HALKWEBAuthorsDarbeciliğin Tarihini Kim Yazdı? Belgeler Ne Söylüyor

Darbeciliğin Tarihini Kim Yazdı? Belgeler Ne Söylüyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında dile getirdiği“Darbeciliğin tarihini CHP yazmıştır” ifadesi, yalnızca bir siyasi polemik olarak görülemez.

0:00 0:00

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, partisinin grup toplantısında dile getirdiği “Darbeciliğin tarihini CHP yazmıştır” ifadesi, yalnızca bir siyasi polemik olarak görülemez. Bu söz, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu siyasal iradesine yöneltilmiş tarihsel bir nitelendirme olarak görülmelidir.

Bu nedenle bu iddia, sloganlarla değil; belgelerle, siyasal pratiklerle ve tarihsel bağlamla değerlendirilmelidir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarına bakıldığında, Cumhuriyet Halk Partisi’nin temsil ettiği siyasal çizgi son derece açıktır. Hükümet programlarında devletin varlığını, toprak bütünlüğünü ve bağımsızlığını korumak temel amaç olarak belirlenmiş; dış politikada barış, denge ve uluslararası meşruiyet esas alınmıştır.

Bu yaklaşım, herhangi bir darbe pratiğiyle değil, devlet kuruculuğu ve kurumsallaşma iradesiyle açıklanabilir. CHP’nin tarihsel rolü, bu yönüyle, rejimi kuran ve devletin temel niteliklerini inşa eden bir siyasal aklın devamı niteliğindedir.

Demokrasilerde asıl belirleyici ölçüt, iktidarın el değiştirme biçimidir. Bu noktada CHP’nin tarihsel pratiği tartışmasızdır. 1950 seçimlerinde iktidarı kaybeden CHP, sonuçları kabul etmiş ve yönetimi barışçıl biçimde devretmiştir. Üstelik bu süreçte çok partili yapının devlet işlerini daha sağlıklı yürüteceği yönünde açık değerlendirmeler yapılmıştır.

Bu tablo, darbeci bir siyasal zihniyetle bağdaşmaz. Tam tersine, bu durum Türkiye’de demokratik kültürün yerleşmesi açısından kritik bir eşiktir.

1960 sonrası dönem, tartışmaların yoğunlaştığı bir başka kırılma noktasıdır. Ancak bu döneme ilişkin değerlendirmelerin, siyasal söylemler yerine somut metinler üzerinden yapılması gerekir. Koalisyon protokollerinde yer alan ifadeler, CHP’nin konumunu açıkça ortaya koymaktadır. Protokollerde “Demokratik ve laik cumhuriyet ilkelerine bağlılık ve totaliter eğilimlere karşı ortak duruş” ifadelerine yer verildiği görülmektedir.

Bu yaklaşım, darbe çağrısı değil; anayasal düzenin korunmasına yönelik bir siyasal refleks olarak okunmalıdır.

Bülent Ecevit döneminde ortaya konulan siyasal çerçeve ise daha da belirgindir. 1974 CHP-MSP koalisyon protokolünde hukukun üstünlüğü, demokratik haklar ve laik sosyal hukuk devleti açık biçimde vurgulanmıştır.

Ayrıca geçmişin kırgınlıklarının giderilmesi ve toplumsal barışın tesis edilmesi yönündeki ifadeler, bu dönemin siyasal karakterini tanımlamaktadır. Bu çizgi, darbe pratiğiyle değil; uzlaşma ve demokratik normalleşme arayışıyla ilişkilidir.

Türkiye’de 12 Eylül 1980 sürecinde yasama ve yürütme yetkisinin askeri otorite tarafından devralındığı açıkça ifade edilmiştir. Bu durum, darbenin klasik ve tartışmasız tanımıdır.

Bu noktada asıl önemli olan, darbe sonrasında ortaya konulan siyasal tutumdur. 1990’lı yıllarda CHP’nin içinde yer aldığı siyasal metinlerde, 12 Eylül döneminin hukuki ve kurumsal mirasının tasfiye edilmesi, demokratikleşmenin güçlendirilmesi ve insan haklarının genişletilmesi yönünde açık hedefler belirlenmiştir.

Bu yaklaşım, CHP’nin darbe düzenini sahiplenen değil; onu aşmaya çalışan bir siyasal çizgide konumlandığını shows.

Bülent Ecevit’in 1999 hükümet programında da benzer bir çerçeve korunmuştur. Laik ve sosyal hukuk devletine bağlılık, insan haklarına saygı ve demokratik uzlaşma, bu dönemin temel ilkeleri arasında yer almıştır.

Bu ilkeler, Cumhuriyet’in anayasal karakterinin siyasal düzlemde yeniden teyidi niteliğindedir.

Tartışmanın en dikkat çekici yönlerinden biri ise 2002 sonrası döneme ilişkindir. Siyasal sistemin yeniden şekillendiği bu süreçte, Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi yasağının kaldırılmasına ilişkin düzenlemelerde, her ne kadar Erdoğan’ın ve AKP’nin siyaseten yolunu açmış olmakla eleştirilse de, CHP’nin desteği belirleyici olmuştur.

Bu durum, günümüzde dile getirilen sert nitelendirmelerle birlikte düşünüldüğünde, Türkiye siyasetinin ironilerinden biri olarak kayda geçmektedir.

Bu çerçevede, “CHP darbecidir” şeklindeki genelleyici ifade, Türkiye’nin çok katmanlı siyasal tarihini tek boyutlu bir okumaya indirgemektedir. Oysa Türkiye’nin darbeler tarihi; siyasal krizler, toplumsal kutuplaşmalar ve devlet-toplum gerilimleri gibi birçok faktörün bir araya gelmesiyle şekillenmiştir.

Darbeler boşlukta ortaya çıkmaz. Siyasal sistemin tıkandığı, toplumsal gerilimlerin derinleştiği ve kurumsal yapının zayıfladığı dönemlerde ortaya çıkar. Bu nedenle darbeleri yalnızca bir siyasi aktöre indirgemek, tarihsel gerçekliği açıklamak yerine basitleştirmek anlamına gelir.

Sonuç olarak, Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel rolü; bu devletin kuruluşunda yer alan, çok partili hayata geçişi sağlayan ve farklı dönemlerde demokratikleşme yönünde pozisyon alan bir siyasal çizgi olarak değerlendirilmelidir.

Dolayısıyla tartışmanın özü şudur:

Bu mesele bir parti tartışması değildir.

Bu mesele, Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi tarihsel perspektiften okunacağı meselesidir ve tarih, eninde sonunda, sloganlarla değil; belgelerle yazılır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR