Kemal Kılıçdaroğlu yalnızca bir video yayımladı.
Ne dedi?
“Arınalım.”
Hepsi bu.
Ama CHP’de bir anda siyasi deprem yaşandı.
Milletvekilleri sıraya girdi.
İl başkanları peş peşe açıklama yayımladı.
PM üyeleri aynı cümleleri dolaşıma soktu.
Sosyal medya hesapları tek merkezden yönetiliyormuş gibi aynı sloganları tekrar etmeye başladı:
“Liderimiz Özgür Özel…”
“Omuz omuza mücadele…”
“Hiçbir güç bizi durduramaz…”
İnsan gerçekten hayret ediyor.
Bir partinin eski genel başkanı “arınalım” dedi diye neden bu kadar panik yaşanır?
Çünkü o kelime yanlış yere dokundu.
“Arınma” çağrısı yalnızca bir siyasi mesaj değildi.
O çağrı;
CHP’nin içinde ZOOM sürecinden bu yana biriken çürümenin adını koyuyordu.
Ve bugün Kılıçdaroğlu’na saldıranların öfkesinin sebebi tam olarak bu.
Çünkü arınma olursa;
kurultay şaibeleri konuşulacak.
Delegeler üzerindeki etkiler konuşulacak.
Belediye ilişkileri konuşulacak.
Rüşvet iddiaları konuşulacak.
Parti içindeki klik savaşları konuşulacak.
Tasfiye operasyonları konuşulacak.
And most importantly:
CHP’de “değişim” diye pazarlanan yapının gerçekte ne olduğu konuşulacak.
Çünkü artık toplumun önemli bir kısmı şunu görüyor:
Bugün CHP’de görünen yönetim başka,
asıl güç merkezi başka.
Özgür Özel’in görüntüsü giderek bağımsız siyasi lider görüntüsünden uzaklaşıyor.
Daha çok;
başka güç odaklarının uzlaşarak öne çıkardığı,
iradesi kuşatılmış bir geçiş figürü görüntüsü oluşuyor.
Ve siyasette insanlar bunu hisseder.
Çünkü bir lider ya kendi ağırlığını koyar,
ya da başka ağırlıkların gölgesinde hareket eder.
Bugün CHP içinde büyüyen algı şudur:
Ekrem İmamoğlu çevresinde oluşan siyasal-belediyesel güç ağı,
partinin görünmeyen ikinci merkezi hâline geldi.
Kurultay süreçlerinden belediye ilişkilerine kadar oluşan tablo,
Özgür Özel’i giderek bağımsız bir genel başkandan çok,
o yapının siyasi aparatı gibi göstermeye başladı.
İşte Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı tam burada tehlikeli bulundu.
Çünkü o çağrı yalnızca kişilere değil,
oluşturulan yeni düzene yönelmişti.
Ve bakın ne oldu?
Bir anda herkes saf tutmaya başladı.
Milletvekilleri bağlılık yarışına girdi.
İl başkanları siyasi sadakat bildirileri yayımladı.
Transfer isimler en ön safa koştu.
İşte en ibretlik bölüm de burada başladı.
Çünkü bugün Kılıçdaroğlu’na en sert saldıranların önemli kısmı,
daha düne kadar CHP’nin siyasi hafızasında bile olmayan isimler.
Bir dönem başka partilerde siyaset yapanlar…
CHP’ye yıllarca mesafeli durmuş isimler…
Düne kadar CHP’ye oy bile vermemiş çevreler…
Bugün çıkıp CHP’nin tapusunu dağıtmaya çalışıyor.
Ve insan doğal olarak soruyor:
Siz ne zaman CHP’li oldunuz?
Daha önemlisi:
Neyi savunuyorsunuz?
Çünkü CHP yalnızca seçim zamanı girilip kariyer yapılan bir siyasi tabela değildir.
Bu partinin yüz yıllık hafızası vardır.
Bedel ödemiş insanları vardır.
Linç edilmiş kadroları vardır.
Sürgünleri vardır.
Cezaevleri vardır.
Bugün ise bakıyorsunuz…
Yıllarca bu partinin yükünü taşımış insanlar “hain” ilan edilirken,
daha dün başka siyasi çizgilerde duran isimler çıkıp Kılıçdaroğlu’na ahlak dersi veriyor.
Gerçekten ibretlik bir çürüme.
Bir tarafta yıllarca CHP’ye saldırmış isimler bugün “liderimiz” mesajı yayımlıyor…
Öte tarafta 13 yıl boyunca bu partiyi iktidarın bütün devlet gücüne karşı ayakta tutmuş bir genel başkan linç ediliyor.
Bu artık siyasi tartışma değil.
Bu;
hafızasını kaybetmeye başlayan bir partinin savruluşudur.
And perhaps the most painful part is this:
Kılıçdaroğlu yalnızca “arınalım” dedi.
Ama CHP içindeki bazı yapılar bu çağrıyı adeta suçüstü yakalanmış gibi karşıladı.
Çünkü bazen en büyük panik,
en büyük korkunun itirafıdır.
“ARINALIM” ÇAĞRISINA NEDEN BU KADAR ÖFKELENDİNİZ?
İnsan gerçekten merak ediyor:
Kemal Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı neden bu kadar büyük bir korku yarattı?
Çünkü normal bir siyasi partide eski genel başkan çıkar konuşur,
eleştirir,
öneri sunar,
parti de bunu olgunlukla karşılar.
Ama CHP’de olan bu değildi.
Bir anda organize bir savunma hattı kuruldu.
Sanki bir vicdan çağrısına değil,
parti içindeki görünmeyen düzenin deşifre olmasına tepki verildi.
İşte bu yüzden mesele artık yalnızca Özgür Özel meselesi değil.
Issue,
CHP’nin içine çöken yeni güç mimarisidir.
Bugün partide herkesin hissettiği ama yüksek sesle söylemekten çekindiği gerçek şu:
Özgür Özel görüntüde genel başkan olabilir.
Ama CHP’de asıl siyasal ağırlık başka yerde oluşmuş durumda.
Çünkü son süreçte ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor:
Kurultay dengeleri…
Belediye çevrelerinden taşınan güç…
Medyatik operasyonlar…
Tasfiye mekanizmaları…
Sadakat zinciri…
Bütün bunlar CHP’yi giderek belediye merkezli yeni bir siyasal yapıya dönüştürdü.
Ve bu yapının merkezinde de Ekrem İmamoğlu etkisi olduğu algısı büyüyor.
İnsanlar artık şunu düşünüyor:
“Özgür Özel gerçekten kendi siyasi iradesiyle mi hareket ediyor,
yoksa başka bir güç merkezinin uzlaşma adayı mı?”
Çünkü ortadaki görüntü bağımsız lider görüntüsü vermiyor.
On the contrary,
iradesi kuşatılmış bir genel başkan görüntüsü oluşuyor.
Ve işte tam burada Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı kritikleşiyor.
Çünkü o çağrı yalnızca ahlaki bir çağrı değildi.
O çağrı aynı zamanda şunu diyordu:
“Parti görünmeyen ilişkiler ağının eline geçiyor.”
Bakın bugün CHP’de oluşan yeni dile…
Kim soru sorarsa hain.
Kim eleştirirse saraycı.
Kim rahatsızlık belirtirse operasyoncu.
Bu refleks demokratik refleks değildir.
Bu refleks,
gücünü kaybetmekten korkan yapıların refleksidir.
Ve daha da vahimi şu:
Bugün Kılıçdaroğlu’na saldıranların önemli kısmı,
düne kadar CHP’nin siyasal çizgisiyle hiçbir bağı olmayan isimler.
Bir dönem başka partilerde siyaset yapanlar…
Merkez sağdan gelenler…
Milliyetçi çizgilerden gelenler…
Düne kadar CHP’ye en ağır eleştirileri yapan çevreler…
Bugün çıkıp yılların CHP’lilerine sadakat dersi veriyor.
Gerçekten insanın hafızasıyla alay ediyorlar.
Bakıyorsunuz…
Sencer Solakoğlu…
Bahadır Erdem…
Cemal Enginyurt…
Adnan Beker…
Daha dün başka siyasi iklimlerde duran insanlar bugün CHP’nin ideolojik muhafızına dönüşmüş durumda.
Ve en trajik taraf şu:
Bu isimlerin önemli kısmı bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na siyaset ahlakı anlatmaya çalışıyor.
Gerçekten inanılmaz.
13 yıl boyunca iktidarın bütün devlet gücüyle mücadele etmiş,
ailesi hedef gösterilmiş,
ölüm tehditleri almış,
Türkiye siyasi tarihinin en ağır linç kampanyalarından birini yaşamış bir genel başkana bugün siyasal sadakat nutku atıyorlar.
Üstelik bunu yapanların bazıları CHP’ye daha dün gelmiş insanlar.
İnsan gerçekten sormadan edemiyor:
CHP’nin tarihini ne kadar biliyorsunuz?
Bu partinin hangi mücadelesinde vardınız?
Hangi seçim gecesi sandık başında beklediniz?
Hangi dönemde CHP’li olduğunuz için hedef gösterildiniz?
CHP yalnızca belediye gücüyle etrafında kümelenilecek bir kariyer alanı değildir.
This party;
Cumhuriyet’in tarihsel hafızasıdır.
Ama bugün o hafıza,
yeni kurulan güç düzeninin propaganda aparatına dönüştürülmeye çalışılıyor.
Ve tam da bu yüzden “arınalım” kelimesi bu kadar korkutucu geliyor.
Çünkü arınma,
sadece kişileri değil,
kurulan düzeni tartışmaya açar.
“ARINALIM” ÇAĞRISINA SALDIRANLAR ASLINDA NEDEN KORKUYOR?
Because everybody knows:
Bugün CHP’de tartışılan şey yalnızca bir liderlik meselesi değil.
Bugün CHP’de tartışılan şey;
ahlaki meşruiyet meselesi.
Ve insanlar artık şunu açık açık konuşuyor:
“Değişim” diye sunulan süreç gerçekten demokratik bir yenilenme miydi,
yoksa belediye gücüyle kurulan yeni bir siyasi iktidar düzeni miydi?
İşte Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı tam burada sistemin sinir uçlarına dokundu.
Çünkü o çağrı şunu ima ediyordu:
“Bu parti kuruluş ilkelerinden uzaklaşıyor.”
Ve bugün buna en sert tepkiyi verenlerin büyük bölümü,
partiyi yıllarca omuzlamış insanlar değil…
Yeni düzenin etrafında kümelenmiş siyasi kariyer çevreleri.
Bakın bugün CHP’de oluşan tabloya…
Bir tarafta belediyeler üzerinden büyüyen ekonomik ve siyasal güç alanları var.
Diğer tarafta bu güç merkezlerine bağlı yeni sadakat ilişkileri oluşuyor.
Milletvekili listeleri…
PM dengeleri…
Kurultay blokları…
Medya ilişkileri…
Sosyal medya operasyonları…
Hepsi giderek aynı merkez etrafında şekilleniyor görüntüsü veriyor.
Ve bu görüntü CHP’nin tarihsel kimliği açısından son derece tehlikeli.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir zaman yalnızca belediye imkânlarıyla ayakta duran bir hareket olmadı.
This party;
fikrin partisiydi.
İlkenin partisiydi.
Cumhuriyet fikrinin taşıyıcısıydı.
Bugün ise oluşan yapı giderek başka bir şeye dönüşüyor:
Siyaseti ilke üzerinden değil,
güç dağılımı üzerinden kuran yeni bir organizasyona.
Ve insanlar bunu görüyor.
Bakın bugün yaşananlara…
Özkan Yalım etrafında konuşulan ilişkiler…
Belediye çevrelerindeki iddialar…
Antalya hattında büyüyen tartışmalar…
Gökhan Böcek üzerinden gündeme gelen meseleler…
Bütün bunlar toplumda ciddi soru işaretleri oluşturuyor.
Peki CHP yönetiminin refleksi ne oluyor?
Şeffaflık mı?
No, no, no.
Anında slogan siyaseti başlıyor.
“Liderimiz…”
“Omuz omuza…”
“Hiçbir güç…”
Oysa toplum artık slogan değil,
dürüstlük görmek istiyor.
Çünkü insanlar yıllarca CHP’ye neden destek verdi?
Daha ahlaklı siyaset umuduyla.
Ama bugün aynı insanlar ilk kez şu soruyu soruyor:
“CHP gerçekten eleştirdiği düzenden farklı mı?”
İşte asıl kriz budur.
Ve bu kriz yalnızca dışarıdan değil,
doğrudan CHP tabanının içinden büyüyor.
Çünkü insanlar artık şunu hissediyor:
Parti içinde gerçek bir yüzleşme yok.
Kurultay tartışmaları şeffaf biçimde konuşulmuyor.
Belediye dosyalarıyla ilgili net tavır alınmıyor.
Rüşvet iddiaları karşısında gerçek bir özeleştiri yapılmıyor.
Ama buna rağmen herkes bağlılık yarışına sokuluyor.
Kim daha yüksek sesle “liderimiz” diyecek…
Kim daha sert saldıracak…
Kim daha agresif sadakat gösterecek…
Yeni siyasi ölçü bu olmuş durumda.
Ve bu CHP adına tarihsel bir çürümedir.
Çünkü CHP bir biat hareketi değildir.
Ama bugün oluşan dil giderek tam da buna dönüşüyor.
Bir dönem AK Parti’ye yöneltilen “tek merkezli siyaset”, “sadakat düzeni”, “parti-devlet ilişkisi” eleştirilerinin benzeri artık CHP için konuşuluyor.
Ve bunu söyleyen herkes susturulmaya çalışılıyor.
İşte tam da bu yüzden Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı yalnızca siyasi değil,
tarihsel bir çağrı hâline geldi.
Çünkü o çağrı aslında şunu soruyordu:
“Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten Cumhuriyet Halk Partisi olarak mı kalacak,
yoksa yeni bir güç oligarkisinin siyasi aracına mı dönüşecek?”
CHP’NİN İÇİNDE YENİ BİR “DOKUNULMAZLAR REJİMİ” Mİ KURULUYOR?
Cumhuriyet Halk Partisi bugün çok tehlikeli bir eşikte duruyor.
Çünkü partinin içinde artık fikir tartışması değil,
dokunulmazlık psikolojisi büyüyor.
Ve bu psikoloji her geçen gün daha otoriter,
daha kibirli,
daha saldırgan bir dile dönüşüyor.
Bakın yaşananlara…
Bir eski genel başkan çıkıp yalnızca “arınalım” diyor.
Ortaya çıkan tepki ne oluyor?
Adeta parti içinde olağanüstü hâl ilan ediliyor.
Milletvekilleri sıraya giriyor.
İl başkanları toplu bildiri yayımlıyor.
PM üyeleri bağlılık yarışına giriyor.
Transfer isimler en ön safta pozisyon alıyor.
Ve bütün bunların ortak mesajı şu oluyor:
“Liderimize dokundurtmayız.”
İşte sorun tam da burada başlıyor.
Çünkü siyaset dokunulmazlık alanı değildir.
Hele ki Cumhuriyet Halk Partisi gibi yüz yıllık bir parti,
kimsenin kişisel koruma kalkanına dönüşemez.
Ama bugün CHP içinde tam tersine bir yapı oluşuyor.
Soru sorulamaz.
Eleştiri yapılamaz.
Kurultay tartışılamaz.
Belediyeler konuşulamaz.
İddialar sorgulanamaz.
Why?
Çünkü hemen “ihanet” etiketi yapıştırılıyor.
Bu artık demokratik refleks değil.
Bu;
iktidar refleksi.
Ve en ağır çelişki de burada yaşanıyor.
Yıllarca AK Parti’ye:
“Devleti partileştirdiniz” diyenler…
Bugün CHP içinde belediye merkezli yeni bir güç alanı oluşturmuş durumda.
For years:
“Tek adam düzeni” diyenler…
Bugün eleştiriyi otomatik düşmanlık sayıyor.
For years:
“Biat kültürü” diye eleştirenler…
Bugün sosyal medyada toplu sadakat kampanyaları yürütüyor.
İnsan gerçekten hayret ediyor.
Çünkü CHP’nin tarihsel hafızasında bu kadar ağır bir kişiselleşmiş sadakat dili yoktur.
Bu parti Atatürk’ün partisidir ama Atatürk bile eleştiri mekanizmasını tamamen yok eden bir kör sadakat sistemi kurmamıştır.
Bugün ise bakıyorsunuz…
Bir belediye çevresinde oluşan siyasal-ekonomik güç ağı,
partinin üzerine gölge gibi çökmüş durumda.
Ve bu gölgenin altında Özgür Özel’in görüntüsü giderek daha fazla tartışılıyor.
Çünkü insanlar şunu hissediyor:
Özgür Özel kendi siyasi ağırlığını koyan bağımsız bir lider gibi değil,
başka güç merkezlerinin üzerinde uzlaştığı geçiş figürü gibi davranıyor.
Bu çok ağır bir algıdır.
Ama siyasette algıyı yaratan şey,
sürekli ortaya çıkan görüntüdür.
Kurultay süreçleri…
Belediye ilişkileri…
Parti içindeki tasfiyeler…
Sadakat bildirileri…
Hepsi aynı hissi büyütüyor:
“CHP’de görünmeyen başka bir merkez oluştu.”
Ve işte Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı bu yüzden bu kadar sert reaksiyon yarattı.
Çünkü o çağrı yalnızca kişileri değil,
kurulan sistemi hedef aldı.
Ve belki de ilk kez birisi açık biçimde şunu söyledi:
“Bu parti yeni bir dokunulmazlar rejimine dönüşüyor.”
Bakın bugün Kılıçdaroğlu’na saldıranların önemli kısmına…
Düne kadar CHP’ye mesafeli durmuş isimler…
Başka siyasi çizgilerden gelenler…
Partinin tarihsel mücadelesinde hiç yer almamış insanlar…
Bugün çıkıp yılların CHP’lilerine sadakat testi uyguluyor.
Gerçekten ibretlik bir tablo.
Sencer Solakoğlu’ndan Bahadır Erdem’e…
Cemal Enginyurt’tan Adnan Beker’e…
Bir kısmı daha düne kadar CHP’ye en ağır eleştirileri yapan siyasi iklimlerin içindeydi.
Şimdi ise çıkıp CHP’nin “gerçek sahipleri” gibi konuşuyorlar.
Ve en trajik taraf şu:
Bu insanlar bugün Kemal Kılıçdaroğlu’na siyaset ahlakı anlatmaya çalışıyor.
Türkiye siyasi tarihinin en ağır linçlerinden birine maruz kalmış,
13 yıl boyunca iktidarın bütün devlet gücüyle mücadele etmiş bir genel başkana…
Daha dün CHP’ye gelmiş insanlar sadakat dersi veriyor.
Bu artık yalnızca siyasi savrulma değil.
This one,
hafıza kaybıdır.
Ve hafızasını kaybeden siyasi hareketler,
bir süre sonra yön duygusunu da kaybeder.
ARTIK “OMUZ OMUZA” SLOGANI DEĞİL, GERÇEK BİR HESAPLAŞMA ZAMANI
Bugün CHP yönetimi hâlâ gerçeği görmek istemiyor olabilir.
Ama taban görüyor.
Toplum görüyor.
Ve en önemlisi tarih görüyor.
Çünkü artık mesele yalnızca Kemal Kılıçdaroğlu’nun yayımladığı bir video değil.
Issue;
o videonun neden bu kadar korku yarattığı.
Bir insan çıkıp yalnızca:
“Arınalım” diyor.
Ve koskoca parti mekanizması alarma geçiyor.
Why?
Çünkü “arınma” çağrısı,
yıllardır üstü örtülen bütün tartışmaları yeniden açıyor.
Kurultay şaibelerini…
Delegeler üzerindeki baskı iddialarını…
Belediye çevrelerinde oluşan güç ağlarını…
Rüşvet söylentilerini…
Tasfiye operasyonlarını…
Sadakat düzenini…
And perhaps most importantly:
CHP’nin gerçekten kim tarafından yönetildiği sorusunu.
Çünkü bugün toplumun önemli bir kısmında oluşan algı çok net:
CHP’de görünen yönetim başka,
asıl siyasal güç merkezi başka.
Ve Özgür Özel’in görüntüsü giderek bağımsız bir genel başkan görüntüsünden uzaklaşıyor.
Daha çok;
başka güç odaklarının uzlaşarak öne çıkardığı,
iradesi kuşatılmış bir siyasi aparat görüntüsü oluşuyor.
Bu çok ağır bir tablo.
Ama bu algıyı yaratan şey yalnızca rakip propaganda değil.
Doğrudan CHP’nin kendi içinde oluşan görüntü.
Bakın son dönemde yaşananlara…
Belediye dosyaları…
Özkan Yalım etrafında büyüyen tartışmalar…
Antalya hattında konuşulan ilişkiler…
Gökhan Böcek üzerinden gündeme gelen iddialar…
Bütün bunlar toplumda ciddi güven kırılması oluşturuyor.
Peki CHP yönetimi ne yapıyor?
Gerçek bir yüzleşme mi başlatıyor?
No, no, no.
Sadakat kampanyası yürütüyor.
“Liderimiz…”
“Omuz omuza…”
“Hiçbir güç…”
Oysa toplum artık slogan duymak istemiyor.
Toplum şeffaflık istiyor.
Ahlak istiyor.
Dürüstlük istiyor.
Çünkü insanlar yıllarca CHP’ye neden destek verdi?
Daha temiz siyaset umuduyla.
Ama bugün ortaya çıkan tablo,
CHP’nin de giderek eleştirdiği düzenin bazı reflekslerine benzediği korkusunu büyütüyor.
And perhaps the most painful part is this:
Kılıçdaroğlu’na bugün saldıranların önemli kısmı,
bu partinin tarihsel mücadelesinde hiç olmayan insanlar.
Daha dün başka siyasi çizgilerde duranlar…
CHP’ye yıllarca mesafeli olmuş isimler…
Bu partinin acısını, yükünü, linçlerini yaşamamış çevreler…
Bugün çıkıp CHP’nin tapusunu dağıtmaya çalışıyor.
Gerçek CHP’lilere sadakat testi uyguluyor.
İnsan gerçekten sormadan edemiyor:
Siz ne zaman CHP’li oldunuz?
Hangi bedeli ödediniz?
Hangi baskıyı yaşadınız?
Hangi seçim gecesi sabahladınız?
Hangi dönemde CHP’li olduğunuz için hedef gösterildiniz?
Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca belediye gücüyle çevresinde kümelenilecek bir kariyer alanı değildir.
This party;
Cumhuriyet’in hafızasıdır.
Ve bugün o hafıza ciddi bir kuşatma altındadır.
İşte tam da bu yüzden Kemal Kılıçdaroğlu’nun “arınalım” çağrısı tarihsel bir çağrıya dönüşmüştür.
Çünkü bazen bir siyasi hareketi kurtaran şey,
yeni sloganlar değil…
Kendi içindeki çürümeyle yüzleşme cesaretidir.
Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni tweetler değildir.
Yeni sadakat gösterileri değildir.
Yeni “liderimiz” kampanyaları değildir.
Bugün CHP’nin ihtiyacı:
gerçek bir hesaplaşmadır.
Kurultay süreçleri şeffaf biçimde tartışılmalıdır.
Belediye ilişkileri bağımsız biçimde incelenmelidir.
Parti içindeki linç ve tasfiye kültürü bitirilmelidir.
Sadakat siyaseti yerine liyakat geri dönmelidir.
Ve bütün bunların siyasi sorumluluğunu taşıyamayanlar da artık koltuklarını bırakmalıdır.
Çünkü bazen istifa yalnızca bir geri çekilme değil,
partiyi tamamen çöküşten kurtarmanın son ahlaki sorumluluğudur.
Bugün yapılması gereken şey bellidir:
Ya gerçekten arınmak…
Ya da tarih önünde,
eleştirdiği düzene dönüşmüş bir siyasi yapının sorumluluğunu taşımak.
