabuk kurur, barajlar daha hızlı boşalır. Yağmur tamamen kaybolmaz ama zamanı ve biçimi değişir.

Yani sorun suyun miktarı değil, dengenin bozulmasıdır.

Bu küresel tabloya siyasi tercihleri eklediğinizde kriz derinleşir. Ormanlar kesildiğinde yalnızca ağaçlar değil, suyu tutan doğal sistem de yok edilir. Yağışı emen, toprağa yavaşça sızdıran, yeraltı suyunu besleyen doğal bir altyapıdır. Orman gittiğinde yağmur gelir ama işe yaramaz.

Betonlaşma bu süreci hızlandırır. Toprak mühürlenir, nefes alamaz. Su tutamaz. Aynı yağmur, ormanlı bir arazide hayat verirken betonlaşmış bir alanda sele dönüşür. Biz buna doğal afet deriz. Oysa bu doğanın değil, alınan ve alınmayan kararların sonucudur.

Kuraklık sessiz ilerlediği için hafife alınır. Deprem gibi bir gecede yıkmaz. Her yıl biraz daha az su olur. Her yıl kuyu biraz daha derin kazılır. Her yıl çiftçi biraz daha yalnız kalır. Siyasi alarm çalmaz, çünkü bedel bugüne değil, yarına yazılır.

Bu tercihin sonuçlarını rakamlar bile anlatıyor. Bugün bu ülkede toprağı örten çimento, insanı doyuran buğdaydan kat kat fazla üretiliyorsa bu tesadüf değildir. Bu, neye yatırım yaptığımızın açık göstergesidir.

Doğayı, ormanı, suyu savunanlar bu yüzden bir avuç marjinal diye yaftalanır. Çünkü uzun vadeli akıl, kısa vadeli çıkar düzenini rahatsız eder. Oysa asıl marjinallik sınırsız su varmış gibi plan yapmaktır. Asıl gerçek dışılık, bilim bu kadar net konuşurken hala betona umut bağlamaktır.

Tarih bu hikayeyi defalarca yazdı. Akkad’da, Maya’da, Angkor’da, Indus Vadisi’nde kuraklık geldi, tarım çöktü, insanlar göç etti, siyasal düzen ayakta kalamadı. Hiçbiri bir gecede yıkılmadı. Hepsi uyum sağlayamadığı için çöktü.

Bugün farkımız şu. Biz biliyoruz.

Küresel ısınmanın ne olduğunu biliyoruz. Kuraklığı nasıl derinleştirdiğini biliyoruz. Ormanı kesmenin, toprağı betonla kaplamanın, suyu hoyratça kullanmanın bizi nereye götürdüğünü biliyoruz.

Artık mesele bilgi değil.
İrade.

Doğayı savunmak bir hassasiyet değil, aklın kendisidir. Kuraklık çevre sorunu değildir. Gıda, ekonomi, göç ve toplumsal istikrar sorunudur.

Ve bugün hala birkaç günlük yağmura bakıp rahatlayanlar bilsin.
Kuraklık gürültü yapmaz.
Yavaş gelir.
Sessiz ilerler.

Ve fark edildiğinde, çoğu zaman artık çok geçtir.

Bu kriz gökten inmedi.
Bilerek, göre göre büyütüldü.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR