İnsan kimden, neden korkar da susmayı seçer?
Ya da neden yutar, sessizliğe bürünür?
Çünkü ya bir ayıbı vardır üstünü örtmek için,
ya bir suça ortaktır,
ya da bizzat suçu işlemiştir.
Susuyorlar…
4–5 Kasım şaibeli kurultaydan sonra “değişim” diye yola çıkanlar, dün eleştirdikleri iktidarın bütün alışkanlıklarını bugün birebir taklit eder hale geldiler.
Kurdukları trol orduları, görsel ve yazılı medyadaki kalemşörleriyle yürüttükleri algı operasyonları sonucunda, hedef tahtasına tek bir isim oturtuldu:
Kemal Kılıçdaroğlu.
13 yıl Genel Başkanlık yaptığı CHP’de gördüğü her yanlışı düzeltmek için mücadele etti.
Elitleri değil; rakı sofralarında devrim yapan elitistleri değil,
dava adamlarını istedi.
Halk için,
hak–hukuk–adalet için mücadele edenlerle bu gemiyi sağlam limanlara yanaştırmaya çalıştı.
Eleştirilir mi?
Yes.
Ama hakaret ve küfür asla kabul edilemez.
Edilmeyecektir de.
Bu sürece bir de koro halinde eklenenler oldu:
Milletvekilleri, grup başkanvekilleri, PM üyeleri, belediye başkanları, il ve ilçe başkanları…
Silivri’de hazırlanacağı konuşulan listelerde yer bulmak uğruna,
tüm saygı sınırlarını hiçe sayanlar…
Bu operasyonun parçası olanlar,
birer aparat gibi bu oyunun içine doğrudan girenler;
ellerindeki çetelelerle günün sonunda ya kademe atladıklarını,
ya da geleceklerini garanti altına aldıklarını sandılar.
Taarruz çok yönlüydü.
Susmaması gerekenler itiraz etti, ses yükseltti.
Peki ya susanlar?
SUSSUNLAR.
Kemal Kılıçdaroğlu sabırla sustu.
Yutkundu.
Yaşadıklarını içine gömdü.
Onun dünyasında;
kin yoktu,
nefret yoktu,
öfke yoktu,
öç alma hiç yoktu.
Onun dünyasında
sevgi, saygı, hoşgörü ve ahlak vardı.
Namus ve onur, onun için hayattaki en kutsal değerlerdi.
İçi boş kavramlar değildi.
Aile her şeydi.
CHP onun ailesiydi.
Kavgaya bakışı “kol kırılır yen içinde kalır” anlayışıydı.
Engin hoşgörüsüyle kendisini eleştirenleri dikkatle dinler,
varsa hatalarını, göremediği eksiklikleri düzeltmeye çalışırdı.
Hangi Genel Başkan ister;
partisinin mahkeme koridorlarında süründürülmesini?
Seçilmiş belediye başkanlarının suç örgütleriyle akçeli ilişkiler nedeniyle hazırlanan iddianamelerde yargılanmasını?
İçi kanıyordu.
Sussa olmuyordu,
konuşsa olmuyordu.
Ve dedi ki:
“Arınacağız.”
Kendi yol arkadaşlarına “cefakâr ve fedakâr” diyecek kadar mütevazıydı.
Bir o kadar da bu mücadelenin, partinin kurumsal kimliğine yönelik olduğunu öngörebilecek siyasal akla sahipti.
Parti yönetiminin, savunması dahi alınmadan verdiği ihraç kararlarına;
sabırla ve dik duruşla karşılık verdi.
Kimileri anladı,
kimileri görmezden geldi.
Bu süreçte kamuoyunda ve parti içinde giderek büyüyen bir Kılıçdaroğlu düşmanlığı körüklendi.
Onun kaleminden listelere girenler,
hançerlerini soğutmadan ulu orta salladılar.
Dün onunla aynı kareye girmek için yarışanlar,
kurultay salonunda Özgür Özel ve ekibine ateş püsküren il başkanları,
ertesi gün 180 derece döndüler.
Ama hiçbirine yüreklice bir karşı duruş yakışmadı.
SUSUYORLARDI.
Gün geçtikçe ortaya çıkan farklı iddianamelerle;
nasıl bir siyaset girdabının içinde oldukları herkes tarafından görülüyordu.
Çırpındıkça batanlar,
kurtulmak için yanlış dallara tutunanlar…
SUSUYORLAR.
Susmak;
mevcut parti yönetimi tarafından bir sonraki seçimlerde listelerde yer bulacakları umudunu besliyor olmalıydı.
Bir ileri, iki geri…
O kadar ki;
sonradan partiye katılan, ideolojik olarak CHP ile kan uyuşmazlığı yaşayanların sözlerini;
inançlara, kültürel değerlere edilen hakaretleri bile bile duymamazlıktan geliyorlardı.
SUSUYORLAR.
Kemal Kılıçdaroğlu dedi ki:
“Cesurlar bir adım öne çıksın.”
Bir cesaret geldi.
Eski milletvekilleri, il ve ilçe başkanları derken;
mevcut dönem milletvekilleri de sessiz kalmayıp bir deklarasyon yayımladı.
Ve sonra…
Ortada kimse kalmadı.
SUSTULAR. SUSSUNLAR.
O gün geldiğinde,
“Biz de kavganın ortasındaydık, iki yumruk yedik ya da bir yumruk attık” demesinler.
Çünkü bu kavgada yumruk sayılmaz.
Üç yıldır her türlü hakarete, trol saldırısına, linç girişimine göğüs gerenler;
hadsizlere haddini bildirenler;
evinin nafakasını bölüp bu ateşi canlı tutanlar;
bedelini peşin peşin ödeyenler…
Yorulmadan, usanmadan doğrunun yanında durmaya devam edeceklerdir.
O,
kendisiyle yürüyen gerçek yol arkadaşlarını gördü.
Hiçbir menfaat gözetmeden,
hiçbir makam ve koltuk sevdasına kapılmadan,
hiçbir şaibenin, kirli pazarlığın, sinsice kurulan kumpasın içinde yer almadan…
ONURLU, NAMUSLU VE AHLAKLI yol arkadaşlarının;
şah damarı kadar yakınında olduğunu gördü.
SUSANLAR SUSMAYA DEVAM ETSİNLER.
O gün geldiğinde;
biz bugün her şeye rağmen susmuyorsak,
o gün de susmayacağız.
And remember:
Siyasette herkesin bir ajandası vardır.
Murat Adiguzel

