HALKWEBPoliticsAKP FELAKETTİR (Yazı Dizisi 5)

AKP FELAKETTİR (Yazı Dizisi 5)

Korku Çağı: Özgürlüklerin Daralması

Bir ülke nasıl geriler?

Ekonomisi bozulduğunda mı?

Teknolojide geri kaldığında mı?

Eğitim sistemi zayıfladığında mı?

Bunların hepsi önemlidir.

Ama çoğu zaman gerileme daha önce başlar.

İnsanlar konuşmaktan çekinmeye başladığında.

Çünkü özgürlük yalnızca bir hak değildir.

Toplumun kendisini düzeltme mekanizmasıdır.

Bir hata yapıldığında onu ilk fark edenler eleştirenlerdir.

Bir yanlış karar alındığında ilk uyaranlar muhalif seslerdir.

Bir tehlike ortaya çıktığında ilk alarmı verenler bağımsız gazeteciler, akademisyenler ve uzmanlardır.

Bu nedenle özgürlük yalnızca bireyin değil, devletin de ihtiyacıdır.

Eleştiriden mahrum kalan iktidarlar gerçeği duyamaz hale gelir.

Gerçeği duyamayan iktidarlar ise hatalarını büyütür.

Bunu anlamak için bir deprem uzmanını düşünmek yeterlidir.

Bir bilim insanı yıllarca çalışır, riskleri araştırır ve uyarılarda bulunur.

Eğer görüşlerini özgürce açıklayabiliyorsa toplum tehlikeyi önceden görme şansına sahip olur.

Ama insanlar konuşmaktan çekinmeye başlarsa yalnızca fikirler değil, erken uyarı mekanizmaları da zayıflar.

Çünkü bazen hayat kurtaran şey sessizlik değil, zamanında söylenmiş bir gerçektir.

 

Türkiye’nin son yirmi üç yılında yaşanan dönüşümlerden biri de ifade özgürlüğü alanında ortaya çıktı.

Bir zamanlar daha açık tartışılabilen birçok konu zamanla daha hassas hale geldi.

İnsanlar ne söylediklerinden çok, söylediklerinin nasıl karşılanacağını düşünmeye başladı.

Bu durum yalnızca siyasette görülmedi.

Üniversitelerde görüldü.

Medyada görüldü.

Sanat dünyasında görüldü.

Sosyal medyada görüldü.

Gündelik hayatın içinde görüldü.

Otosansür sessizce yayıldı.

Otosansür çoğu zaman sansürden daha tehlikelidir.

Çünkü görünmezdir.

İnsan susturulmaz.

Kendi kendini susturur.

Bir gazeteci haber yaparken iki kez düşünür.

Bir akademisyen araştırma konusu seçerken tereddüt eder.

Bir sanatçı eserini üretirken sınırlarını hesaplar.

Bir vatandaş fikrini açıklamadan önce sonuçlarını tartar.

İşte tam bu noktada özgürlük yalnızca daralmaz.

Toplumun düşünce kapasitesi de daralmaya başlar.

Çünkü yeni fikirler risk alabilen zihinlerden çıkar.

Bilim meraktan doğar.

Sanat özgürlükten doğar.

Yenilik sorgulamadan doğar.

Sürekli temkinli davranmak zorunda kalan bir toplum zamanla yaratıcılığını da kaybeder.

 

Oysa güçlü devletler eleştiriden korkmaz.

 

Eleştiriyi kullanır.

 

Yanlışlarını düzeltmek için kullanır.

 

Kendilerini geliştirmek için kullanır.

 

Çünkü bilirler ki gerçek sadakat susmak değil, gerektiğinde yanlışları söyleyebilmektir.

 

Aynı durum bir hastanede de geçerlidir.

 

Bir doktor sistemdeki bir eksikliği ya da tıbbi bir riski rahatça dile getirebiliyorsa sorunlar büyümeden çözülebilir.

 

Ama insanlar eleştirilerinin hoş karşılanmayacağını düşünürse susmayı tercih eder.

 

O zaman hata ortadan kalkmaz.

 

Sadece görünmez hale gelir.

 

Özgürlüğün değeri tam da burada ortaya çıkar.

 

Çünkü eleştiri sorun yaratmaz.

 

Sorunların görünmesini sağlar.

 

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan en önemli değişimlerden biri kamusal tartışmanın niteliğinde görüldü.

 

Siyasi görüşler arasındaki mesafe büyüdü.

 

İnsanlar yalnızca farklı düşünmeye değil, birbirlerini dinlememeye başladı.

 

Tartışma yerini çoğu zaman suçlamaya bıraktı.

 

İkna yerini etiketlemeye bıraktı.

 

Diyalog yerini kamplaşmaya bıraktı.

 

Bunun sonucunda toplum ortak gerçeklik alanını kaybetmeye başladı.

 

Oysa demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir.

 

Demokrasi aynı zamanda konuşabilme yeteneğidir.

 

Katlanabilme yeteneğidir.

 

Farklı görüşlerle birlikte yaşayabilme yeteneğidir.

Bir ülkede insanlar yalnızca kendi düşüncelerini duymak istiyorsa demokrasi zayıflar.

Çünkü demokrasi çoğunluğun gücü kadar azınlığın güvencesidir.

Belki de bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey yeni sloganlardan önce yeni bir özgüvendir.

Eleştiriden korkmayan bir özgüven.

Farklı düşüncelerden ürkmeyen bir özgüven.

Sorulara yasaklarla değil cevaplarla karşılık veren bir özgüven.

Çünkü güçlü toplumlar sessizlik üzerine kurulmaz.

Tartışma üzerine kurulur.

Güçlü devletler korku üzerine kurulmaz.

 

Güven üzerine kurulur.

Ve güçlü gelecekler ancak özgür zihinlerin üretebildiği fikirlerle inşa edilir.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu mesele yalnızca ekonomik ya da siyasi değildir.

Aynı zamanda zihinsel bir meseledir.

İnsanların yeniden konuşabildiği, tartışabildiği ve düşünebildiği bir ortam yaratabilmek meselesidir.

Çünkü özgürlüğün olmadığı yerde yalnızca fikirler değil, gelecek de daralır.

Bilimin gelişmesi zorlaşır.

Sanatın gelişmesi zorlaşır.

Toplumun kendisini düzeltmesi zorlaşır.

Ve hiçbir toplum korkuyla büyüyemez.

 

Hakan URUN

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR