HALKWEBAuthorsMaskeler Düştü, Gerçekler Yüzler Göründü

Maskeler Düştü, Gerçekler Yüzler Göründü

Maskeler düştüğüne göre, gerçeklerle yüzleşme ve emperyalizmle gerçek mücadale edenlerle saf tutma zamanıdır.

0:00 0:00

Son günlerde İran ve İsrail arasında yaşanan savaş, sadece Ortadoğu’nun değil, kendi iç siyasetimizin ve medya dünyamızın da turnusol kâğıdı oldu. Ortaya çıkan manzara, yıllardır çeşitli platformlarda “objektif analizci”, veya “stratejik derinliği var” kılıfına sokulan tiplerin Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail güzellemelerinin perde arkasını bir kez daha gözler önüne serdi. Maskeler bir bir düştü ve ekranlarda, köşelerde boy gösteren bazı tiplerin aslında kime hizmet ettiği su yüzüne çıktı.

Bu tipler, her Ortadoğu krizinde aynı refleksi gösterirler. Olayı bölgesel dinamiklerle, uluslararası hukukla veya insani boyutlarıyla ele almazlar. Onlar için tek bir referans noktası vardır: “İsrail’in güvenliği” ve “Amerika’nın bölgedeki çıkarları”. Bu iki kavram, onlar için evrensel hukukun, masumiyet ilkesinin ve egemenlik haklarının önünde gelir.Güçlü kimse haklı odur diye fonlandıkları kıblenin mama kabının çanağını yalarlar.

Korkakların İkilemi: Ne Tam Destek, Ne Cesur Eleştiri

Bu güzellemecilerin en zavallı taraflarından biri, takındıkları ikiyüzlü tavırdır. Bir taraftan Amerika’yı açıkça eleştirmekten korkarlar, diğer taraftan da cesaretlerini toplayıp açıkça destekleyemezler. Bu kısır döngüde kendilerince bir kılıf bulurlar: “İran’da molla rejimi var” derler.

Peki, bir ülkede molla rejimi olması, Amerika’nın çocuk öldürmesine meşruiyet kazandırır mı? Bir ülkenin yönetim şeklini beğenmemek, sivil katliamını haklı çıkaracak bir argüman olabilir mi? Elbette hayır. Ama onlar için insan hayatı, coğrafyaların üzerindeki siyasi etiketlere fonlandıkları odak noktasına göre değer kazanır veya kaybeder.

“Müttefikiz” Mazeretinin Arkasına Sığınmak

Bir diğer zavallı savunma mekanizmaları ise “müttefiklik” kavramını istismar etmektir. “Amerika bizim müttefikimiz” diyerek, bir müttefikin yaptığı her eylemi sorgusuz sualsiz kabullenmemiz gerektiğini ima ederler. Yani senin müttefikin diye, sivilleri bombalayabilir, çocukları öldürebilir mi? Müttefiklik, savaş suçlarına ortak olmayı gerektiren bir anlaşma mıdır? Bu kadar basite indirgenmiş bir dış politika anlayışı, ancak bu kadar sığ bir laf olan müttefikiz ile mümkün olabilir.

Demokrasi Masalı ve Bombalama Özgürlüğü

Gelelim en komik ama bir o kadar da trajik olan argümana: “İran’ın düzenli ordusu yok, radikal İslam İsrail’e zarar veriyor. Ama İsrail demokrasi, İran ise diktatörlük.” Bu kadar zavallıca bir kıyaslama olabilir mi? Yani İsrail demokrasi olduğu için mi demokrasi değildir israil istediği ülkeyi bombalama özgürlüğüne sahip midir? Demokrasi, başka ülkelerin egemenlik haklarını ihlal etme, sivilleri hedef alma lisansı mıdır?

Bu mantık, demokrasiyi de, insan haklarını da,birilerin mabadından anladığını gösteriyor uluslararası hukuku da ayaklar altına alan, sömürgeci bir zihniyetin modern versiyonudur. Kendi halkına sahip çıkmayan bu tipler, binlerce kilometre ötede bir ülkenin yönetim şeklini bahane ederek, katliamlara meşruiyet kazandırmaya çalışırlar.

Bir Diğer Garabet ,Diasporanın Hali: Komünistler Hariç Hepsi Zavallı

Bu tabloda İran diasporasının durumu da ayrı bir vahamet örneğidir. İran dışında yaşayan, şah döneminde zenginleşmiş ve İslam Cumhuriyeti kurulunca kaçan bu kesimin içinde tek tutarlı olanlar komünistlerdir. Onlar her ne kadar rejime karşı olsalar da, emperyalizme ve Siyonizm’e karşı net bir duruş sergilerler.

Geri kalan tipler ise iki kategoride toplanır: Ya Pehlevi destekçisi diasporaya “escort” olan, kendini pazarlayan zavallılar, ya da şah döneminde saltanat sürmüş eski sistem artıkları. Bunların derdi ne İran halkıdır, ne de Ortadoğu’da barıştır. Onların tek derdi, eski ayrıcalıklı günlerine duydukları özlem ve bu uğurda her türlü emperyalist projeye destek vermektir.

Sonuç olarak, İran-İsrail-Amerika savaşı bu maskeli balonun perde arkasını görmemizi sağladı. Sağda ve solda, kendine “aydın”, “demokrat” “tarafsız gazeteci” süsü verenlerin, aslında ne kadar tek taraflı, bağımlı ve insani değerlerden yoksun bir zihniyete sahip olduğu bir kez daha tescillendi. Ortadoğu’da barış ve istikrar isteniyorsa, yapılması gereken, bu tür güzellemeleri ve mazeretleri bir kenara bırakıp, bölge halklarının adalet, egemenlik ve onur taleplerine kulak vermektir. Maskeler düştüğüne göre, gerçeklerle yüzleşme ve emperyalizmle gerçek mücadale edenlerle saf tutma zamanıdır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR