HALKWEBAuthorsÜçüncü Paylaşım Savaşının Gerçeği

Üçüncü Paylaşım Savaşının Gerçeği

"Ya Sosyalizm Ya Barbarlık“ haykırışı, bugün insanlığın önünde duran en somut tarihsel eşiği ifade etmektedir."Ya Sosyalizm Ya Barbarlık“ haykırışı, bugün insanlığın önünde duran en somut tarihsel eşiği ifade etmektedir.

0:00 0:00

Yaşadığımız üçüncü paylaşım savaşı, klasik anlamda devletlerin çıkar çatışması olarak sunulsada, gerçekte Küresel sermayenin kendi içindeki büyük bölüşüm kavgasının yeni bir evresidir. Dünya gelirinin yüzde seksenini nüfusun yalnızca yüzde yirmisi alırken, bu yüzde yirminin içindeki daha küçük bir kesim, yani yüzde yedi, artık kendi işbirlikçilerini sırtından atarak pastanın daha büyük bölümünü ele geçirmek istemektedir. Bu durum, sermayenin tarihsel eğiliminin yeni bir aşamasıdır. Sermaye, ihtiyaç duymadığı her unsuru tasfiye eder, yük gördüğünü üzerinden atar, kendisine hizmet etmeyen yapıları hızla dışlar. İkinci Paylaşım Savaşı’nda yükünü hafifletmek için araçsallaştırdığı işbirlikçileri, bugün başka bir güce dönüşen Küresel sermayenin gözünde artık gereksiz bir maliyet kalemi haline gelmiş, bu nedenlede dışlanmakta, tasfiye edilmekte ve yeni kurulacak Küresel düzenin dışında bırakılmaktadır. Bu çatışmanın ivmesi, Dünyayı ikiye bölmüştür, egemen güçlerin dünyası ve ülkesi ile ezilenlerin, haklıların ve mazlumların dünyası ve ülkesi. Artık tek bir dünya yoktur, iki ayrı gerçeklik, iki ayrı tarihsel yönelim vardır.

Savaş dönemlerinde en büyük rantı devşirenler, Halkların Kanını sermayeye dönüştüren, Devlet aygıtıyla iç içe geçmiş, çıkar şebekeleriyle örülü egemen güç odaklarıdır. Silah tekelleri, Askeri-Endüstriyel kompleksler, Özel-Askeri şirketler ve Paralı-Asker ağları, her bombayı, her yıkımı, her ölümü kasalarına akan yeni bir servet kalemi olarak görürler. Lockheed Martin, Boeing, RTX (Raytheon) ve General Dynamics gibi ABD merkezli devler, yalnızca savaşların değil, Küresel sömürü düzeninin gerçek mimarlarıdır. Onların ardından, Doğal-Kaynak talancıları, Yeniden-İnşa tekelleri, Lojistik-Devleri, Finans-Kurumları ve Milyarder-Teknokratlar gelir. Kurumsal isimlerini zikrettiğim Küresel sistemin oluşturduğu, Ulusal ve Uluslararası Kan Emiciler, savaşın açtığı her yarayı yeni bir yağma fırsatına çevirirler. Bu düzenin bedeli ise hiçbir zaman karar vericilere ve savaş baronlarına kesilmez, faturayı yüksek enflasyon, ağır vergi yükü ve yaşam maliyetinin altında ezilen emekçiler öder. Savaşın gerçek mağduru, saraylarda savaş kararı alanlar değil, sofrasındaki ekmeği küçülen, geleceği çalınan, sesi bastırılan halktır. Bu yüzden savaş, egemenlerin çıkarı için yürütülen bir yıkım değil, Emekçi-Yoksul Halkların omuzlarına yüklenen sınıfsal bir sömürü mekanizmasıdır.

Küresel sermaye, kendi çıkarlarını korumak için işbirlikçilerine her türlü kirliliği, her türlü hukuksuzluğu, her türlü şiddeti mübah görmüş, onların tasmasını elinde tutarak Bölgecilik, Dincilik, Irkçılık ve Mafyatik örgütlenmeler üzerinden toplumları parçalamalarına izin vermiştir. Bu işbirlikçi rejimler, kendi ülkelerindeki yoksul ve emekçi halkları baskı altına alırken, aynı zamanda yasadışı yapılardan elde ettikleri kirli kazançlarla Devlet gücüne dönüşmüşlerdir. Devlet ile mafya arasındaki sınır silinmiş, Siyaset ile suç Ekonomisi birbirine eklemlenmiş, toplumsal düzen karın ve şiddetin ortak mantığına göre yeniden şekillenmiştir. Küresel tekeller kendi aralarındaki pazar rekabetini sürdürürken, işbirlikçi Devletlerde Siyasal alanı Böl-Parçala ve Yönet mekanizmalarıyla yeniden dizayn etmiş, Halkların ortak çıkarlarını birbirine düşman kimliklere bölerek görünmez kılmıştır. Onların dünyasında kar için kan dökmek sıradanlaşmış, savaşlar hem küresel güçler hemde işbirlikçi rejimler için vazgeçilmez bir araç haline gelmiştir. Bu nedenle savaş, yalnızca bir çatışma değil, sermayenin kendi varlığını sürdürme gerekçesidir.

Küresel güçler, işbirlikçilerinin hangi toplumsal fay hatlarını nasıl kullandığını çok iyi bildikleri için, bu fay hatlarını hem onları kontrol etmek hemde gerektiğinde tehdit unsuru olarak kullanmak üzere sürekli canlı tutmaktadır. Birinci kozları, işbirlikçilerin baskı altına aldığı toplumsal kesimlere güya sıcak bakarak onları kendi işbirlikçilerine karşı bir denge unsuru gibi göstermeleridir. İkinci kozları, yasadışı kazançların mülkiyet döngülerini kontrol ederek “İpin Elimde, İstersem El Koyarım” mesajını vermeleridir. Üçüncü kozları ise, Afrika’da hazırlanan yeni kıta savaşının, yani dördüncü paylaşım savaşının taşlarını döşemektir. Afrika’nın yeraltı zenginlikleri, enerji kaynakları, stratejik geçiş yolları ve genç nüfusu, küresel sermayenin yeni hegemonya alanı olarak görülmektedir. Epstein dosyasındaki “Siyah Kitapta” adı geçen küresel güçlerin ve işbirlikçilerinin kirli ilişkilerinin açığa saçılması, yeni kurulacak küresel sistemin meşruiyet zeminini oluşturmak için kullanılacaktır. Bir yanda savaşlar ve masum insanların katledilmesi, diğer yanda küresel elitlerin kendi pisliklerini kendi yargılarıyla aklama çabası, aynı sistemin iki yüzüdür. Bu çelişki, sermayenin kendi içindeki çözülmenin ve yeni bir düzen arayışının en görünür işaretidir.

Ezilenlerin Dünyasında ise bambaşka bir gerçeklik vardır. Bu savaşta Ezilen Halklar kendilerini birinci dünyanın parçası olarak görmemeli, kendi gerçek dünyalarını, kendi ülkelerini ve kendi mücadele zeminlerini tanımlamalıdır. Ekolojik dengeyi bozan çevre tahribatına karşı olanlar, Cinsiyetçi baskıya maruz kalanlar Kadın ve çocukalr, Emeğiyle geçinmekte zorlananlar, Irkçılık ve Dincilik kıskacında yaşayanlar, yani tüm Ezilenler, Küresel güçlerin ve işbirlikçilerinin karşısında Ezilen yoksul halkların Küresel dayanışmalarını kurmak zorundalar. Bu dayanışma, onların belirlediği dünyanın içinde yeni bir güç birliği oluşturarak Küresel bir karşı güç haline gelmelidir. Bu gücün adı, Eşit-Özgür bireyin, Emeğin değerinin, komünal yaşamın ve özgür toplumun adı olan, Demokratik Sosyalizm için, “Ya Sosyalizm Ya Barbarlık“ haykırışı, bugün insanlığın önünde duran en somut tarihsel eşiği ifade etmektedir. Küresel güçler, kar hırsının körlüğüyle kendi sonlarını hızlandırmış, dün olduğundan daha zayıf hale gelmişlerdir. Sermayenin kendi iç çelişkileri, kendi iç savaşını büyütmüş, buda ezilenlerin tarihsel fırsatını genişletmiştir.

Demokratik Sosyalizm, iki dünyayı ve iki ülkeyi birleştirecek Küresel Emek ve Demokrasi zeminidir. Tarımın güçlendiği, Köy Komünlerinin ve Kooperatiflerin yeniden canlandığı, Fabrikalarda Komünal üretim ilişkilerinin kurulduğu, Mahallelerde, Şehirlerde ve ülkelerde Demokratik-Komünal örgütlenmelerin geliştiği bir toplumsal yaşam, her tür egemen güce karşı korunması gereken bir gelecek projeleri olmalıdır. Sendikaların, Kooperatiflerin, Siyasi partilerin ve Sivil Toplum örgütlerinin Demokratik-Sosyalizmle taçlandırılması, Küresel sistemin dördüncü paylaşım savaşında hüsrana uğramasını mümkün kılacaktır. Çünkü sömürü Küreseldir, kurtuluş da Küresel olmak zorundadır. İnsanlığın geleceği, sermayenin karanlık savaşlarında değil, Halkların ortak dayanışmasında, Emeğin Özgürleşmesinde ve Eşitliğin Küresel bir değer haline gelmesinde yatmaktadır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR