HALKWEBAuthorsCHP’de Sorun Liderlik Değil, Meşruiyet Krizi

CHP’de Sorun Liderlik Değil, Meşruiyet Krizi

Çünkü artık mesele yalnızca CHP’yi kimin yöneteceği değildir. Asıl mesele, Türkiye’de siyasetin nasıl yapılacağıdır.

0:00 0:00

Türkiye’de siyaset artık yalnızca seçimlerle yürümüyor.

Asıl mücadele, toplumun zihninde “geleceği kim kurabilir?” sorusu üzerinden şekilleniyor. Bu yüzden bugün yaşanan siyasal krizleri yalnızca aday tartışmalarıyla, kurultay hesaplarıyla ya da parti içi dengelerle açıklamak giderek yetersiz kalıyor.

CHP’de yaşanan gerilim de tam olarak böyle bir krizdir.

Çünkü mesele birkaç ismin rekabeti değildir. Mesele, muhalefetin Türkiye toplumuna nasıl bir siyasal umut sunduğudur. Daha açık söylemek gerekirse: CHP’de bugün tartışılan şey liderlikten çok, siyasal meşruiyetin yeniden üretimidir.

AKP’nin yirmi yılı aşan iktidarı yalnızca devlet gücüyle açıklanamaz. İktidar aynı zamanda muhalefetin kendi içinde ürettiği tıkanmalardan da besleniyor.

Sürekli iç kavga yaşayan, enerjisini topluma değil örgüt içi mücadelelere harcayan, kendi meşruiyetini sürekli tartışmalı hale getiren bir muhalefet görüntüsü; iktidarın en büyük siyasal avantajına dönüşüyor.

Bu nedenle CHP’de yaşanan kriz basit bir “kurultay sorunu” değildir.

The question is this:
Muhalefet neden bir türlü toplumda kalıcı bir güven ilişkisi kuramıyor?

Çünkü toplum artık yalnızca iktidarın değişmesini istemiyor. Siyasetin dilinin, ahlakının ve örgütlenme biçiminin de değişmesini talep ediyor.

Tam da bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde sıradan bir siyasi tercih değil, tarihsel bir eşik duruyor.

Bu eşik yeniden aday olup olmama meselesinden daha büyüktür.

Asıl mesele, CHP’nin kişisel liderlik tartışmalarının ötesine geçip geçemeyeceğidir.

Türkiye’de siyaset uzun süredir lider merkezli yapılara sıkışmış durumda. Sağda da solda da partiler kurumsal yapılardan çok lider aidiyetleri üzerinden şekilleniyor. Liderler değişmediği için örgütler yenilenemiyor; örgütler yenilenemediği için toplum siyasete yeniden bağlanamıyor.

Bunun sonucu ise çok ağır oluyor:
Her değişim talebi demokratik bir dönüşüm olmaktan çıkıp bir tasfiye savaşına dönüşüyor.

Oysa sosyal demokrat siyasetin iddiası tam tersidir.

Sol siyaset, kişilerin değil kurumların kalıcılığına dayanır.
Kalıcı liderliklere değil, sürdürülebilir siyasal kültüre dayanır.

Bugün Kılıçdaroğlu’nun vereceği mesaj bu nedenle yalnızca CHP’nin iç dengelerini değil, muhalefetin geleceğini de belirleyecek ağırlıktadır.

Parti yönetimini kişisel iktidar alanı olarak görmediğini, CHP’nin tam meşruiyetli ve şeffaf bir kurultayla yeni kadrolara devredileceğini açıklaması; yalnızca parti içi bir karar olmaz.

Bu, Türkiye’de uzun süredir eksikliği hissedilen siyasal olgunluğun yeniden inşası anlamına gelir.

Çünkü gerçek liderlik bazen önde kalmak değil, geri çekilerek siyasal alan açabilmektir.

Türkiye’nin temel problemi tam da burada düğümleniyor:
Siyaset sürekli “vazgeçemeyen liderler” üretiyor.

Bu yüzden partiler büyümüyor, yalnızca çevreler sertleşiyor.
Toplum ise değişim umudunu giderek kaybediyor.

CHP’nin bugün ihtiyaç duyduğu şey yeni bir kurtarıcı değildir.

Yeni bir siyasal zemin,
yeni bir meşruiyet dili
ve yeni bir örgütsel ahlaktır.

Çünkü artık mesele yalnızca CHP’yi kimin yöneteceği değildir.

Asıl mesele, Türkiye’de siyasetin nasıl yapılacağıdır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR