Türkiye’de seçim hukukunun temeli Anayasa’nın 79. maddesidir. Bu maddeye göre seçimlerin genel yönetim ve denetimi Yüksek Seçim Kurulu (YSK)’na aittir ve YSK kararları kesindir.
Ancak; “kesinlik”, hukuka uygun kararların kesinliğidir. Yokluk veya tam kanunsuzluk iddialarının gerekçesiz biçimde bertaraf edilmesi, kesinlik kavramının arkasına saklanılması; hukuk devletini tartışmalı hale getirir.
Ben, CHP’nin hem 21. hem de 22. Olağanüstü Kurultayları hakkında itiraz ve tam kanunsuzluk başvurularında bulundum. Ayrıca 22. Olağanüstü Kurultay’ın iptali için yaptığım itirazın reddine dayanak yapılan belgelerin 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında verilmemesi nedeniyle Ankara 14.İdare Mahkemesi’nde işlemin iptali için dava açtım. Sürecin tamamı birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, anayasal hukuk bakımından ciddi sorular doğurmaktadır.
I. 21. OLAĞANÜSTÜ KURULTAY (06.04.2025)
1 – Çağrı Yetkisi ile Yer–Gün–Gündem Yetkisi Aynı Değildir
06.04.2025 tarihinde Ankara Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde yapılan 21. Olağanüstü Kurultay, “kayyum atanacağı duyumları” gerekçesiyle başlatılmıştır.
Ancak; CHP Tüzüğü sistematiği açık bir ayrım yapmaktadır:
Genel Başkan olağanüstü kurultayı toplantıya çağırabilir.
Kurultayın yerini, gününü, saatini ve gündemini belirleme yetkisi Parti Meclisi’ne aittir.
Bu ayrım görmezden gelinmiş; Parti Meclisi kararı olmaksızın yer–gün–gündem belirlenmiştir.
Olağanüstü kurultay, “erken kurultay” demektir; “kuralları askıya alan kurultay” demek değildir.
Bu husus, tam kanunsuzluk iddiamın ilk temelidir.
2 – Benim Başvurum ve Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Kararı
21. Olağanüstü Kurultay’a ilişkin itirazımı yasal süre içinde KEP üzerinden yaptım. Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu, 09.04.2025 tarih ve 2025/29 sayılı kararıyla itirazımı reddetmiştir.
Ret gerekçesi esaslı hukuki iddialarımı tartışmak yerine, şekli değerlendirme üzerinden kurulmuştur.
Oysa başvurum yalnız bir “itiraz” değil, aynı zamanda tam kanunsuzluk başvurusu niteliğindeydi.
3 – Kurultay Günü Yaşanan Fiili Engeller
Kurultay günü:
Saatlerce 21.Olağanüstü Kurultay’ın yapıldığı Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nin binasının bulunduğu bahçeye bile alınmama,
Delegelere erişimin fiilen engellenmesi,
Bazılarına “Görevli kartı” dağıtımı, bu kartı olmayanların Kurultay salonuna erişememesi,
Adaylık başvurularının dar süreye sıkıştırılması,
30 dakikalık adaylık imza süresi,
Genel Başkan dışında konuşma imkânı tanınmaması,
gibi uygulamalar yaşanmıştır.
CHP Kurultay Yönetmeliği m.16/5, adaylık süresinin saatle belirlenmesini ve makul olmasını gerektirir. 30 dakikalık süre, fiili erişim engelleri altında makul sayılamaz.
Bu durum:
Anayasa m.67 (seçilme hakkı),
Anayasa m.10 (eşitlik),
Parti içi demokrasi ilkesi
bakımından ağır sakatlık doğurmaktadır.
4 – Tek Adaylı Seçim ve Oy Pusulası Sorunu
Kurultay Yönetmeliği m.17/2’de tek adaylı genel başkan seçiminde işaret zorunluluğu olmadığı düzenlenmiştir.
Delegelerin bu teknik hükmü bilmemesi, işaret konulmayan ve işaret konulan tüm oyların destek oyu olarak değerlendirilmesi ve yüksek oy oranı algısının oluşması, delege iradesinin sağlıklı yansımasını tartışmalı hale getirmiştir.
II. 22. OLAĞANÜSTÜ KURULTAY (21.09.2025)
Bu kurultay, 21. Olağanüstü Kurultay’dan farklı olarak “delege çağrısı” üzerinden yürütülmüştür.
Ben bu kurultay hakkında da:
Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu’na itiraz ettim.
YSK’ya tam kanunsuzluk başvurusu yaptım.
1 – Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Kararı
İtirazım, 23.09.2025 tarih ve 2025/71 sayılı kararla reddedildi.
Kararda dikkat çeken iki husus vardır:
(A) Yanlış Norm Dayanağı
Kararda CHP Tüzüğü m.43’e atıf yapılmıştır. Oysa somut olay, olağanüstü kongre değil, olağanüstü kurultaydır ve uygulanması gereken hüküm Tüzük m.48’dir.
Yanlış norm uygulaması, basit hata değildir; yetki ve usul sakatlığıdır.
(B) Aynı Hakim Meselesi
Kurultay seçim sürecini yöneten hakim ile Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanı ve itirazı inceleyen hakim aynı kişidir.
Bu durum objektif tarafsızlık ilkesini zedeler. Seçim hukukunda görünür tarafsızlık esastır.
2 – CHP Tüzüğü m.48 ve 15 Gün + 7 Gün Mekanizması
Tüzük m.48’e göre:
1/5 imza 15 gün içinde toplanmalı,
15. günün bitiminden itibaren 7 gün içinde Genel Başkanlığa teslim edilmelidir.
İmzaların toplanma ve başvuru tarihleri (04.09–05.09.2025 tarihleri) dikkate alındığında, bu süre mekanizmasının fiilen gerçekleşip gerçekleşmediği ciddi tartışma konusudur.
Bu konu esasa girilmeden geçilemez.
3 – Salt Çoğunluk Hesabı
Kararda;
Askı listesi 1309,
Kesinleşen delege sayısı 1127,
Noter onaylı imza sayısı 662
olduğu belirtilmiştir.
Oysa Parti’nin 38. Kurultay’daki toplam delege sayısı 1368’dir.
Tüzük m.48/5:
“Olağanüstü kurultay isteminde bulunan kurultay üyelerinin sayısı üye tamsayısının salt çoğunluğunu sağlıyor ise gündeme güvenoyu ve seçim maddesi konulabilir.” şeklindedir.
Buradaki “üye tamsayısı” kavramı açıklığa kavuşturulmadan yapılan hesap hukuki kesinlik üretmez.
Bu başlık esasa girilmeden “tam kanunsuzluk yoktur” denilerek reddedilmiştir.
Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı’nın red kararında;
– CHP’nin oy kullanacakları gösterir delege askı listesinin 1309 delege olarak, 14-15-16 Eylül 2025 tarihlerinde askıya çıkartıldığını;
– Oy kullanacakları gösterir delege askı listesine gerçekleştirilen itirazlar karara bağlandıktan sonra Çankaya 4.İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınca 22. Olağanüstü Kurultay’da oy kullanacak delege sayısının 1127 delege olarak kesinleştirildiğini;
– CHP Merkez Yönetim Kurulu’nun Genel Başkan Özgür Özel başkanlığında 05 Eylül 2025 tarihinde toplanarak 662 Kurultay delegesinin tek ve ortak gündemli noter onaylı 22. Olağanüstü kurultay başvurusunu değerlendirip CHP Tüzüğü’nün ilgili hükümleri gereği Merkez Yönetim Kurulunca gerekli iznin verildiğinin görüldüğü; belirtilerek tarafımın iddiaları ile ilgili olarak talebimin reddi yönünde karar vermek gerektiği ifade edilmiştir.
Bu arada; Parti yetkililerince 1000’den fazla delegenin noter onaylı imza verdiği kamuoyuna açıklanmışken, Seçim Kurulu’na 662 Kurultay delegesinin noter onaylı imzasının olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
4 – Divan Uygulaması ve Güvensizlik Oylaması
22. Olağanüstü Kurultay’da:
Güvenoyu/güvensizlik oylaması ayrı ayrı yapılmamış,
Güvensizlik sonucu ortaya çıkmasına rağmen süreç devam etmiş,
Organlar ibra edilmeden yeniden aday olunduğu,
iddiaları tarafımdan tam kanunsuzluk gerekçesi olarak ileri sürülmüştür.
YSK kararında bu başlıklara ilişkin ayrıntılı gerekçe yoktur.
III. YSK KARARLARI (15.04.2025-2025/145 ve 30.09.2025 – 2025/348)
YSK, tam kanunsuzluk başvurularını reddetmiştir. Burada; esas olarak 30.09.2025 tarih ve 2025/348 sayılı red kararı üzerinde durulmuştur.
Söz konusu kararda:
İlçe seçim kurulu kararının kesinliğine vurgu yapılmış,
Tam kanunsuzluk iddialarımın dört ana başlığına ilişkin tek tek gerekçe kurulmamıştır.
Tam kanunsuzluk iddiası, “itiraz yolu kapalıdır” ve “itiraz nedenlerinin tam kanunsuzluk halini içermediği” cümlesiyle geçiştirilmiştir.
Anayasa m.79 denetim görevi yüklemiş; denetim ise gerekçe kurmayı zorunlu kılmaktadır.
IV. 4982 SAYILI BİLGİ EDİNME BAŞVURUSU
Çankaya 4.İlçe Seçim Kurulu’ndan 24.09.2025 tarihli, itirazımın reddine dayanak olan bilgi-belge talebim, 25.09.2025 tarih ve E-62694966-805.02.05-393375 sayılı yazıyla reddedilmiştir.
Gerekçe: YSK’nın 03.07.2020 tarihli 2020/320 sayılı kararı gösterilmiştir. Oysa, bu karar mutlak yasak getirmemiş; izinsiz paylaşımı sınırlamıştır.
YSK’ya yaptığım “tam kanunsuzluk” başvurumda, bu husustan bahsedilerek Çankaya İlçe 4. Seçim Kurulu’nun YSK’nın 03.07.2020 tarihli 2020/320 sayılı kararını gerekçe göstererek red işlemine dayanak bilgi ve belgeleri vermediği; “tam kanunsuzluk” başvurusu yapabilmem için bu belgelere erişmem gerektiği, bu belgelerin tarafıma verilmesi sonrasında ek dilekçe vermem akabinde incelemenin yapılması talebinde bulunulmuştur.
Bir “hukuk devleti”nde bilgiye erişim engellenirse:
Etkin başvuru hakkı felç olur,
Tam kanunsuzluk iddiası somutlaştırılamaz,
Savunma hakkı zayıflar.
Bu, Anayasa m.36 ve m.40 bağlamında ciddi bir sorundur. Maalesef, YSK, başvuru dilekçemde yer alan bu hususta herhangi bir değerlendirme yapmaksızın başvurumu reddetmiştir.
Çankaya 4.İlçe Seçim Kurulu’nun 24.09.2025 tarihli ve E-62694966-805.02.05-393375 sayılı yazıyla bildirilen 4982 sayılı Kanun bağlamındaki bilgi-belge talebimi red işleminin iptali için Ankara 14.İdare Mahkemesi’nde iptal davası açılmıştır.
V. İSTANBUL İL KONGRESİ, MAHKEME TEDBİRİ ve YSK KARARLARI
İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 02.09.2025 tarihli 2025/254 E. sayılı dosyasında verilen CHP İstanbul İl Yönetimi’ne ilişkin tedbir kararı bulunmaktadır.
Mahkeme, bu tedbir kararı sonrasında;
24.09.2025 tarihinde gerçekleştirilen CHP İstanbul Olağanüstü İl Kongresi’nin öncesinde yazdığı yazıyla İstanbul Valiliği ve Sarıyer İlçe Seçim Kurulu’na,
19.10.2025 tarihinde gerçekleştirilen CHP İstanbul Olağanüstü İl Kongresi’nin öncesinde yeniden ilgili mercilere,
başvurarak, mahkeme kararına aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle gerçekleştirilen CHP İstanbul İl Başkanlığı Olağanüstü Kongresi’nin ve 19.10.2025 tarihinde gerçekleştirilen Olağan İl Kongresi’nin durdurulması gerektiğini açıkça bildirmiştir.
Mahkeme yazılarında, tedbir kararının İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kaldırılmadığı veya değiştirilmediği sürece, kongre seçimlerinin yapılmasının mahkeme kararına aykırı olacağı ve çalışmaların durdurulması gerektiği ifade edilmiştir.
Buna karşılık YSK, hem 24.09.2025 hem de 18.10.2025 tarihli kararlarında, başlamış olan bir kongre sürecinin Anayasa’nın 79. maddesi ve seçim hukukuna ilişkin mevzuat uyarınca ilçe seçim kurullarınca durdurulamayacağı; seçim sürecinin devam etmesi gerektiği yönünde karar vermiştir.
Burada ortaya çıkan mesele bir “siyasi tercih” değil; iki anayasal yetki alanının kesişim noktasıdır:
Bir tarafta mahkeme tarafından verilmiş ve yürürlükte olan bir tedbir kararı, diğer tarafta seçimlerin genel yönetim ve denetimini üstlenen YSK’nın seçim sürecine ilişkin değerlendirmesi vardır.
Anayasa’nın 79. maddesi YSK’ya seçimlerin dürüstlüğünü sağlama görevi vermektedir. Ancak aynı Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca, yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu durumda hukuki tartışma şudur:
Mahkemece verilmiş ve kaldırılmamış bir tedbir kararı mevcutken, seçim sürecinin devamına ilişkin karar alınması, anayasal yetki sınırları bakımından nasıl yorumlanmalıdır?
CONCLUSION
Ben;
– 21. Olağanüstü Kurultay hakkında itiraz ve tam kanunsuzluk başvurusu yaptım.
– 22. Olağanüstü Kurultay hakkında itiraz ve tam kanunsuzluk başvurusu yaptım.
– 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında bilgi talebinde bulundum ve reddi üzerine iptal davası açtım.
Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu kararları (09.04.2025 – 2025/29 ve 23.09.2025 – 2025/71) ile YSK’nın 15.04.2025 – 2025/145 ve 30.09.2025 – 2025/348 sayılı kararları, tam kanunsuzluk iddialarımı esasa girerek ve her bir başlık bakımından gerekçe oluşturarak değerlendirmemiştir.
YSK’nın İstanbul İl Kongreleri’ne ilişkin kararları ise, mahkemece verilmiş ve yürürlükte bulunan tedbir kararları ile seçim sürecinin devamına ilişkin tasarruf arasındaki anayasal ilişkiyi açık ve ayrıntılı biçimde ortaya koymamış; bu durum, normlar arasındaki hiyerarşik ve fonksiyonel ilişkinin nasıl yorumlanacağına dair ciddi bir tartışma alanı doğurmuştur.
Anayasa m.79 YSK’ya seçimlerin dürüstlüğünü sağlama ve denetleme görevi vermektedir.
Ancak aynı anayasal sistem içinde m.138 uyarınca mahkeme kararlarına uyma yükümlülüğü bulunmaktadır.
Bu iki normun kesişim noktasında ortaya çıkan sorun, “hangi kurum üstün” sorunu değil; anayasal yetki sınırlarının nasıl birlikte yorumlanacağı sorunudur.
Kesinlik, gerekçenin yerine geçmez. Kesinlik, hukuka uygun ve denetlenebilir gerekçeye sahip kararların niteliğidir.
Eğer tam kanunsuzluk iddiası ileri sürülmüşse, buna “neden yoktur” cevabı verilmelidir.
Eğer mahkeme tedbiri seçim sürecine etkili değilse, bunun anayasal dayanağı açıkça gösterilmelidir.
Hukuk devleti, soruları bastırarak değil; sorulara gerekçeyle cevap vererek ayakta kalır.
CHP’nin 21. ve 22. Olağanüstü Kurultayları ile İstanbul İl Olağan ve Olağanüstü Kongreleri bağlamında ortaya çıkan bu süreç, yalnızca bir siyasi parti içi tartışma değildir; seçim hukukunun anayasal sınırlarının ve yargısal denetimin kapsamının yeniden düşünülmesini gerektiren bir hukuki meseledir.
