HALKWEBAuthorsFaşizmin Göstergeleri ve Türkiye

Faşizmin Göstergeleri ve Türkiye

Faşizm, TDK (2015) sözlüğünde, ‘demokratik düzenin yerine aşırı bir ulusçuluk ve baskı düzeni kurmayı amaçlayan öğreti’ olarak tanımlanmaktadır. Georgi Dimitrov’un tarifinde de ‘Finans kapitalin en gerici, en şovenist, en emperyalist unsurlarının açık terörcü diktatörlüğü’ olarak tanımlanır (Dimitrov, 1935). Kamuoyundaki yaygın tanıma göre de, kapitalist üretim tarzında, sermaye blokunun toplumsal tahakkümünün, kendini yeniden üretmesini sağlayan devlet aygıtının, ağır krizler sonucunda baskıcı karakterini güçlendirmesi ve açığa çıkarmasıyla ortaya çıkan rejimlerin ortak adı, olarak tanımlanabilir.

Faşizm gündeme geldiği her tarihsel dönemde ve ülkede çeşitli uygulamaları hayata geçirmiştir. Bu konuda Siyaset bilimci Dr. Lawrence Britt, 20. yüzyılın gördüğü en tipik faşist rejimleri (Hitler’in Almanya’sı, Mussolini’nin İtalya’sı, Franco’nun İspanya’sı, Suharto’nun Endonezya’sı, Pinochet’nin Şili’si) inceleyerek faşizmin 14 karakteristik özelliğini tespit etmiş (bianet.org, 2015). Bu özellikler ve Türkiye’nin bugününe ilişkin değerlendirmelerimiz şu şekildedir;

-İnsan haklarının aşağılanması ve hor görülmesi

Bu konuda, yakın siyasal tarihe bakıldığında yargısız infazlardan, faili meçhul cinayetlere; işkencelerden, gözaltında kaybetmelere; cinsellikle ilgili haklardan çevre ile ilgili haklara kadar geniş ihlallerle karşı karşıya olduğumuz ve bu ihlallerin ülkede yaşayan insanların büyük bir bölümü tarafından kanıksandığını, göz ardı edildiğini görürüz. Bu açıdan İnsan Hakları Derneğinin öyküsü, durumun ne derece vahim olduğunun en önemli göstergesidir.

-Düşmanların/günah keçilerinin birleştirici bir neden olarak tanımlanması

Ülkenin güvenliğini ve bütünlüğünü tehdit eden düşmanın ortadan kaldırılması için insanlar histerik kalabalıklara katılıp sokaklara dökülür; Bu düşman tanımının içinde ırksal, etnik ya da dinsel azınlıklar, liberaller, komünistler, sosyalistler, teroristler, vs. vardır. Ülkemiz, bu açıdan zengin deneyimlerle doludur.

-Ordunun ve militarizmin yüceltilmesi

Yaygın yerel sorunlar olduğunda bile, orduya hükümet bütçesinden aşırı miktarda pay verilir ve yerel gündemler göz ardı edilir. Askerler ve ordu hizmetleri alabildiğini yüceltilir. Ülkemizde son dönemde MSB/Genelkurmay Başkanlığı ihalelerinin limitlerinin yükseltilmesi ve bu ihalelerin, İhale Yasası dışına çıkarılması bu açıdan önemlidir. Ayrıca polis teşkilatına verilen önem de militarizm anlayışı çerçevesinde değerlendirilebilir.

-Kitle iletişim araçlarının kontrol altına alınması

Kimi zaman medya hükümet tarafından doğrudan kontrol edilirken, diğer durumlarda dolaylı olarak diğer genelgeler, mevzuatlar, sempatik medya temsilcileri ya da yöneticileri tarafından kontrol edilir. Sansür, özellikle savaş dönemlerinde oldukça yaygındır. AKP döneminde oluşturulan havuz medyası, sosyal medya trolleri ve iletişimin kısıtlanması kitle iletişim araçlarının Hükümet tarafından büyük ölçüde kontrol edildiğini göstermektedir.

-Ulusal güvenlik takıntısı

Ulusal güvenlik konusunda, Osmanlı Devleti’nin parçalanması tarihsel koşulların dışına çıkarılarak, iktidarlar tarafından bir bölünme paranoyasına dönüştürülüp, tarihin bir milletler tarihi olarak algılanmasına yol açmış ve milliyetçiliğin bu kanaldan sürekli beslenmesi sağlanmıştır. Beka tartışmaları da ulusal güvenlik takıntısının üzerine tuz biber ekmiştir.

-Din ve yönetimin iç içe geçmesi

Faşist ulus hükümetleri, ulus içindeki en yaygın dini, kamuoyunu manipüle etmek için bir araç olarak kullanır. Bu durum ülkemizde 12 Eylül darbesiyle “Türk-İslam sentezi” ideolojisi şeklinde hayat bulmuş, son dönemlerde de siyasal İslamcılığın “Sünni İslamcılık” şeklinde revize edilmesiyle daha dar bir veçheye bürünmüştür.

-Cinsel ayrımcılığın şahlanışı

Faşist ulusların hükümetleri, neredeyse tamamen erkek-egemen olma eğilimindedir. Faşist rejimlerde, geleneksel cinsiyet rolleri daha katı hale getirilmiştir. Kürtaj karşıtlığı ve homofobi had safhadadır. İktidarın, kadınları, LGBTİ bireyleri yok sayan anlayışı son dönemde nefret boyutuna ulaşmıştır.

-Özel sermayenin gücünün korunması

Faşist uluslardaki sanayi ve iş aristokrasisi, sıklıkla hükümet liderlerini iktidara getirenlerdir. Bunu hükümetle iş dünyası arasında karşılıklı çıkara dayalı bir ilişki tesis ederek ve belli bir iktidar eliti yaratarak yapar. İttihat ve Terakki hükümetlerinin iktidara gelmesinden bu yana sermaye fraksiyonlarının değişik birleşimlerinin iktidar olduğu Türkiye’de egemenlik, hiçbir zaman emekçilerin ve ezilenlerin eline geçmemiştir.

-Emek gücünün baskı altına alınması

Faşist hükümete karşı tek gerçek tehdit emeğin örgütlü gücü olduğundan, işçi sendikaları ya tamamen saf dışı edilir ya da şiddetle baskı altına alınır. Sendika yasalarındaki kısıtlamalar, grev yasaklamaları, ertelemeleri, örgütlenmenin önündeki engeller emek gücünü adeta hareket edemez hale getirmiştir.

-Suç ve cezalandırma ile baskı altına alma

Faşist rejimlerde, polislere kanunları zorla uygulamaları için neredeyse sınırsız bir yetki verilir. İç güvenlik yasası ve sulh ceza hâkimlikleri bu konuda gelinen son noktadır.

-Aydınların ve sanatın küçümsenmesi

Faşist uluslar, yükseköğrenim ve akademiye karşı açık bir düşmanlığı körükler ve teşvik eder. Profesörlerin ve diğer akademisyenlerin sansüre uğraması, hatta tutuklanması yaygındır. Sanatta ifade özgürlüğü açıkça saldırı altındadır ve hükümetler genellikle sanata bütçe ayırmayı reddeder. Tutuklanan akademisyenlere, yöneticiler tarafından heykellerin “ucube” olarak değerlendirilmesine ve “içine tükürülen” sanat eserlerine yakın zamanda şahit olduk.

-Adam kayırma ve yozlaşmada sınır tanımama

Faşist rejimler neredeyse her zaman, yönetim kadrolarına birbirini atayarak hükümetin güç ve otoritesini onları hesap vermekten korumak için kullanan bir grup ahbap ile müttefikleri tarafından yönetilir. Ulusal kaynakların ve hatta hazinenin tahsisi ya da bunların hükümet liderleri tarafından açık bir şekilde gaspı, faşist rejimlerde rastlanmayan bir olgu değildir. AKP hükümetlerinin personel politikaları bu duruma güzel bir örnektir.

-Hileli seçimler

Faşist uluslardaki seçimler bazen tamamen göz boyama amaçlı yapılır. Diğer zamanlarda ise seçimler, çamur atma kampanyaları, hatta muhalefet adaylarının öldürülmesi, seçmen oylarının ve seçim bölgelerinin kontrolü için yasama kurumlarının alet edilmesi ve medya manipülasyonu gölgesinde yapılır. Faşist uluslar, tipik olarak kendi yargı sistemini seçimleri manipüle ya da kontrol etmek için kullanır. Mühürsüz oyların geçerli sayılmasından tutun da bir zarftan çıkan oyların bazılarının geçerli, bazılarının geçersiz olması gibi örnekler hileli seçimlere örnektir.

-Güçlü ve sürekli milliyetçilik

Faşist rejimler, sürekli olarak vatansever şiarlar, sloganlar, semboller, marşlar ve diğer şeyleri kullanma eğilimindedir. Bu açıdan da ülkemiz zengin deneyimlerle doludur.

İrdelemeye çalıştığımız faşizm tanımı ve faşizmin göstergeleri ışığında ülkemizin faşizmin göstergelerinden birçoğuna sahip olduğunu ifade edebiliriz.

Sources

Bianet.org (2014) Faşizmin 14 Karakteristik Özelliği. http://bianet.org/bianet/toplum/95463-ozde-fasizmin-14-temel-ozelligi

Dimitrov, G. (1935). Faşizme Karşı Birleşik Cephe. http://kutuphane.halkcephesi.net/dimitrov/Fasizme%20karsi%20birlesik%20cephe/komintern%207ci%20kongre%20de%20rapor.htm

TDK, (2015) http://tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&arama=gts&guid=TDK.GTS.55ba1ebe3f43f1.34221672

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR