HALKWEBAuthorsEvreni Yerinden Oynatan İki Kelime: Aşk ve Komün

Evreni Yerinden Oynatan İki Kelime: Aşk ve Komün

İnsan, tek başına tamamlanmış bir varlık değil, birlikte mümkün olan bir ihtimaldir.

0:00 0:00

Aşk ile komün arasındaki bağ ilk bakışta romantik bir tesadüf gibi görünebilir; oysa her ikisi de insanın yalnızlığa karşı verdiği en radikal cevaptır. Aşk, “ben”in sınırlarını eriterek “biz”i mümkün kılar; komün ise bu “biz”i yalnızca duygusal değil, maddi ve siyasal bir zemine yerleştirir. Biri kalbin devrimidir, diğeri hayatın örgütlenişinin. İkisinin de özü, sahip olma fikrine karşı paylaşma cesaretidir.

Aşk, modern dünyanın en büyük paradoksudur. Bireyciliğin kutsandığı bir çağda insanlar hâlâ bir başkasında kendini kaybetmeyi arzular. Çünkü aşk, mülkiyet mantığını askıya alır. Gerçek bir aşkta sevgili, bir nesne değil, özgür bir özne olarak kabul edilir. Onu kontrol etmek değil, onunla birlikte var olmak istenir. Tam da bu nedenle aşk, kapitalist aklın hesapçı doğasına aykırıdır.

Aşkın dili kâr-zarar cetveliyle konuşmaz; fedakârlık, şefkat ve karşılıksızlıkla konuşur. Bu yönüyle aşk, gündelik hayatın içine sızmış küçük bir komündür.

Komün fikri de benzer biçimde “benim” ile “senin” arasındaki sert çizgiyi silikleştirir. Özel mülkiyetin dokunulmazlığına karşı ortak yaşamın imkânını savunur. Komün, yalnızca ekonomik bir düzenleme değil, ontolojik bir iddiadır: İnsan, ancak başkalarıyla birlikte insandır. Yalıtılmış birey bir kurmacadır; gerçek olan karşılıklı bağımlılıktır. Aşk bunu iki kişi arasında deneyimlerken, komün bu deneyimi toplumsal ölçekte genelleştirmeye çalışır.

Fakat burada kritik bir soru belirir: Aşk özel bir bağken, komün toplumsal bir projedir. Biri yoğun bir yakınlık gerektirir, diğeri eşitlik,özgürlük ve adalet talep eder. Bu iki alan çatışır mı? Aslında çatıştıkları nokta, aşkın daraltıldığı biçimdir. Eğer aşk yalnızca iki kişinin birbirine kapanmasıysa, dünyayı dışarıda bırakan bir mahremiyet kozasıysa, o zaman politik değildir. Ama aşkı bir başkasının varlığını kendi varlığın kadar önemsemek olarak düşünürsek, bu ilke genişleyebilir. Sevgilinin acısına kayıtsız kalmayan bir bilinç, neden yabancının acısına kayıtsız kalsın? Aşk, ahlaki bir genişleme potansiyeli taşır.

Politik olarak komün de aynı genişlemeyi talep eder: Empatinin kurumsallaşması. Aç birinin varlığını kişisel bir sorun değil, ortak bir mesele olarak görmek. Burada aşkın sezgisel etiği ile komünün örgütlü etiği buluşur. Aşk bize bir başkasının hayatının, kendi hayatımız kadar değerli olduğunu öğretir; komün bu değeri toplumsal düzenin temeline yerleştirmeye çalışır.

Ne var ki hem aşk hem komün tehlikelidir. Aşk, sahiplenmeye dönüştüğünde tahakküme; komün, özgürlüğü bastırdığında totaliterliğe evrilebilir. Bu yüzden ikisinin de kurtarıcı olması, özgürlüğe sadakatine bağlıdır. Gerçek aşk, sevilenin özgürlüğünü savunur. Gerçek komün, bireyin farklılığını korur. İkisi de zorla dayatıldığında özünü kaybeder.

Belki de asıl hayret verici olan şudur: İnsanlık tarihi boyunca en büyük devrimler ve en derin şiirler aynı kaynaktan beslenmiştir — bir başkasıyla bölüşme arzusundan. Aşk, iki kişi arasında dünyanın yeniden kurulabileceğini fısıldar. Komün, bu fısıltıyı meydanlara taşır. Biri kalpte başlar, diğeri sokakta devam eder. Ve her ikisi de bize şunu hatırlatır: İnsan, tek başına tamamlanmış bir varlık değil, birlikte mümkün olan bir ihtimaldir.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR