HALKWEBAuthorsRap, Kent, Çete ve Gelecek Korkusu: İktidarın Eğitimsiz Bırakarak Yönettiği Bir Nesil

Rap, Kent, Çete ve Gelecek Korkusu: İktidarın Eğitimsiz Bırakarak Yönettiği Bir Nesil

Rap bu noktada bir “kontrollü boşalma alanı” işlevi görür: Bağırabilirsin ama talep edemezsin. Öfkelenebilirsin ama örgütlenemezsin. İsyan vardır ama hedefi yoktur.

0:00 0:00

Türkiye’de rap müzik artık bir müzik türü değildir. Bir kültürel ifade alanı olmaktan çıkmış; sınıfsal sıkışmışlığın, siyasal umutsuzluğun ve gelecek kaygısının ritmik tercümanı hâline gelmiştir. Bu nedenle rap’i yalnızca estetik, ahlaki ya da kriminal bir zeminde tartışmak bilinçli bir saptırmadır. Rap, bugün Türkiye’de bir rejimin gençlikle kuramadığı ilişkinin yankısıdır.

İktidar gençliği bir özne olarak değil, yönetilmesi gereken bir kitle olarak görür. Bu bakış açısı, gençlerin politik taleplerini bastırır, ekonomik beklentilerini erteler, kültürel enerjisini ise zararsız alanlara yönlendirir. Rap bu noktada bir “kontrollü boşalma alanı” işlevi görür: Bağırabilirsin ama talep edemezsin. Öfkelenebilirsin ama örgütlenemezsin. İsyan vardır ama hedefi yoktur.

Gelecek Yokluğu: Gençliğin Asıl Travması

Bugün gençlerin şiddete, çeteleşmeye ve sert kimliklere yönelmesinin temelinde ideoloji değil, geleceksizlik vardır. Bu kuşak hayal kurmayı değil, hayatta kalmayı öğrenmektedir. Üniversite diploması artık sınıf atlama aracı değil, işsizliğin ertelenmiş hâlidir. Liyakat gençler için teorik bir kavram; torpil ise gündelik bir gerçekliktir.

Devlet gençlere uzun vadeli bir gelecek anlatısı sunamadığında, gençlik kısa vadeli statü araçlarına yönelir. Rap’teki güç, para ve şiddet imgeleri tam olarak bu boşluğu doldurur. Geleceği olmayan birey bugünü abartır. Sertleşir. Risk alır. Çeteye yaklaşır. Çünkü yarın zaten yoktur.

Eğitim Sistemi: Umut Üretmeyen Bir Fabrika

Türkiye’de eğitim sistemi artık bilgi üretmez; itaat ve rekabet üretir. Okullar çocuklara düşünmeyi değil, uyum sağlamayı öğretir. Eleştirel akıl sistematik biçimde budanır. Sınav merkezli yapı, çocukları birbirine rakip, öğretmeni denetçi, eğitimi ise travmatik bir elemeye dönüştürür.

Bu sistemde çocuklar şunu öğrenir:
Sessiz ol. Uyum sağla. Yukarı bakma.

Eğitim, kamusal bilinç inşa eden bir alan olmaktan çıkar; politik olarak nötralize edilmiş bir alana dönüşür. Ardından aynı devlet, politik bilinci olmayan ama şiddeti tanıyan bir gençlikten şikâyet eder. Bu bir çelişki değil; bir sonuçtur.

Rap ve Okul Arasında Sıkışan Kimlik

Sınıfta susturulan çocuk sokakta bağırır. Okulda değersizleştirilen genç mahallede saygı arar. Öğretmenin tanımadığı çocuk, çete liderinin dikkatini önemser. Rap, bu geçiş alanının dilidir. Okulun veremediği anlamı sokak kendi kodlarıyla üretir.

Bu noktada çeteleşme bir sapma değil; devletin terk ettiği alanlarda ortaya çıkan alternatif bir sosyalleşme biçimidir. Devletin olmadığı yerde başka otoriteler doğar. Bu, sosyolojik bir kuraldır.

Maskülenlik: İktidarın En Eski ve En İşlevsel Aracı

Rap’te yeniden üretilen erkeklik bireysel bir estetik tercih değil, tarihsel bir iktidar tekniğidir. Sert erkeklik itaatkâr erkekliktir. Gücünü başkasına yönelten erkek, gücün kaynağını sorgulamaz. Yumruğunu mahallede sallayan, yumruğun neden hep aşağıya indiğini düşünmez.

Foucault’un beden politikaları burada çıplak hâliyle işler: Devlet artık copla değil, kültürle disiplin kurar. Erkek bedenini sürekli ispat etmeye zorlayan bu estetik, gençleri hem şiddetin faili hem de sistemin gönüllü taşıyıcısı hâline getirir.

Kadın rapçilerin dahi aynı sertlik, namus ve şiddet kodlarını yeniden üretmesi tesadüf değildir. Bu, patriyarkanın iktidardan bağımsız bir kültürel süreklilik olduğunu gösterir. İktidarlar değişir, ama iktidar dili kalır.

Çeteler, Suç ve Seçici Körlük

Çeteleşme Türkiye’de bilinçli biçimde kriminal dar bir alana hapsedilir. Oysa çeteler yalnızca suç örgütü değil, sosyal boşluk doldurucudur. Devletin çekildiği her yerde çete vardır. Aile çözülür, okul yetersizleşir, sosyal politika geri çekilir; boşluğu “abi” figürü doldurur.

İktidar rap’teki küfürle, görüntüyle, estetikle uğraşır; ama o estetiğin beslendiği yoksulluğu ve eşitsizliği görmez. Çünkü çeteler gençleri devlete karşı değil, birbirine karşı örgütler. Bu nedenle uzun süre tolere edilir.

Hukuk burada aşağıya doğru işler. Çocuk yargılanır, ama onu oraya süren ağlar görünmez kalır. Bu adalet değil, sorumluluğun aşağı itilmesidir.

Neoliberal Düzen ve Kültürün Metalaşması

İktidar sosyal devlet iddiasını terk ettiğinde, gençliği de piyasaya teslim etmiştir. Kültür artık kamusal hak değil, tüketilebilir bir üründür. Rap bu pazarın en kârlı metalarından biridir. Gençlerin öfkesi izlenmeye, paylaşıma, reklama dönüşür.

Adorno’nun kültür endüstrisi eleştirisi bugün birebir geçerlidir: İtiraz estetize edilir, paketlenir ve zararsız hâle getirilir. Sistem bu düzenden rahatsız değildir; çünkü öfke siyasallaşmadığı sürece güvenlidir.

Bir Kuşağın Politik Olarak Askıya Alınması

Bugün gençlik ne iktidardadır ne muhalefette. Boşluktadır. Bu boşluk çeteleşme, şiddet ve sert kimliklerle doldurulur. Çünkü siyaset gençlere bir gelecek vaadi sunamamaktadır.
Bu gençlik apolitik değildir; politik olarak dışlanmıştır.

Nereden Çıkış Var?

Bu tabloyu değiştirmek için devletin, sivil toplumun ve kültür endüstrisinin makyaj değil, köklü bir zihniyet değişimine ihtiyacı vardır. Mesele rap’i yasaklamak ya da kutsamak değil; gençliğin neden bu dile mecbur bırakıldığını kabul etmektir.

Gençlerin rap’i ifade biçimi olarak kullanmasına alan açılmalıdır; ancak bu alan şiddet ve suç imgelerinin sorgulanmadığı steril bir özgürlük vitrini olmamalıdır. İfade özgürlüğü bağlamdan koparıldığında özgürleştirmez; normalleştirir. Bu nedenle rap’te dolaşan güç, silah ve statü kodları romantize edilmeden, toplumsal sonuçlarıyla birlikte tartışılabilir hâle getirilmelidir.

Okullarda, kültür merkezlerinde, mahalle atölyelerinde gençler yalnızca müzik yapmayı değil; müziğin tarihini, sınıfsal köklerini, politik arka planını ve etkilerini öğrenmelidir. Rap bir ritim değil; bir hafıza ve ideoloji taşıyıcısıdır. Genç kullandığı dili tanımadıkça, o dil tarafından yönetilir.

Rap’i yalnızca ifade özgürlüğü penceresinden tartışmak, iktidarın sorumluluğunu görünmez kılar. Oysa rap’in gerçek hayatta karşılığı vardır: akran zorbalığı, çeteleşme, erken yaşta suçla temas ve sertleşmiş kimlikler. Bu nedenle rap, kültür politikalarının değil; eğitim, gençlik ve sosyal adalet politikalarının merkezinde ele alınmalıdır.

Bu mesele güvenlik politikasıyla çözülemez. Polisle, yasakla, sansürle değil; kamusal alan inşasıyla çözülür. Devlet gençlere yalnızca “uzak dur” dememeli; gidecek yer göstermelidir.
Rap bugün Türkiye’de yalnızca bir müzik türü değildir. Sosyal eşitsizliğin, aidiyet arayışının, akran zorbalığının, çeteleşmenin ve medyanın gücünü yeniden tanımlayan kritik bir kültürel alandır. Bu alanı suç–ceza eksenine hapsetmek, hem müziğin potansiyelini hem de gençlerin gerçekliğini inkâr etmektir.

Ve en önemlisi: Rap’i sadece sahnede tüketilen bir eğlence olarak görmek, milyonlarca gencin kimlik ve gelecek arayışını görmezden gelmektir. Mikrofonun arkasında yatan şey, şiddetten daha derin bir sorudur:
“Bu toplumda bana nerede yer var?”

Sistem bu sessiz saldırıyı sürdürürken biz hâlâ bunu “özgün sanat” diye alkışlıyoruz. Oysa alkışlanan şey, bir kuşağın yavaş yavaş kaybedilmesidir.

Bir toplum için bundan daha ağır bir yenilgi yoktur.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR