38. CHP Olağan Kurultayı sürecinde yargıya taşınan iddiaların ve tartışmaların tamamı, kendilerini “değişimci” olarak tanımlayan çevreler tarafından gündeme getirilmiştir. Davacı da davalı da, dava konusu yapılan eylem ve iddiaların sahipleri de aynı siyasal çizgide yer alan ve kurultayda Özgür Özel’i ve Ekrem İmamoğlu’nu destekleyen isimlerdir. Bu somut gerçek ortadayken, sürecin sorumluluğunu başka adreslere yönlendirme çabası hakkaniyetle bağdaşmaz.
Davanın sonucu ne olursa olsun, Kemal Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşlarının bu hukuki sürecin ortaya çıkışında herhangi bir dahli ya da sorumluluğu yoktur.
Aksine, bugün tartışılan “absolute nullity” meselesi, değişim iddiasıyla yola çıkanların kendi iç süreç yönetimlerinin ve tercihlerinin doğal sonucudur. Bu nedenle ortaya çıkan tabloyu başkalarına mal etmeye çalışmak siyasi sorumluluktan kaçmaktır.
Kemal Kılıçdaroğlu ve yol arkadaşlarını ilgilendiren husus; 38. Kurultay sonrasında CHP’nin içine sürüklendiği belirsizlik ortamı, art arda açılan davalar, kamuoyuna yansıyan iddialar ve partinin kurumsal itibarında oluşan aşınmadır. Bizim eleştirimiz de tam olarak bu noktadadır. Mesele kişiler değil, partinin geleceğidir.
Değişimi destekleyen arkadaşlarımızdan beklenen; son iki yıl içerisinde yaşanan gelişmeler karşısında kayıtsız ve koşulsuz bir destek tutumu almak değil, gerektiğinde uyarıcı ve yapıcı eleştirilerle sürece katkı sunmalarıydı. Çünkü siyasette hatasızlık iddiası gerçekçi değildir. Hatasız ve mükemmel bir yönetim anlayışı olduğu düşüncesi, hem insan doğasına hem de siyasal pratiğe aykırıdır.
Ne yazık ki birçok konuda doğruya da yanlışa da aynı refleksle alkış tutan bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa güçlü partiler, eleştiriyi bastırarak değil; eleştiriyi kurumsal aklın bir parçası haline getirerek büyür. Parti içi denge ve denetim mekanizmalarının zayıflatılması, uzun vadede kimseye kazanç sağlamaz.
Bizim durduğumuz yer açıktır: CHP’nin kurumsal kimliği, saygınlığı ve geleceği her türlü kişisel ya da grupsal hesabın üzerindedir. Tarih, sorumluluk üstlenenlerle sorumluluktan kaçanları mutlaka ayıracaktır. Bu nedenle tartışmayı şahsileştirmek yerine, herkesin kendi payına düşen siyasi sorumluluğu cesaretle üstlenmesi gerekir.
Ahmet Kilic

