HALKWEBAuthorsEmperyalizmle Yan Yana Durmak: Kurtuluşun İmkânsızlığı Üzerine

Emperyalizmle Yan Yana Durmak: Kurtuluşun İmkânsızlığı Üzerine

Kurtuluşun Öznesi Kimdir?

0:00 0:00

Toplumsal kurtuluş mücadelelerinde belirleyici soru şudur:
Kim, kiminle ve hangi tarihsel hatta yürümektedir?

Emperyalist güçlerle kurulan siyasal, askerî ya da diplomatik ilişkiler; çoğu zaman “zorunluluk”, “taktik” ya da “geçici ittifak” gerekçeleriyle meşrulaştırılmaya çalışılır. Oysa tarihsel deneyim açıkça göstermektedir ki, emperyalizmle yan yana duran hiçbir hareket, halkların gerçek kurtuluşunun öznesi olamaz.

Silahını, siyasetini ve meşruiyetini emperyalist merkezlerden alan bir yapının bağımsızlık iddiası, daha baştan içi boş bir söylem hâline gelir. Çünkü emperyalizm, özgürlük dağıtan bir güç değil; bağımlılık üreten bir sistemdir.

Mesele yalnız kalmak değildir.
Mesele, kiminle yürüdüğündür.

Emperyalizmle Uzlaşmanın Yapısal Sonuçları
Emperyalizmi ve kapitalist sermaye düzenini karşısına almayan hiçbir siyasal hareket, ezilen halklara özgürlük getiremez. Bunun tarihsel karşılığı nettir:
Bu tür hareketlerin ürettiği sonuçlar ya bağımlılık, ya baskı, ya da eninde sonunda ihanet olmuştur.

Bu ihanet yalnızca emperyalist güçlerin eseri değildir. Asıl sorumluluk, onlara yaslanmayı siyasal akıl olarak benimseyen teslimiyetçi çizgilerdedir. Emperyalizmle kurulan ilişkiler, kısa vadede “kazanım” gibi görünen alanlar açsa bile, uzun vadede hareketin siyasal öznesini eritir, sınıfsal yönünü bozar ve halktan koparır.

Bugün yaşananlar geçici bir yenilgi ya da talihsiz bir sapma değildir.
Bunlar, emperyalizme yaslanarak siyaset yapmanın kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Kurtuluşun Gerçek Yolu: Sınıf ve Bağımsızlık

Halkların özgürlüğü;
Emperyalist pazarlıklardan,
Geçici ittifaklardan,
Büyük güçlerin askerî ve diplomatik gölgesinden
It isn't;
kapitalist barbarlığa karşı, sosyalist bir perspektifle yürütülen sınıf mücadelesinden doğar.

Kürt emekçilerinin kurtuluşu da bu tarihsel yasadan bağımsız değildir.

Kurtuluş, etnik kimliği sınıf mücadelesinden koparan değil; tam tersine işçi sınıfı, yoksul emekçiler ve ezilen halkların birleşik, bağımsız ve devrimci örgütlülüğünü esas alan bir çizgiden geçmektedir.

Barış, demokrasi ve halklar arası kardeşlik;
emperyalizme, gerici-faşist iktidarlara ve onların siyasal uzantılarına karşı mücadele edilmeden mümkün değildir.

“Barış” Söylemi ve Sınıfsal Gerçeklik

Barış kavramı, içeriğinden koparıldığında emperyalist siyasetin en kullanışlı araçlarından biri hâline gelir. “Barış, demokrasi, kardeşlik” söylemleri; sınıfsal güç ilişkilerinden bağımsız ele alındığında, halkları oyalayan bir avuntuya dönüşür.

The question is this:
Kiminle, hangi güç dengeleriyle ve hangi sınıfsal pozisyondan barış yapılıyor?

Emperyalizmle ve gerici-faşist iktidarlarla aynı masaya oturup, halklar adına ne kazanıldığı belirleyicidir. Son yılların deneyimi, bu masaların halklara katliam, tasfiye ve teslimiyet dışında bir şey getirmediğini açıkça göstermiştir.

Cephede kazanılan, masada verilmiştir.

Rojava Deneyimi ve Emperyalist İttifaklar

Rojava süreci, emperyalist ittifakların doğasını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. ABD başta olmak üzere Batılı emperyalist güçler, PYD’yi yıllar boyunca Ortadoğu’da taktik bir “müttefik” olarak kullanmış; çıkar dengeleri değiştiği anda ise bu “müttefikliği” hiçbir tereddüt göstermeden terk etmiştir.

Kürt hareketinden sözcülerinden önemli birinin de ifade ettiği gibi,
“Başta ABD olmak üzere, İngiltere, Almanya, Fransa ve diğer uluslararası koalisyon devletleri için Rojava’daki olaylar kara bir leke olacaktır. Ne oldu da müttefikinizi böyle bir saldırıyla yüz yüze bırakıyorsunuz? Bu yaptığınız riyakârlıktır. Verilen sözlerin bir anlamı yokmuş.”

Verilen sözlerin, yapılan anlaşmaların emperyalist siyasette hiçbir bağlayıcılığı yoktur. Çünkü emperyalizm için dostluk, anlaşma, söz değil, çıkar esastır.

ABD, en az on yıldır YPG/PYD/SDG’yi Ortadoğu’da bir “müttefik” olarak görüyordu.

ABD dış politikasında bir dost, her an düşmana dönüşebilir.

ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry KİSSİNGER’ın sözü boşuna değildir. Henry Kissinger’in şu sözü bu gerçeği özetler:

 “Amerika’nın düşmanı olmak tehlikelidir; Amerika’nın dostu olmak ölümcüldür.”

Emperyalizme Güvenmenin Tarihsel Bedeli

Kürt halkının bağımsızlık ve özgürlük mücadelesi, tarih boyunca güçlü devletlere yaslanma taktiğiyle defalarca boğulmuştur. Celalî Ayaklanmalarından günümüze kadar yaşanan deneyimler, bu çizginin her seferinde halkı ağır bedellerle baş başa bıraktığını göstermektedir.

Türkiye’de “barış süreci” katliamlarla sonuçlanırken, Suriye’de, Rojava emperyalist hesapların ortasında hedef hâline getirilmiştir. Bu tablo, emperyalizme güvenmenin tarihsel bedelini bir kez daha ortaya koymuştur.

Emperyalizm ve faşizm, Kürt halkının kurtuluşunu sağlayamaz. Onlar yalnızca kullanacak araçlar arar.

Rojava’da ”Kürt devletinin kurulmasını” ”Özerk bölge” yada ”Otonom bölge” emperyalizmden ve faşizmden beklemek yanlış bir yaklaşımdır. Bu yaklaşımın amacı halkı umutsuzlaştırmak ve teslim almayı hedefe koyma anlamı içerir.

Kürt halkı eğer bağımsızlığını kazanacak ve özgür olacaksa, bu ancak ABD emperyalizmiyle hareket ederek değil; ABD emperyalizmine ve faşizme karşı tavır ve halkların ortak iradesi ve mücadeyle mümkün olabilir.

Bağımsız Devrimci Çizgi Zorunluluğu ve Kurtuşuşun Öznesi

Kürt halkının ve Ortadoğu’nun ezilen halklarının önünde tarihsel bir görev durmaktadır:
Kurtuluşun öznesi; emperyalizmle uzlaşmayan, sınıf eksenli, bağımsız ve devrimci bir çizgide mücadele hattı örmekten geçiyor.
Bağımsızlık bahşedilmez.
Özgürlük pazarlıkla verilmez.
Kurtuluş, ancak örgütlü halkların devrimci mücadelesiyle kazanılır.

Rojava’da ve bölgede emperyalist saldırılara, faşizme ve gericiliğe karşı direnen Kürt, Arap ve diğer ezilen halkların yanında olmak, bugün en insanî duruştur.

Bu duruşu yalnızca sözle değil; düşüncede, politik tercihlerde ve hayatın her alanında sergilemek tarihsel bir sorumluluktur.

Bu duruşu her alanda sergileyelim…

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR