Laiklik denince hâlâ aynı klişe cümle dolaşıyor ortalıkta:
“Din ile devlet işlerinin ayrılması…”
Eksik, hatta yer yer yanıltıcı.
Zira laiklik, tarih sahnesine “din düşmanlığı” olarak çıkmadı. Fransız İhtilali’nin arka planına bakıldığında mesele çok net görülür: Kilise, devletin ortağı değil; devletin efendisi hâline gelmişti. Halk eziliyor, düşünce bastırılıyor, inanç bir baskı aracına dönüşüyordu. Laiklik, işte bu tahakküme karşı doğdu.
Kelimenin kökü bile bunu söylüyor zaten. Latince laici: “Din adamı olmayan.”
Yani laiklik, dinle değil din adamlarıyla ilgilidir. Daha doğrusu, din adına konuşan zümrelerin devlet yönetiminden uzak tutulmasıyla…
Bu ince ayrımı en doğru okuyan lider de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür. Türkiye Cumhuriyeti’nin Diyanet İşleri Başkanlığı’nı kurması, laikliğe aykırı değil; aksine laikliğin bu topraklara uygun yorumudur. Çünkü din sahası, istismara en açık alanlardan biridir. Devlet bu alanı düzenleyebilir. Hatta düzenlemelidir. Ama dinî yapıların devleti yönlendirmesi laikliğin açık ihlalidir.
“Laiklik dine düşmanlıktır” diyenler de, “laiklik adına dini bastıralım” diyenler de aynı ölçüde yanlıştadır. Laiklik, ne inançsızlık propagandasıdır ne de din karşıtı bir ideoloji. Sorun dinde değil; dini siyasete, ticarete ve tahakküme alet edenlerdedir.
“Lâik olan Müslüman değildir” gibi cümleler ise sadece cehaletin yüksek sesle konuşmasıdır. İslam hukukunda “Eşyada aslolan mübahlıktır” ilkesi varken, bireyin özgürlük alanını yok sayan bu zihniyet hangi dinin adına konuşmaktadır?
Kimsenin bireysel inancı, ibadeti sorun değildir. Sorun, bu inancı vitrine koyup başkalarını yargılamak, baskılamak ve kendisi gibi olmaya zorlamaktır. İbadeti şova, dini sopaya dönüştüren her anlayış laikliğe de dine de zarar verir.
Türkiye Cumhuriyeti, din görevlilerine maaş öder, sosyal güvence sağlar. Bu bir lütuf değil; bilinçli bir devlet politikasıdır. Hal böyleyken devletin maaşını alıp devlete rağmen vaaz vermek kabul edilemez. Din görevlisinin işi siyaset yapmak değildir. Siyaset yapmak isteyen varsa, buyursun; önce cübbeyi, sonra maaşı bıraksın.
Din kimsenin tekelinde değildir. Ne bir cemaatin, ne bir tarikatın, ne de bir televizyon vaizinin… Fetva makamı bellidir; herkes kendi ezberi kadar konuşur. Ezberi yanlış olanın hakikati de yanlıştır.
Çok hafız gördük, yanlış okuyan.
Çünkü mesele gözle görmek değil; beyinle anlamaktır.
Beyni değiştirmek zor, kabul. Ama açıp yeniden okumak mümkün. Tarafsızca… Cesaretle… Hatalarla yüzleşerek.
Laiklik, dine düşmanlık değil; din istismarına çekilmiş bir settir.
Anlamak istemeyen için değil, anlamaya niyeti olan içindir.
