HALKWEBAuthorsLoyalty: Speaking from where it hurts to remember

Loyalty: Speaking from where it hurts to remember

Vefa, hatırlamakla başlar. Kiminle yürüdüğünü, nereden geldiğini, hangi acılardan geçerek bugüne ulaştığını hatırlamakla…

0:00 0:00

Vefa bazen bir kelime değildir.
Bazen boğazda düğümlenen bir suskunluktur.
Bazen adını andığında gözlerin dolduğu, ama yüksek sesle söyleyemediğin bir sitemdir.

Bugün vefadan söz etmek zor. Çünkü vefa, en çok incinenlerin dilinde yaşar. En çok da unutulanların kalbinde…

Hepimizin hayatında bir “beraber yola çıktık” cümlesi vardır. Aynı masada oturduk, aynı hayali kurduk, aynı bedeli ödedik dediğimiz insanlar… Ama zaman geçtikçe masalar büyür, koltuklar çoğalır, güç genişler. İşte tam da o noktada vefa, yük olmaya başlar. Hatırlamak istenmeyen bir geçmişe, görmezden gelinmek istenen emeğe dönüşür.

Oysa vefa, hatırlamakla başlar.
Kiminle yürüdüğünü, nereden geldiğini, hangi acılardan geçerek bugüne ulaştığını hatırlamakla…

Bu ülkede vefa duygusu, en çok acılarda yoğruldu. Zindanlarda, mezar başlarında, mahkeme salonlarında… Bir annenin yıllar geçse de dinmeyen ağıdında, bir babanın sessizce yere bakışında, bir kardeşin yarım kalan cümlesinde saklı kaldı. Biz bu topraklarda vefayı, kaybettiklerimizden öğrendik.

Bugün ise unutmamız isteniyor.
Geçmiş “fazla kurcalanmasın” deniyor.
Acılar “geride kalsın” isteniyor.
Ama kimse sormuyor: Geride kalanlar ne olacak?

Vefa, tam da burada başlar.
Geride kalanlara sahip çıkmakta…
Yolu yarım kalanların adını anmakta…
Kazanırken kaybedenleri unutmamakta…

Siyasette vefa, en çabuk terk edilen erdemdir. Çünkü vefa, konforu bozar. Hesapları karıştırır. “İşimize bakmamız lazım” diyenlerin yolunu keser. O yüzden vefa çoğu zaman “duygusallık” diye küçümsenir. Oysa asıl duygusuzluk, birlikte yürüdüğünü inkâr etmektir.

Medya da farklı değil.
Bir zamanlar “özgürlük” diyenlerin bugün sessizliğe sığınması, bir zamanlar “hakikat” diyenlerin bugün görmezden gelmesi… Bunların hepsi vefasızlığın farklı yüzleri. Çünkü gazetecilik de vefa ister. Okura, gerçeğe, mesleğin onuruna vefa…

Vefa bazen bir telefon açmaktır.
Bazen adını anmaktır.
Bazen “yalnız değilsin” demektir.
Ve bazen de, herkes susarken hatırlamaya devam etmektir.

Şunu kabul edelim:
Vefalı olmak insanı yorar. Yalnız bırakır. Bedel ödetir. Ama geceleri başını yastığa koyduğunda vicdanını susturmaz. Çünkü vefa, insanın kendine olan borcudur biraz da.

Bu yüzden vefa, hâlâ kıymetlidir.
Hâlâ dirençtir.
Hâlâ ahlaktır.

Unutmanın bu kadar teşvik edildiği bir zamanda hatırlamak bir itirazdır.
Herkesin yüzünü çevirdiği yerde dönüp bakmak bir duruştur.

Ve biz, bütün yorgunluğumuza rağmen şunu söylemekten vazgeçmeyeceğiz:
İnsan, vefasını kaybettiği gün küçülür.
Toplum, vefasını kaybettiği gün çürür.

Vefa; geçmişte kalan bir erdem değil, bugün hâlâ insan kalabilmenin son hatırlatıcısıdır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR