HALKWEBAuthorsCHP Kimlerin “Baba Ocağı”, Kimlerin Siyasal Kariyer Platformu?

CHP Kimlerin “Baba Ocağı”, Kimlerin Siyasal Kariyer Platformu?

Bir siyasi hareket kendi kadrolarını sorgulamak yerine korumaya yöneldiğinde, moral üstünlüğünü kaybeder. CHP bugün tam olarak bu riski yaşamaktadır.

0:00 0:00

Cumhuriyet Halk Partisi bugün sıradan bir siyasal tartışmanın değil, tarihsel bir kimlik sarsıntısının merkezinde durmaktadır. Türkiye siyasetinde bazı partiler seçim kaybettikçe küçülür. CHP ise son yıllarda seçim kazandıkça ideolojik olarak aşınan, kurumsal olarak parçalanan ve siyasal hafızasını tüketen bir tabloyla karşı karşıyadır. CHP’nin yaşadığı kriz bir oy oranı krizi değildir. Bu kriz Cumhuriyet’in kurucu partisinin varlık ve kimlik krizidir.

Türkiye siyasetinde yürüyen süreç yalnızca iktidar blokunun yeniden tahkim edilmesi değildir. Aynı süreç muhalefetin ana omurgasının dönüştürülmesini kapsamaktadır. CHP sistem karşıtı bir alternatif olmaktan çıkarılmakta, sistemin yedek gücü haline getirilmektedir. Değişim söylemiyle sunulan bu dönüşüm gerçekte kontrollü bir uyum projesidir. CHP’nin ideolojik sertliği törpülenmekte, siyasal refleksleri yumuşatılmakta ve parti sistem içi bir denge unsuruna indirgenmektedir.

CHP tarihsel olarak yalnızca bir siyasi parti değildir. CHP devlet kurmuş bir partidir. CHP modern Türkiye’nin ideolojik mimarıdır. CHP laiklik devrimlerinin taşıyıcı kolonudur. CHP sosyal devlet fikrinin siyasal kurucu aklıdır. Ancak bugün CHP ideoloji üreten bir parti olmaktan uzaklaşarak farklı siyasal kariyerlerin kesiştiği esnek bir güç koalisyonuna dönüşmektedir.

“Baba ocağı” kavramı geçmişte tarihsel aidiyetin, Cumhuriyet değerlerine bağlılığın ve ideolojik sadakatin sembolüydü. Bugün ise bu kavram giderek siyasal transferlerin, kariyer planlarının ve ideolojik bagajsız yükselme projelerinin pazarlama sloganına dönüşmektedir. CHP’ye katılım artık fikirle değil fırsatla ölçülmektedir. Bu dönüşüm yalnızca kadroları değiştirmemekte, partinin siyasal karakterini çürütmektedir.

Devlet Kuran Partiden Siyasal Koalisyon Platformuna

CHP bir dönem ideoloji üreten, toplumsal dönüşüm projeleri geliştiren ve Türkiye’nin siyasal yönünü belirleyen bir partiydi. CHP siyasal akıl üreten bir merkezdi. Bugün ise CHP farklı siyasal kariyerlerin kesiştiği esnek bir koalisyon platformuna dönüşmektedir.

Parti programı ve ideolojik üretim geri plana itilmekte, kısa vadeli seçim stratejileri ve popüler siyasal hamleler ön plana çıkmaktadır. CHP’nin kurucu ideolojik omurgası zayıfladıkça parti farklı siyasal aktörlerin geçici buluşma alanına dönüşmektedir. Bu dönüşüm CHP’nin siyasal DNA’sını değiştiren bir karakter kırılmasıdır.

“Sağ Sol Bitti” Söylemi: İdeolojik Teslimiyetin Resmi İlanı

CHP içinde giderek yaygınlaştırılan “sağ-sol ayrımı bitmiştir” söylemi modernleşme değil, ideolojik çözülmenin açık manifestosudur. Sağ ve sol ayrımı yalnızca teorik bir akademik tartışma değildir. Bu ayrım devletin ekonomi modelini, sosyal refah anlayışını ve gelir dağılımı politikasını belirleyen tarihsel pusuladır.

Bu pusulayı çöpe atan bir siyasi hareket yönünü kamuoyu dalgalarına, medya algılarına ve anket şirketlerine teslim etmiş demektir. CHP bugün ideolojik yön üretmek yerine kamuoyu rüzgârına göre rota çizen refleks siyasete sürüklenmektedir.

Sol bu topraklarda yalnızca bir siyasi etiket değildir.
Sol emeğin onurudur.
Sol yoksulun hakkıdır.
Sol eşit yurttaşlıktır.
Sol, çocuğun kaderinin babasının cüzdanına bağlı olmadığı bir düzen iddiasıdır.

CHP’nin bugün bu tarihsel iddiadan uzaklaştığı yönündeki eleştiriler artık yalnızca muhalif çevrelerde değil, partinin kendi tabanında da güçlü biçimde dillendirilmektedir.

Reaksiyoner Muhalefet Ve Slogan Siyaseti

CHP giderek gündem belirleyen bir siyasal aktör olmaktan uzaklaşmakta, gündeme tepki veren reaktif bir muhalefet refleksine sıkışmaktadır. Parti uzun vadeli siyasal program üretmek yerine kısa vadeli slogan siyasetine yönelmektedir.
Slogan siyaset kalabalık toplayabilir. Ancak slogan siyaset tarih yazamaz. CHP bugün politik derinlik üretmek yerine iletişim stratejileri üzerinden siyaset yürütmeye başlamıştır. Bu durum partinin ideolojik ağırlığını ve kurumsal ciddiyetini zayıflatmaktadır.

CHP Tabanında Patlayan Güven Krizi

CHP seçmeni lider merkezli değil kimlik merkezli oy veren bir seçmendir. CHP seçmeni partiye yalnızca seçim kazanma umuduyla değil, ideolojik temsil beklentisiyle bağlanmıştır. Bugün CHP tabanı partinin ideolojik kimliğinin eridiğini görmekte ve derin bir güven bunalımı yaşamaktadır.

CHP seçmeni artık şu soruyu sormaktadır:
CHP tarihsel ideolojisini mi temsil etmektedir, yoksa popüler liderlerin, transfer siyasetinin ve kariyer planlarının şekillendirdiği esnek bir siyasal platforma mı dönüşmektedir?
Bu soru CHP içinde sessiz fakat yıkıcı bir kırılma yaratmaktadır.

İmamoğlu Siyaseti: Popülerlik Devlet Yönetmez

Ekrem İmamoğlu’nun CHP içindeki yükselişi yalnızca bir belediye başkanının siyasi başarı hikâyesi değildir. İmamoğlu etrafında kurulan siyasal yapı CHP’nin geleneksel kurumsal parti modelini zorlayan, yerel yönetim merkezli yeni bir güç mimarisi yaratmıştır. CHP’de siyaset giderek parti örgütü üzerinden değil, İstanbul Büyükşehir Belediyesi merkezli siyasi ağlar üzerinden şekillenmeye başlamıştır.

İmamoğlu’nun medya görünürlüğü, sosyal medya etkisi ve popüler iletişim dili CHP’ye kısa vadede seçim kazandırmıştır. Ancak siyasal tarih popülerliğin kalıcı devlet aklı üretmediğini defalarca göstermiştir. Popüler liderlik siyasi heyecan yaratabilir, fakat kurumsal siyaset üretmediği sürece devlet yönetemez. Kurumsal siyaset üretmeyen liderlik kısa vadede yıldız parlatır, uzun vadede parti mekanizmasını zayıflatır.

İBB etrafında oluşan kadro yapılanması bu dönüşümün en tartışmalı alanlarından biri haline gelmiştir. Murat Ongun, Adem Soytekin, Ertan Yıldız ve Murat Gülibrahimoğlu gibi isimler yalnızca bireysel aktörler değildir. Bu isimler CHP’nin kadro üretim modelinin hangi referanslarla şekillendiğinin sembollerine dönüşmüştür.

CHP tabanı bugün son derece rahatsız edici bir soruyla yüzleşmektedir: Parti örgütü mü büyümektedir, yoksa belediye merkezli çıkar ve ilişki ağları mı CHP’nin siyasal yönünü belirlemektedir? Bu soru yalnızca tabanda değil, parti içi dengelerde de açık bir gerilim yaratmaktadır.

İmamoğlu’nun etrafında oluşan siyasi ağırlık CHP içinde fiili bir güç merkezi doğurmuştur. Bu merkez parti kurumsallığını gölgeleyen paralel bir siyasal ağırlık üretmektedir. CHP’de siyaset artık örgüt merkezli değil, lider çevresi merkezli yürümektedir. Bu durum parti içi hiyerarşiyi zayıflatmakta ve siyasal karar alma mekanizmalarını kişiselleştirmektedir.

Özgür Özel Ve Zayıflayan Genel Başkanlık Otoritesi

Özgür Özel’in genel başkanlığa gelişi CHP’de değişim beklentisi yaratmıştır. Ancak ortaya çıkan tablo ideolojik yenilenmeden çok kurumsal otorite karmaşasıdır. CHP’de genel merkez ile belediye merkezli güç odakları arasında açık bir liderlik rekabeti oluşmuştur.

Siyasi partilerde genel başkanlık makamı yalnızca temsil görevinden ibaret değildir. Genel başkanlık ideolojik yönün belirlendiği, stratejik kararların üretildiği ve parti disiplininin kurulduğu merkezdir. CHP’de bugün bu makamın etkisi tartışmalı hale gelmiştir.
Özgür Özel partiyi yöneten bir genel başkan görüntüsü vermekte zorlanmakta, partinin siyasi ağırlık merkezinin farklı güç odakları arasında bölündüğü algısı giderek güçlenmektedir. CHP’de yönetim krizi yalnızca kadro sorunu değildir; bu kriz liderlik otoritesinin aşınması sorunudur.

CHP tarihinde liderlik boşluğu her zaman siyasi kırılmalar yaratmıştır. Bugün yaşanan süreç de benzer bir risk taşımaktadır. Genel başkanlık makamının zayıflaması partinin ideolojik yönünü bulanıklaştırmakta ve kurumsal disiplini zedelemektedir.

Serkan Özcan’ın “İki Genel Başkan” Çıkışı: CHP İçin Siyasal Alarm

Serkan Özcan’ın kamuoyuna yansıyan “CHP’de iki genel başkan var; biri Ekrem İmamoğlu, biri Özgür Özel” sözleri CHP içinde yıllardır kapalı kapılar ardında konuşulan güç dengesi tartışmasını açık siyasal krize dönüştürmüştür. Bu sözler yalnızca polemik değil, CHP’deki kurumsal çözülmenin açık itirafı olarak değerlendirilmiştir.

Bir siyasi partide iki lider algısı oluştuğu anda ideolojik bütünlük parçalanır, parti disiplini zayıflar ve stratejik yön kaybolur. Bu tablo çoğulculuk değil, otorite boşluğudur. CHP bugün tam da bu otorite boşluğunun içine sürüklenmektedir.

Serkan Özcan’ın ekonomi politikaları üzerindeki etkisi de CHP içinde ideolojik tartışmaları derinleştirmiştir. CHP’nin sosyal demokrat kamucu ekonomi modelinden uzaklaşıp piyasa uyumlu teknokrat yönetim dili benimsemeye başladığı eleştirileri giderek güçlenmektedir. Bu yaklaşım CHP için modernleşme değil, sosyal demokrasinin sessiz tasfiyesi olarak yorumlanmaktadır.

CHP Artık Program Partisi Mi, Güç Dengesi Partisi Mi?

CHP tarihsel olarak kolektif siyasal akıl üreten bir partiydi. Parti programı, ideolojik yön ve kurumsal tartışmalar CHP siyasetinin temelini oluştururdu. Bugün ise CHP’de siyasal yön ideolojik programlardan çok güç dengeleri üzerinden belirlenmektedir.
Bu durum CHP’nin siyasal DNA’sının değiştiğini göstermektedir. CHP program üreten bir parti olmaktan uzaklaşıp liderler arası güç dengeleri üzerinden siyaset yapan bir yapıya dönüşmektedir. Bu değişim CHP için basit bir yönetim sorunu değil, varoluşsal karakter değişimidir.

Cemal Enginyurt Ve Transfer Siyasetinin İdeolojik Maliyeti

Cemal Enginyurt gibi farklı siyasal geleneklerden gelen isimlerin CHP’ye katılması transfer siyasetinin kapsamını genişletmiştir. Transfer siyaseti kısa vadede oy potansiyelini artırabilir. Ancak ideolojik sınırları aşındıran her transfer, partinin kimlik bütünlüğünü zayıflatır.
CHP bugün ideoloji partisi ile siyasal toplama merkezi arasında sıkışmaktadır. “Baba ocağı” söylemi tarihsel mirasın sembolü olmaktan çıkmakta, ideolojik bagajsız kariyer planlarının güvenli limanına dönüşmektedir. Bu durum CHP’nin tarihsel temsil iddiasını zayıflatmaktadır.

Belediye Merkezli Siyasal Elit Ve Kadro Çözülmesi

CHP tarihinde ilk kez yerel yönetim merkezli siyasal elitlerin parti örgütü üzerindeki etkisi bu kadar belirgin hale gelmiştir. Yerel yönetimler geçmişte parti politikalarının uygulama alanıydı. Bugün ise yerel yönetimler CHP siyasetini belirleyen güç merkezlerine dönüşmektedir.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi etrafında oluşan kadro yapılanması bu dönüşümün en çarpıcı örneğini oluşturmaktadır. Murat Ongun, Adem Soytekin, Ertan Yıldız, Murat Gülibrahimoğlu gibi isimler yalnızca bireysel siyasi aktörler değildir. Bu isimler CHP’nin kadro üretim modelinin hangi referanslara göre şekillendiğinin sembolleri haline gelmiştir.

CHP örgütleri tarihsel olarak parti siyasetinin ana taşıyıcısıydı. Ancak bugün parti örgütlerinin siyasal ağırlığı zayıflarken belediye merkezli ilişki ağlarının siyasal gücü artmaktadır. CHP tabanı artık şu soruyu sormaktadır: CHP örgütü mü büyüyor, yoksa belediye merkezli çıkar ve güç ağları mı partinin kaderini belirliyor?

Bu sorunun giderek daha yüksek sesle sorulması CHP içinde derin bir temsil krizine işaret etmektedir. Parti örgütlerinin siyasal etkisinin azalması, CHP’nin tabanla bağını zayıflatmakta ve partiyi seçilmiş yerel güç merkezlerine bağımlı hale getirmektedir.
Bu durum yalnızca örgütsel bir sorun değildir. Bu durum CHP’nin siyasal karakterini dönüştüren bir elit değişimidir. CHP kadroları ideolojik referanslarla değil, yönetim ilişkileri ve güç dengeleri üzerinden şekillenmeye başlamaktadır.

İBB Dosyaları: CHP’nin Ahlaki Çöküş Sınavı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi çevresinde kamuoyuna yansıyan yolsuzluk iddiaları CHP açısından yalnızca hukuki bir süreç değildir. Bu süreç CHP’nin yıllardır savunduğu etik siyaset iddiasının en ağır sınavıdır.

CHP uzun yıllar Türkiye siyasetinde ahlaki üstünlük söylemini güçlü biçimde kullanmıştır. CHP kendisini yolsuzlukla mücadele eden, şeffaf yönetimi savunan ve kamu kaynaklarını koruyan bir siyasal hareket olarak tanımlamıştır. Ancak bugün ortaya çıkan tablo bu söylemin ciddi biçimde sorgulanmasına yol açmaktadır.

CHP yönetiminin bu iddialar karşısındaki refleksi hesap sormak değil savunma yapmak olmuştur. Bir siyasi hareket kendi kadrolarını sorgulamak yerine refleks koruma mekanizması geliştirdiğinde moral üstünlüğünü kaybeder. CHP bugün bu moral kırılmanın eşiğinde durmaktadır.

Yolsuzluk iddiaları yalnızca hukuki bir mesele değildir. Bu iddialar CHP’nin siyasal meşruiyetini doğrudan etkileyen bir güven krizidir. CHP tabanı partinin etik duruşunun zedelendiğini düşünmeye başladığında, parti yalnızca oy kaybetmez; tarihsel güven sermayesini kaybeder.

CHP’nin uzun yıllar inşa ettiği “temiz siyaset” algısı, belediye dosyaları üzerinden aşınmaya başlamıştır. Bu aşınma yalnızca bireysel aktörlerin sorunu değildir. Bu aşınma CHP’nin kurumsal denetim mekanizmalarının zayıfladığını göstermektedir.

Belediye Oligarşisi Tartışması

CHP içinde giderek daha açık konuşulan konulardan biri “belediye oligarşisi” tartışmasıdır. Bu tartışma CHP’nin siyasal gücünün parti örgütlerinden çok yerel yönetim elitleri etrafında toplanmaya başladığı iddiasına dayanmaktadır.

Yerel yönetimlerin ekonomik ve idari gücü arttıkça parti içi güç dengeleri de değişmektedir. Belediye yönetimleri parti politikalarını uygulayan aktörler olmaktan çıkıp parti siyasetini yönlendiren merkezlere dönüşmektedir.

Bu durum CHP içinde demokratik temsil sorununu büyütmektedir. Parti örgütlerinin karar süreçlerinden dışlanması, CHP’nin taban temsiliyetini zayıflatmaktadır. CHP giderek seçilmiş yerel elitlerin kontrolünde bir siyasal yapıya dönüşme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır.
Belediye merkezli güç yoğunlaşması yalnızca siyasi rekabeti değil, kadro dağılımını, kaynak kullanımını ve siyasal yönelimleri de etkilemektedir. Bu yapı CHP içinde kurumsal hiyerarşiyi zayıflatmakta ve parti disiplinini aşındırmaktadır.

CHP’de Kadro Siyasetinin Çöküşü

CHP tarihsel olarak kadro yetiştiren, ideolojik eğitim veren ve siyasal bilinç üreten bir parti modeline sahipti. Parti kadroları örgüt deneyimi, ideolojik bağlılık ve siyasal mücadele geçmişi üzerinden yükselirdi. Bugün ise kadro belirleme süreçlerinin giderek kapalı ilişki ağları ve yönetim referansları üzerinden şekillendiği yönünde güçlü eleştiriler bulunmaktadır.

Kadro siyasetinin ideolojik temelden kopması CHP’nin siyasal derinliğini zayıflatmaktadır. Parti kadroları ideolojik üretim yerine yönetim ilişkileri üzerinden şekillendiğinde CHP siyasal bir okul olmaktan çıkar, yönetim elitlerinin toplandığı bir organizasyona dönüşür.
Bu dönüşüm CHP’nin tarihsel misyonunu doğrudan tehdit etmektedir. Çünkü CHP yalnızca seçim kazanan bir parti değil, toplumsal dönüşüm iddiası olan bir siyasal harekettir. Kadro siyasetinin çözülmesi CHP’nin ideolojik üretim kapasitesini yok etmektedir.

CHP Tabanında Derinleşen Temsil Krizi

CHP tabanı giderek parti yönetimi ile arasındaki mesafenin açıldığını hissetmektedir. Parti kararlarının örgüt tabanından çok yönetim elitleri tarafından belirlendiği algısı güçlenmektedir. Bu durum CHP’nin toplumsal temsil iddiasını zayıflatmaktadır.

CHP seçmeni yalnızca seçim kazanmak isteyen bir seçmen değildir. CHP seçmeni ideolojik temsil görmek isteyen bir seçmendir. Parti tabanı CHP’nin giderek kurucu değerlerinden uzaklaştığını düşündüğünde, parti ile duygusal bağ zayıflamaktadır.
Bu temsil krizi CHP’nin uzun vadeli siyasal varlığını tehdit eden en kritik sorunlardan biri haline gelmektedir.

CHP Tarihsel Varlık Sınavında

Cumhuriyet Halk Partisi bugün seçim kazanma mücadelesi vermemektedir. CHP bugün tarihsel varlığını koruma mücadelesi vermektedir. CHP yalnızca siyasi rakipleriyle değil, kendi içinde büyüyen ideolojik çözülmeyle, kurumsal erozyonla ve ahlaki meşruiyet tartışmalarıyla yüzleşmektedir.
Türkiye siyasetinde CHP yalnızca bir parti değildir. CHP Cumhuriyet’in kurucu ideolojisinin siyasal temsilidir. CHP’nin zayıflaması yalnızca bir partinin zayıflaması anlamına gelmez. CHP’nin ideolojik omurgasını kaybetmesi, Türkiye’de kurumsal muhalefetin zayıflaması anlamına gelir.

Bugün CHP iki farklı yolun kesiştiği tarihsel bir kavşakta durmaktadır. Birinci yol, ideolojik kimliğini yeniden inşa ederek sosyal demokrat kamucu siyaset üretimine geri dönmektir. İkinci yol ise popüler liderlik, teknokrat yönetim ve güç koalisyonlarının birleştiği esnek bir siyasal organizasyona dönüşmektir.
Eğer CHP ikinci yolu seçerse, parti kısa vadede seçim başarısı yakalayabilir. Ancak uzun vadede tarihsel temsil iddiasını kaybeder. CHP’nin kurucu kimliği, popüler siyaset içinde eriyerek sıradan bir seçim organizasyonuna dönüşür.

Program Partisi Mi, Seçim Şirketi Mi?

CHP’nin önündeki en büyük tehlike ideolojik üretimden koparak seçim odaklı bir siyasal şirket modeline dönüşmesidir. CHP tarihsel olarak kolektif siyasal akıl üreten bir partiydi. Bugün ise parti giderek iletişim stratejileri ve seçim mühendisliği üzerinden siyaset üretmektedir.

Program üretmeyen partiler kısa vadede oy kazanabilir. Ancak ideolojik yönü olmayan partiler uzun vadede toplumsal temsil gücünü kaybeder. CHP’nin program üretme kapasitesinin zayıflaması partinin siyasal derinliğini yok etmektedir.
CHP’nin tarihsel gücü slogan üretmesinden değil, siyasal model üretmesinden gelmiştir. CHP modern Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve kültürel dönüşüm projelerini üreten bir partiydi. Bugün CHP bu üretim kapasitesini kaybetme riskiyle karşı karşıyadır.

Sosyal Demokrasinin Sessiz Tahliyesi

CHP içinde giderek güçlenen teknokrat yönetim anlayışı sosyal demokrat siyaset anlayışını geri plana itmektedir. Piyasa uyumlu ekonomi politikaları, kamucu kalkınma modelinin yerini almaktadır. Emek politikaları ve gelir adaleti tartışmaları CHP’nin siyasal gündeminde giderek zayıflamaktadır.

Bu süreç reform değil, sosyal demokrasinin sessiz tasfiyesidir. CHP tarihsel olarak emek kesimlerinin, dar gelirli yurttaşların ve sosyal devlet talebinin siyasal temsilcisiydi. CHP’nin bu temsil kapasitesini kaybetmesi partinin toplumsal tabanını zayıflatacaktır.

CHP İçin Acil Kurtuluş Programı

CHP’nin bu tarihsel savrulmadan çıkabilmesi için yüzeysel değişim değil, köklü siyasal yeniden kuruluş süreci gerekmektedir.
CHP ideolojik pusulasını yeniden inşa etmek zorundadır. Sosyal demokrasi yalnızca slogan düzeyinde değil, somut ekonomi ve sosyal politika programına dönüştürülmelidir. Emek politikaları, gelir adaleti ve kamucu kalkınma modeli parti programının merkezine yerleştirilmelidir.

Parti içi kurumsal hiyerarşi yeniden tesis edilmelidir. Genel başkanlık makamı sembolik temsil koltuğu olmaktan çıkarılıp stratejik otorite merkezi haline getirilmelidir. Yerel yönetimler parti siyasetini belirleyen değil, parti siyasetini uygulayan aktörler olmalıdır.
Kadro belirleme süreçleri şeffaf ve liyakat temelli hale getirilmelidir. Belediye merkezli ilişki ağları tasfiye edilmeden CHP’nin kurumsal güveni yeniden kurulamaz. Kapalı kadro mekanizmaları CHP’nin siyasal karakterini çürütmektedir.

Ön seçim mekanizmaları güçlendirilmeden CHP tabanının parti yönetimine güveni yeniden inşa edilemez. Parti içi demokrasi yalnızca söylem değil, kurumsal bir zorunluluk haline getirilmelidir.

CHP etik denetim mekanizmalarını kurumsallaştırmak zorundadır. Parti kendi kadrolarını denetleyebilen bir siyasal kültür üretmeden ahlaki üstünlük iddiasını yeniden kazanamaz.

CHP Muhalefet Stratejisini Yeniden Kurmak Zorundadır

CHP slogan siyaseti ile muhalefet yapmayı bırakmak zorundadır. CHP Türkiye’nin ekonomik, sosyal ve demokratik krizlerine yönelik bütünlüklü çözüm vizyonu üretmek zorundadır. CHP gündem takip eden değil, gündem belirleyen bir siyasal aktör haline gelmek zorundadır.
Reaktif muhalefet CHP’yi yalnızca kısa vadeli siyasal tartışmaların içine hapseder. Stratejik muhalefet ise CHP’yi iktidar alternatifi haline getirir. CHP bugün bu tercihle yüzleşmektedir.

Tarihsel Karar Anı

CHP bugün tarihsel bir eşiktedir. CHP ya kurucu kimliğini yeniden inşa edecektir ya da popüler liderlik, teknokrat yönetim ve güç koalisyonlarının şekillendirdiği esnek bir siyasal organizasyona dönüşecektir.

Bu tercih yalnızca CHP’nin geleceğini belirlemeyecektir. Bu tercih Türkiye’de demokratik muhalefetin geleceğini belirleyecektir.

CHP kurucu ideolojisini koruyamazsa yalnızca bir parti dönüşmez. Türkiye siyasetinde tarihsel muhalefet damarı zayıflar, demokratik denge mekanizmaları çöker.

CHP bugün yalnızca kendisi için değil, Türkiye’nin siyasal dengesi için de tarihsel bir sorumluluk taşımaktadır.

Bu nedenle CHP’nin önünde duran soru yalnızca bir parti sorusu değildir.
Bu soru Türkiye’nin demokrasi sorusudur.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR