HALKWEBAuthorsWhen Camels Were Tellal and Fleas Were Berber: The Ideological Function of Nostalgia and Political Blindness

When Camels Were Tellal and Fleas Were Berber: The Ideological Function of Nostalgia and Political Blindness

Remembering the past is not a crime. But presenting it as a sterile, depoliticized, innocent paradise makes it impossible to understand and change the present.

0:00 0:00

Geçmişe dönük anlatılar çoğu zaman masum bir hatırlama edimi olarak sunulur. Oysa nostalji, özellikle siyasal kriz dönemlerinde, bireysel bir duygu olmaktan çıkar; toplumsal rızanın yeniden üretildiği ideolojik bir aygıta dönüşür. “Eskiden daha mutluyduk” cümlesi, yalnızca bir iç çekiş değil, bugünü anlamaktan ve dönüştürmekten kaçınmanın konforlu formülüdür. Bu cümle, geçmişe duyulan özlemden çok, bugüne duyulan tahammülsüzlüğün ifadesidir.

İstanbul’la Ankara arasında konuşabilmek için santrale yazdırıp saatlerce beklenen, tek kanallı bir dünyada haberin devletin süzgecinden geçerek aktığı, iletişimin yavaş, bilginin kıt olduğu yıllar bugün bir “altın çağ” gibi anlatılır. Oysa bu anlatı, geçmişin maddi koşullarını değil; bugünün siyasal ve toplumsal yorgunluğunu yansıtır. Özlenen şey geçmiş değildir; bugünün taşınamaz ağırlığıdır. Başka bir ifadeyle nostalji, tarihsel bir özlem değil, güncel bir kaçıştır.

Bu kaçışın temelinde, modern hayatın yarattığı sürekli hız, güvencesizlik ve belirsizlik hâli yatar. Bugün birey, yalnızca ekonomik olarak değil; zihinsel ve duygusal olarak da kuşatılmıştır. Geçmiş ise bu kuşatmanın karşısına, güvenli ve tanıdık bir alan olarak yerleştirilir. Ancak bu güvenli alan, gerçek değil; hafızanın seçici biçimde inşa ettiği bir temsildir.

Nostalji burada bir hafıza pratiği değil, bilinçli ya da bilinçsiz bir depolitizasyon stratejisidir. Geçmiş, seçici bir hafıza aracılığıyla sterilize edilir; yoksulluk, baskı, eşitsizlik, cinsiyetçi düzen, sınıfsal kapanlar anlatının dışına itilir. Geriye yalnızca “sıcaklık”, “samimiyet” ve “insanlık” kalır. Böylece tarih, bir mücadele alanı olmaktan çıkar; duygusal bir dekor hâline getirilir.

Bu durum tesadüf değildir. Çünkü nostalji, siyasal sorumluluğu askıya alır. Bugünün adaletsizliklerini tartışmak yerine, geçmişin masalsı imgelerine sığınmak; iktidar ilişkilerini sorgulamak yerine “ah nerede o günler” demek, açık bir teslimiyet biçimidir. Nostalji, bu yönüyle, eleştirel düşüncenin değil; itaatin yumuşak, duygusal ve gönüllü biçimidir.

Teknolojik yoksunluğun erdemleştirilmesi de bu ideolojik çerçevenin önemli bir parçasıdır. Hayatın daha yavaş olması, daha az bilgiye maruz kalınması, daha az farkındalık; bugün bilinçli bir tercih değil, maddi zorunluluktu. Ancak bu zorunluluk, bugünden bakıldığında “saflık”, “temizlik” ve “insanilik” olarak yeniden paketlenir. Böylece geçmişin yapısal eşitsizlikleri, duygusal bir romantizmle meşrulaştırılır.

Oysa mesele teknoloji değildir. Mesele, geç kapitalizmin yarattığı sürekli uyarılma, sürekli tüketme ve sürekli yetememe hâlidir. Bugün birey, yalnızca emeğiyle değil; dikkatiyle, duygusuyla ve zamanı ile sömürülmektedir. Algoritmalar yalnızca neyi tüketeceğimizi değil, neye üzüleceğimizi, neye sevineceğimizi ve ne kadar süre düşüneceğimizi de belirlemektedir. Bu gerçeklikle yüzleşmek yerine geçmişi kutsamak, sistemle hesaplaşmaktan kaçmanın entelektüel olarak daha az zahmetli yoludur.

Daha da önemlisi, nostalji siyasetin en sevdiği hammaddelerden biridir. “Eski güzel günler” söylemi, her dönemde otoriter projelerin meşruiyet kaynağı olmuştur. Çünkü idealize edilmiş bir geçmiş, sorgulanamaz; sorgulanamayan her anlatı ise geleceği rehin alır. Geçmiş kutsallaştırıldıkça, bugünün eşitsizlikleri normalleşir; yarının ihtimalleri daraltılır. Nostalji, bu anlamda yalnızca geriye değil, ileriye de ket vuran bir ideolojik mekanizmadır.

İşte tam burada durup düşünmek gerekir.
Çünkü bu anlatı, yalnızca masum bir hatırlama değildir. Nostalji, bireysel bir duygu olduğu kadar toplumsal ve siyasal bir olgudur. Bugünün hızına, güvencesizliğine, belirsizliğine karşı geçmişi bir sığınak olarak kurma çabasıdır. Aslında özlenen şey teknoloji eksikliği değil; hayatın yavaşlığı, beklemenin anlamı, sabrın değeridir.

Bugün her şey elimizin altındadır; fakat modern kapitalizm, yalnızca emeği değil, heyecanı ve bekleme duygusunu da tüketmiştir. Eskiden bir şarkının kasetteki tınısını beklemek, bir film için radyonun başında sabretmek, karanlıkta gölgelerle hayal kurmak yeterliyken; bugün sınırsız erişim, deneyimi değersizleştirmektedir. Daha hızlı ulaşıyoruz, ama daha az hissediyoruz.

“Eskiden daha mutluyduk” cümlesi, sosyolojik olarak tartışmalıdır. Daha adil değildik. Daha özgür hiç değildik. Yoksulluk vardı, eşitsizlik vardı, baskı vardı. Ancak daha az maruz kalıyorduk. Kötülük bugünkü kadar görünür değildi; yalan bugünkü kadar ucuz değildi; siyaset hayatın her hücresine sızmamıştı.

Bugün ise siyaset yalnızca mecliste değil; cebimizde, ekranlarımızda, algoritmalarımızdadır.

Bu yüzden nostalji, tehlikeli bir ideolojik işleve sahiptir. Geçmişi romantize etmek, bugünün yapısal sorunlarını görünmez kılar. “Eskiden böyle değildi” söylemi, çoğu zaman “bugünle yüzleşmek istemiyorum” demenin başka bir yoludur. Siyaset de bu duygudan beslenir. “Eski güzel günler” anlatısı, eşitsizliği doğal, adaletsizliği kader gibi göstermenin ideolojik aracına dönüşür.

Oysa hatırladığımız şey, geçmişin kendisi değil; kolektif hafızanın filtrelenmiş hâlidir. Hafıza seçicidir; acıyı eleyip sıcaklığı büyütür. Bu yüzden nostalji, geleceği değil; yalnızca bugünden kaçışı vaat eder.

Asıl soru şudur: Daha mı mutluyduk, yoksa daha mı az farkındaydık? Belki mesele mutluluk değil, anlam duygusudur. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırdı; ama ortak ritimlerimizi, kolektif sabrımızı ve birlikte hayal kurma becerimizi zayıflattı.

Geçmişi hatırlamak bir suç değildir. Ama onu steril, siyaset dışı, masum bir cennet gibi sunmak; bugünü anlamayı ve değiştirmeyi imkânsız kılar. Gerçek entelektüel tutum, geçmişi özlemek değil; onu soğukkanlılıkla çözümleyip bugünün sorunlarıyla yüzleşebilmektir.

Belki eskiden daha mutlu değildik.
Ama şunu biliyoruz:
Gelecek, nostaljiyle değil; hafıza, akıl ve mücadeleyle kurulur.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR