Bu ülkede ekonomi konuşulmuyor. Çünkü ekonomi konuşulursa iş değişir.
Sorular gelir.
- Bu kadar vergi nereye gidiyor?
- Enflasyon neden bitmiyor?
- Kim zenginleşti? Kim fakirleşti?
- Neden bir grup insan lüks içinde yaşarken milyonlar ay sonunu getiremiyor?
Ekonomi konuşulursa hesap vermeleri gerekir.
Sadece iktidar değil, muhalefet de gayet rahat. Miting var. Coşku var. Alkış var. Slogan var. Ama çözüm yok. Plan yok. Ekonomi programı yok.
İnsanlar geçinemiyor ama muhalefet hala Ekrem’in derdinde. Sanki memleketin gündemi geçim değil de bir kişinin kaderiymiş gibi. Oysa halkın derdi isim değil; hayat.
***
Bu düzen yoksulu susturuyor, zengini koruyor. Krizin faturasını halkın sırtına yüklüyor. Ayrıcalığı normalleştiriyor. Kamu imkanlarını bir grubun emrine veriyor. Sonra da bunu saklamak için başka gündem üretiyor. Böylece ekonomi konuşulmuyor. Yoksulluk konuşulmuyor. Borç konuşulmuyor. İnsanlar konuşmayı bırakıyor.
Bu düzen, insanın hakkını istemesini ve hesap sormasını engelleyen bir düzendir. Çünkü hakkını arayan insan yönetilmez. Soran insan susturulamaz.
İnsanlar geçinemediği halde susmayı öğreniyor. Bu kadar insan geçinemiyorken hala “her şey yolunda” diyebilme cüretleri var. Daha da kötüsü, bunların hala bir kitleyi inandırabilme becerisi var.
İşte asıl mesele burada: Yoksulluk kadar, yoksulluğun normalleşmesi de tehlikeli.
Ve şunu artık açık söylemek gerekiyor:
Bu ülkede insanlar sadece yoksulluktan değil, haksızlıktan yoruldu.
Çalışıp didinip yine de geçinememekten yoruldu.
Devletin şefkatini değil, tahsilatını görmekten yoruldu.
Bir avuç insanın refahı büyürken milyonların hayatının küçülmesini izlemekten yoruldu.
***
Bu düzenin en büyük başarısı ekonomiyi düzeltmek değil; yoksulluğu “normal”, adaletsizliği “kaçınılmaz” göstermek.
Ama her şeyin bir sınırı var.
Çünkü toplumlar parayla değil, adalet duygusuyla ayakta durur. Adalet gitti mi, geriye sadece sessizlik kalır.
Ve sessizlik büyüdüğünde, bir gün mutlaka hesap kapısı açılır.
