HALKWEBAuthorsHAİN : TARİHİN EN KOLAY YALANI

HAİN : TARİHİN EN KOLAY YALANI

0:00 0:00

Türkiye siyasetinin en ucuz, en kolay ve en sık kullanılan silahlarından biri “hain” suçlamasıdır.

Delil gerektirmez.

Muhakeme gerektirmez.

Vicdan gerektirmez.

Bir kalabalık bulmanız yeterlidir.

Önce hedef seçilir.

Sonra yaftalanır.

Ardından linç edilir.

Tarih boyunca yöntem hiç değişmemiştir.

Sadece isimler değişmiştir.

Bugün Mustafa Kemal Atatürk’ün adını her cümlenin başına yerleştirenlerin unutmak istediği gerçek şudur:

Mustafa Kemal’e de hain dediler.

İdam fermanı çıkardılar.

Asi dediler.

Devlet düşmanı dediler.

Vatanı parçalamak isteyen maceraperest dediler.

Bugün o kararları verenlerin isimlerini tarih kitaplarının dipnotlarında bulmak bile zordur.

Ama hain dedikleri adam bir milletin kaderini değiştirdi.

Nelson Mandela teröristti.

Charles de Gaulle haindi.

George Washington isyancıydı.

Mahatma Gandhi düzen bozucuydu.

Deniz Gezmiş devlet düşmanıydı.

Tarih ilginçtir.

Bugünün hainleri yarının kahramanları olurken, bugünün kahramanları çoğu zaman yarının unutulmuş aparatları haline gelir.

Çünkü tarih kalabalıkların gürültüsüne göre değil, hakikatin direncine göre yazılır.

Tam da bu nedenle son yıllarda Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullanılan dil dikkatle incelenmelidir.

Kemal Kılıçdaroğlu eleştirilebilir.

Yanlış bulunabilir.

Başarısız bulunabilir.

Siyasi tercihleri sorgulanabilir.

Ama CHP kürsüsünden…

CHP grup toplantısından…

CHP milletvekili sıfatıyla…

CHP yöneticisi sıfatıyla…

Kalkıp yıllarca aynı partinin genel başkanlığını yapmış bir insana “hain” demek artık siyasi eleştiri değildir.

Bu siyasi infazdır.

Çünkü burada artık fikir tartışılmamakta, karakter yargılanmaktadır.

Üstelik bunu yapanlar herhangi bir siyasi rakip de değildir.

Düne kadar aynı masada oturanlardır.

Aynı listelerde yer alanlardır.

Aynı kurultaylarda oy kullananlardır.

Aynı kürsülerde alkış tutanlardır.

İşte tam burada Atatürk’ün o tarihi uyarısı yeniden karşımıza çıkar:

Gaflet…

Dalalet…

Ve hatta hıyanet…

Çünkü bir partinin kendi geçmişini inkâr etmesi gaflettir.

Kendi tarihine saldırması dalalettir.

Düne kadar omuzlarında taşıdığı liderleri siyasi ihtiyaç uğruna hedef tahtasına koyması ise en hafif ifadeyle tarihsel bir vefasızlıktır.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenler belki farkında değiller.

Ama aslında kendi siyasi geçmişlerini, kendi kurultaylarını, kendi meşruiyetlerini ve kendi seçmenlerini de zan altında bırakmaktadırlar.

Çünkü ortada cevabı verilmesi gereken çok basit bir soru vardır:

Eğer Kemal Kılıçdaroğlu hainse…

Yıllarca onunla birlikte siyaset yapanlar neydi?

DÜN GENEL BAŞKANIM DİYENLER BUGÜN NEDEN HAİN DİYOR?

Siyasette başarısızlık affedilebilir.

Yanlış hesaplar yapılabilir.

Stratejiler tutmayabilir.

Seçimler kaybedilebilir.

Ama bir hareketin ahlaki omurgasını çürüten şey başarısızlık değil, nankörlüktür.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltilen suçlamalara baktığımızda karşımıza tam da böyle bir tablo çıkıyor.

En yüksek sesle konuşanların önemli bir bölümü, yıllarca Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanında siyaset yapan isimler.

Genel başkan yardımcılıkları…

Parti meclisi üyelikleri…

Milletvekillikleri…

Belediye başkan adaylıkları…

MYK üyelikleri…

Televizyon ekranlarında bitmek bilmeyen övgüler…

Kurultay salonlarında yükselen alkışlar…

Hepsi vardı.

Bugün ise aynı insanlar dönüp CHP’nin bütün günahlarını tek bir kişinin sırtına yüklemeye çalışıyor.

One can't help but ask:

Madem Kemal Kılıçdaroğlu bu kadar kötüydü…

Neden yıllarca sustunuz?

Madem ortada ihanet vardı…

Neden makamları kabul ettiniz?

Neden milletvekili oldunuz?

Neden belediye başkanı oldunuz?

Neden PM üyesi oldunuz?

Neden MYK’da görev aldınız?

Neden kurultaylarda destek verdiniz?

Neden her fırsatta arkasında durdunuz?

Bu soruların hiçbirine cevap veremiyorlar.

Çünkü cevap verdikleri an suçlamalarının yarısı kendi üzerlerine çökecek.

Çünkü ortada çok basit bir gerçek var:

Eğer bir başarısızlık varsa, bu kolektif bir başarısızlıktır.

Eğer bir yanlış varsa, bu kolektif bir yanlıştır.

Ama iş hesap vermeye gelince herkes masadan kalkıyor.

Geriye yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu bırakılıyor.

Yeni CHP masalının özü budur.

Başarı ortak.

Başarısızlık Kılıçdaroğlu’nun.

Belediyeler kazanıldıysa bizim.

Seçim kaybedildiyse onun.

Makamlar alınırken hepimiz vardık.

Sorumluluk paylaşılırken yalnız kalsın.

İşte bugün yazılmaya çalışılan tarih budur.

Ama tarih bu kadar kolay yazılmaz.

Çünkü gerçekler inatçıdır.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenlerin büyük kısmı, siyasi kariyerlerini doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu dönemine borçludur.

Bugün ekran ekran dolaşanların önemli bölümü o dönemde yükseldi.

Bugün ahlak dersi verenlerin önemli bölümü o dönemde makam sahibi oldu.

Bugün hesap soranların önemli bölümü o dönemde alkış tutuyordu.

İşte bu yüzden mesele artık Kemal Kılıçdaroğlu meselesi değildir.

Mesele siyasi hafıza meselesidir.

Mesele vefa meselesidir.

Mesele dürüstlük meselesidir.

Çünkü bir siyasetçi hakkında “yanlış yaptı” demek başka şeydir.

“Başarısız oldu” demek başka şeydir.

“Hain” demek bambaşka bir şeydir.

Ve CHP çatısı altında siyaset yapan herkes şunu bilmelidir:

Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltilen “hain” suçlaması yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’na yöneltilmiş değildir.

Yıllarca ona oy veren milyonlarca CHP seçmenine yöneltilmiştir.

Onun genel başkanlığında görev yapan binlerce parti yöneticisine yöneltilmiştir.

Partinin kendi tarihine yöneltilmiştir.

Kendi kurultaylarına yöneltilmiştir.

Kendi meşruiyetine yöneltilmiştir.

İşte bu yüzden bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenlerin önce dönüp aynaya bakmaları gerekir.

Çünkü bazen insanın karşısındaki değil, aynadaki kişi cevap veremediği soruların sahibidir.

Ve bazen en ağır ithamlar, sahibine geri dönen bumeranglar gibidir.

Dün lider dediğin adama bugün hain diyorsan;

Tarih yarın sana şu soruyu soracaktır:

Sen dün yalan mı söylüyordun, bugün mü?

KAZANIRKEN ORTAK, KAYBEDERKEN TEK SUÇLU

Siyasetin en eski numaralarından biri şudur:

Zafer geldiğinde kürsü kalabalıktır.

Mağlubiyet geldiğinde meydan boşalır.

Başarı ortaklaşa sahiplenilir.

Başarısızlık ise tek bir kişinin sırtına yüklenir.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu hakkında oluşturulmaya çalışılan siyasi anlatının özü tam olarak budur.

Kazandığımız her şey bizim.

Kaybettiğimiz her şey onun.

İşte yeni siyasi masal budur.

Oysa gerçekler çok daha acımasızdır.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına geçtiğinde bugün kendilerini partinin doğal sahipleri gibi görenlerin önemli bir kısmı ortada yoktu.

Bugün televizyon ekranlarında ahkâm kesenlerin bir kısmının siyasi ağırlığı yoktu.

Bugün kurtarıcı rolü oynayanların önemli bölümü ülke çapında tanınmıyordu.

Bugün CHP adına konuşan birçok isim, siyasi meşruiyetini doğrudan Kemal Kılıçdaroğlu döneminde kazandı.

Milletvekili oldular.

Belediye başkanı oldular.

Parti yöneticisi oldular.

Genel başkan yardımcısı oldular.

Parti sözcüsü oldular.

Ekran yüzü oldular.

Ama ne hikmetse bugün aynı insanlar dönüp o dönemin tamamını bir başarısızlık hikâyesi gibi anlatmaya çalışıyor.

Daha ilginci ise şudur:

Kılıçdaroğlu döneminde elde edilen hiçbir başarıdan vazgeçmiyorlar.

Ama ortaya çıkan her sorumluluğu Kılıçdaroğlu’nun üzerine bırakıyorlar.

Bu siyasi tutarlılık değil.

Bu siyasi muhasebe hiç değil.

Bu düpedüz tarih mühendisliğidir.

Bugün CHP’nin elinde bulunan büyükşehirlerin önemli kısmı hangi dönemde kazanıldı?

Bugün CHP’nin ulaştığı toplumsal genişleme hangi dönemde yaşandı?

Bugün CHP’nin iktidar alternatifi olarak görülmesinin zemini hangi dönemde oluştu?

Bu soruların cevabını herkes biliyor.

Ama işlerine gelmediği için konuşmuyorlar.

Çünkü yeni bir hikâye yazmaya çalışıyorlar.

Bu hikâyede bütün başarıların sahibi kendileri olacak.

Bütün hataların sahibi ise Kemal Kılıçdaroğlu olacak.

Fakat tarih propaganda bürolarında yazılmaz.

Gerçekler sosyal medya kampanyalarıyla değişmez.

Ve hiçbir siyasi hareket kendi geçmişini inkâr ederek büyüyemez.

Even more serious is this:

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenlerin önemli bölümü, yarın kendileri güç kaybettiklerinde aynı muameleye maruz kalacaklarını fark etmiyorlar.

Çünkü bir partide vefa kültürü yok edilirse kimse güvende değildir.

Bugün Kılıçdaroğlu’na yapılan yarın başkasına yapılır.

Bugün eski genel başkana yapılan yarın mevcut genel başkana yapılır.

Bugün alkışlayanların yarın yuhalayacağının garantisi yoktur.

Çünkü mesele kişiler değil.

Mesele siyasi ahlaktır.

Ve siyasi ahlakın çöktüğü yerde geriye sadece hizipler kalır.

Sadece klikler kalır.

Sadece güç mücadeleleri kalır.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yürütülen kampanyanın en dikkat çekici tarafı budur.

Siyasi eleştiri yapılmıyor.

Siyasi günah keçisi üretiliyor.

Çünkü bazıları kendi sorumluluklarını konuşmak yerine bütün yükü tek bir insanın sırtına yüklemeyi daha kolay buluyor.

Ama tarih kolay olanı değil, doğru olanı kaydeder.

Ve tarih günü geldiğinde şu soruyu soracaktır:

Kemal Kılıçdaroğlu kaybettiyse siz neredeydiniz?

Kemal Kılıçdaroğlu yanlış yaptıysa siz neden sustunuz?

Kemal Kılıçdaroğlu başarısız olduysa siz hangi başarıyı gösterdiniz?

İşte o gün cevap vermekte en çok zorlanacak olanlar, bugün en yüksek sesle bağıranlar olacaktır.

GAFLET, DALALET VE HATTA HIYANET

Bir düşüncenin çoğunluk tarafından kabul görmesi onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.

Bir dönem herkes aynı şeyi söyler.

Aynı sloganları atar.

Aynı hedefleri gösterir.

Aynı insanları alkışlar.

Sonra rüzgâr değişir.

Aynı kalabalık bu kez başka sloganlar atmaya başlar.

Dün alkışladığını bugün yuhalar.

Dün omuzlarında taşıdığını bugün hedef tahtasına koyar.

Dün kahraman ilan ettiğine bugün hain der.

Kierkegaard’ın meşhur sözü tam da bu yüzden önemlidir:

“Kalabalık hakikatsizliktir.”

Çünkü kalabalık sorumluluğu dağıtır.

Vicdanı dağıtır.

Muhasebeyi dağıtır.

Herkesin bağırdığı yerde kimse düşünmez.

Herkesin alkışladığı yerde kimse sorgulamaz.

Herkesin saldırdığı yerde kimse durup kendine bakmaz.

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kurulan dilin önemli bir bölümü tam da bu kalabalık psikolojisinin ürünüdür.

Çünkü ortada dikkat çekici bir çelişki vardır.

Yıllarca aynı genel başkanla çalışanlar…

Yıllarca aynı kurultaylarda oy kullananlar…

Yıllarca aynı listelerden milletvekili olanlar…

Yıllarca aynı belediye başkanlıklarına aday gösterilenler…

Bugün dönüp bütün günahların tek sorumlusunun Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söylüyor.

Bu yalnızca siyasi tutarsızlık değildir.

Bu aynı zamanda tarihsel bir hafıza kaybıdır.

Daha doğrusu hafıza kaybı değil, hafızayı bilinçli biçimde silme girişimidir.

Çünkü gerçekler hatırlandığında birçok kişi kendi sorumluluğuyla yüzleşmek zorunda kalacaktır.

İşte tam burada Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki o büyük uyarı yeniden anlam kazanıyor:

Gaflet…

Dalalet…

Ve hatta hıyanet…

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na kolayca hain yaftası yapıştıranlar, belki farkında olmadan tam da bu üç kavramın gölgesinde hareket ediyorlar.

Gaflet içindeler.

Çünkü partilerinin tarihine ne söylediklerinin farkında değiller.

Dalalet içindeler.

Çünkü günü kurtarmak uğruna yarını yakıyorlar.

Ve siyasi anlamda bir hıyanetin sınırlarında dolaşıyorlar.

Çünkü bir partinin eski genel başkanını, milyonlarca insanın oy verdiği bir siyasetçiyi hiçbir mahkeme kararı olmadan, hiçbir somut delil ortaya koymadan “hain” ilan etmek; yalnızca o kişiye değil, partinin kendi geçmişine de saldırıdır.

Burada çok açık konuşmak gerekir:

Kemal Kılıçdaroğlu eleştirilebilir.

Sert biçimde eleştirilebilir.

Yanlış bulunabilir.

Başarısız bulunabilir.

Ama CHP kürsüsünden, CHP grup toplantısından, CHP milletvekili veya CHP yöneticisi sıfatıyla kalkıp Kemal Kılıçdaroğlu’na “hain” demenin bir bedeli vardır.

Çünkü o söz yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’na söylenmiş olmaz.

O söz, yıllarca ona oy vermiş milyonlarca CHP seçmenine söylenmiş olur.

O söz, CHP’nin kendi tarihine söylenmiş olur.

O söz, CHP’nin kendi kurultaylarına söylenmiş olur.

O söz, CHP’nin kendi meşruiyetine söylenmiş olur.

Ve o söz en sonunda dönüp sahibini vurur.

Çünkü tarih acımasızdır.

Tarih kimlerin alkışladığına bakmaz.

Kimlerin sosyal medyada trend olduğuna bakmaz.

Kimlerin ekranlarda daha çok göründüğüne bakmaz.

Tarih yalnızca şuna bakar:

Kim doğru zamanda doğru yerde durdu?

Kim rüzgâra göre yön değiştirdi?

Kim bedel ödedi?

Kim güç neredeyse oraya yürüdü?

Kim yalnız kalmayı göze aldı?

Kim kalabalığın içinde kayboldu?

Bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na hain diyenler belki kalabalığın gücüne güveniyor olabilir.

Ama tarih boyunca kalabalıkların yanıldığı, tek bir kişinin haklı çıktığı sayısız örnek vardır.

Bu yüzden asıl soru Kemal Kılıçdaroğlu değildir.

The question is this:

Dün genel başkanım dediğin adama bugün hain diyorsan, yarın kime sadık kalacaksın?

Dün omuzlarında taşıdığını bugün linç ediyorsan, yarın hangi değeri savunacaksın?

Dün alkışladığını bugün hedef gösteriyorsan, yarın hangi ilkeye bağlı kalacaksın?

İşte tarih günü geldiğinde bunun hesabını soracaktır.

Ve tarih çoğu zaman hain dediklerinin değil, hain ilan edenlerin sicilini yazar.

Çünkü son sözü ne hizipler söyler…

Ne trol orduları söyler…

Ne de günün siyasi dengeleri…

Son sözü her zaman tarih söyler.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR