“Psikolojik hamallık, seçmenin gördüğü ile inandığı arasındaki mesafeyi taşımaya çalıştığı o görünmez yükün adıdır.”
Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca bir parti değildir. Cumhuriyetin kuruluşuna eşlik etmiş, devletin şekillenmesinde rol almış, modernleşme iddiasını taşıyan köklü bir gelenektir. Bu nedenle seçmeniyle kurduğu bağ, sıradan bir siyasi tercihin ötesine geçer. Burada verilen destek çoğu zaman yalnızca bugüne değil, geçmişe ve bir fikre yöneliktir.
Bu yüzden bugün yaşananlar bu bağ ve bakış açısı içinde daha ağır bir anlam kazanır.
Kurultay tartışmaları, belediyelere uzanan soruşturmalar, yolsuzluk, rüşvet, irtikap iddiaları ile aday ve delege süreçlerine dair şüpheler ard arda yaşandı ve seçmen “Bu nasıl oldu, burada gerçekte ne yaşandı” sorusunu sordu.
Seçmen gördüğünü inkar etmez. Ama hemen de kopmaz. Çünkü bu ilişki yalnızca akıl üzerinden kurulmaz. İçinde alışkanlık vardır, kimlik vardır, kaybetme korkusu vardır. Daha kötüsü gelir düşüncesi vardır. Bu yüzden ilk tepkisi savunmaya geçmektir.
Ama savunmanın da bir sınırı vardır.
Psikolojik hamallık tam da burada başlar. Seçmen, karşılaştığı tabloyu kendi içinde açıklamaya, yumuşatmaya, anlamlandırmaya çalışır. Her yeni iddiayı tek başına değil, taşıyabileceği bir bütünün parçası haline getirmeye uğraşır. Gördüğü ile inanmak istediği şey arasındaki mesafeyi sırtlanır.
Ancak bu yük uzun süre taşınmaz.
Bir süre sonra savunma yerini yorgunluğa bırakır. Dışarıdan bakıldığında değişen bir şey yokmuş gibi görünür. Aynı seçmen, aynı parti, aynı tablo. Ama içeride bağ gevşemiştir. Sadakat sürer, ama gücü azalmıştır.
Kritik eşik tam da burasıdır.
Çünkü siyaset en çok konuşanı fark eder. Oysa kopuş çoğu zaman sessiz başlar. İnsan önce tartışmayı bırakır. Sonra savunmayı. En son bağını gevşetir.
Kimisi sandığa gitmez.
Kimisi oy verir ama artık sahiplenmez.
Kimisi çoktan başka ihtimalleri düşünmeye başlamıştır.
Ve bunların hiçbiri yüksek sesle söylenmez.
Bu yüzden suskun seçmen hafife alınmamalıdır. Görünmez. Ama çoğunluk sonucu belirler.
Burada sorumluluk açıktır.
Güven kuralla korunur. Şeffaf olmayan süreçler, denetlenmeyen yapılar, açıklanmayan ilişkiler sürdükçe hiçbir savunma kalıcı olmaz. Yolsuzluk iddiaları açık ve bağımsız biçimde incelenmedikçe, belediyelerin verileri erişilebilir olmadıkça, aday belirleme süreçleri şeffaflaşmadıkça, parti içi yükselme liyakate dayanmadıkça bu yük seçmenin sırtında kalır.
Ve seçmen bu yükü sonsuza kadar taşımaz.
Çünkü mesele sadece siyaset değildir.
Mesele güven duygusudur.
Güven kaybedildiğinde seçmen bağırmaz.
Önce susar.
Sonra gider.
