Modern siyaset sahnesi, halkları “kutsal bir ideal” veya “kadim bir aidiyet” etrafında toplama iddiasındaki ideolojilerin geçit törenine sahne oluyor. Ancak bu sahnenin ışıkları biraz karartıldığında; Siyonizm, Turancılık ve Ümmetçilik gibi yapıların, aslında küresel kapitalist tezgâhın farklı renklerdeki dokumaları olduğu gerçeğiyle yüzleşiyoruz. Görünürde birbirine zıt bu üç akım, işlevsel olarak birbirinin simetriğidir.
TRAVMADAN DOĞAN “GHETTO” MİLLİYETÇİLİĞİ: SİYONİZM
Siyonizm, 19. yüzyıl Avrupa’sındaki dışlanmışlığın ve antisemitizmin yarattığı travmatik bir iklimde filizlendi. Ancak bu “ulusal kurtuluş” hareketi, kısa sürede bölgedeki emperyalizmin ileri karakolu haline dönüştü. Burada asıl trajedi şudur: Tel Aviv’deki fabrikada sömürülen bir Musevi işçi ile Batı Şeria’da lüks konutlar inşa eden bir müteahhit, aynı “vaadedilmiş topraklar” masalıyla uyutulur. Siyonizm, sınıfsal öfkeyi “dış düşman” ve “beka” söylemiyle boğarak, işçi sınıfını sermayenin militarist emellerine asker yapmıştır.
İMPARATORLUK MELANKOLİSİ VE KÜLTÜREL SIĞINAK: TURANCILIK
Osmanlı’nın dağılma sürecinde bir “can havli” olarak doğan Turancılık, bugün Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan hayali bir coğrafya üzerinden pazarlanıyor. Peki, gerçekte ne oluyor? Orta Asya’daki madenlerde üç kuruşa çalıştırılan bir Kazak veya Kırgız madencisi ile onu “soykardeşlik” naralarıyla sömüren bir holding patronu arasındaki ilişki, “Turan” bayrağı altında eşitlenebilir mi? Turancılık, sermayenin yeni pazar arayışlarını “kültürel birlik” ambalajıyla meşrulaştıran jeopolitik bir araçtır.
SÖMÜRGECİLİK SONRASI BİR BLOK ARAYIŞI: ÜMMETÇİLİK
Ümmetçilik, sömürgeciliğe karşı bir direnç odağı olma iddiasıyla yola çıksa da, pratikte çoğu zaman sınır tanımaz bir dini hegemonya ve sermaye transferi mekanizmasına dönüştü. “Din kardeşi” söylemi, Körfez sermayesinin ucuz iş gücü arayışını veya yoksul İslam coğrafyalarındaki emeğin yağmalanmasını örten devasa bir perdedir. Mısırlı bir dokuma işçisi ile Katarlı bir milyarderi aynı safta birleştiren tek şey, ezilenin sömürüye razı gelmesini sağlayan ideolojik afyondur.
SINIFSAL KIRILMA NOKTASI: KİMLİK Mİ, EKMEK Mİ?
Bu ideolojilerin ortak başarısı, “yatay kimlikleri” (din, dil, ırk), “dikey gerçekliğin” (sınıf, emek, sömürü) önüne koymasıdır. Aynı “ülkü” veya “inanç” altında toplanan patron ile işçinin çıkarları hiçbir zaman birleşmez. Birinin kârı, diğerinin düşük ücretidir. Birinin serveti, diğerinin yeraltındaki ölümüdür.
SONUÇ: GERÇEK FETİH, SINIFSIZ BİR DÜNYADIR
Halkların gerçek kurtuluşu, egemenlerin çizdiği bu hayali sınırların ve kimlik labirentlerinin dışındadır. Filistinli işçi, Orta Asyalı madenci ve Anadolu emekçisi kendi kimlikleri adına birbirine düşman edilirken, sermaye sınır tanımadan akmaya devam ediyor. Asıl kardeşlik; Ankara’daki işçinin Bakü’dekiyle, Tel Aviv’deki emekçinin Gazze’dekiyle kuracağı enternasyonalist bilinçtedir. Kimliklerin dayattığı sahte savaşları reddedip, emeğin evrensel cephesini kurmadığımız sürece, her “kurtuluş” vaadi bileklerimize vurulan yeni bir zincir olacaktır.
Salim Diyap

