HALKWEBAuthors3Y’nin Gölgesinde İmtiyazlılar Düzeni: Güçlü Mü Kollanıyor, Fakir Mi?

3Y’nin Gölgesinde İmtiyazlılar Düzeni: Güçlü Mü Kollanıyor, Fakir Mi?

Vatandaş Yokluğa Değil, Çifte Standarda Öfkeli...

0:00 0:00

Türkiye’de artık yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarının en trajik yanı, kimsenin şaşırmıyor oluşu. Toplumsal hafızamız öyle bir aşındı, adalet duygumuz öyle bir hırpalandı ki, en akılalmaz skandallar bile birkaç günlük bir “sosyal medya dalgası”ndan sonra kanıksanmış bir sessizliğe gömülüyor.
Bunun son ve en çarpıcı örneğini, Adalet ve Kalkınma Partisinin Aksaray milletvekilinin eşinin hukuki davasında mahkeme harcı ödememek için hanesine “fakirlik belgesi” düzenlenmesi olayında yaşadık.

Olay ortaya çıkıyor, ardından cılız bir özür ya da geçiştirme hamlesi geliyor ama gerçek anlamda bir hesap verme, istifa ya da hukuki arınma mekanizması asla devreye girmiyor.

Çünkü mesele sadece usulsüz basılmış bir kâğıt parçası değil. Mesele; devletin imkânlarının, gücün ve nüfuzun “nasıl olsa bize bir şey olmaz” rahatlığıyla, fütursuzca kullanılmasıdır.

Bürokrasinin Körleştiği Nokta

Normal bir vatandaş; belediyede, mahkemede, SGK’da en küçük bir yardım veya işlem için didik didik incelenirken, yedi sülalesinin mal varlığı sorgulanırken; iktidar çevrelerine gelince sistemin nasıl bir anda körleştiğini, sağırlaştığını görüyoruz.

Sorulması gereken soru çok basit: Bir milletvekilinin eşine gerçekten hangi vicdanla, hangi kriterle fakirlik belgesi verildi?

Fakirlik belgesi öyle mahalle kahvesinde hatır minnet alınan bir kâğıt değildir. Gelir durumuna bakılır, sosyal güvenceye bakılır, mal varlığına bakılır, hanedeki ekonomik koşullara bakılır. Şimdi kamuoyu haklı olarak şu soruyu soruyor: Bir milletvekilinin yaşadığı hanede gerçekten yoksulluk kriterleri mi oluştu? Eğer oluştuysa, bu ülkenin ekonomisi iktidarın kürsülerden anlattığı pembe tablolardan çok daha beter durumda demektir. Yok eğer oluşmadıysa, o belge hangi nüfuzla, hangi gizli eller vasıtasıyla alındı?

Daha vahimi şu: Bu olay ortaya çıkmasa ne olacaktı? Kamuoyu öğrenmese, muhalefet peşine düşmese, medya yazmasa bugün hâlâ “haberimiz yoktu” denilip geçilecek miydi?

2002 Vaatlerinden “İmtiyazlılar Düzeni”ne…

Bu tabloyu daha da acı kılan, tarihsel tezatlığın ta kendisidir. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), 2002 yılında iktidara gelirken bu aziz millete en büyük vaadini üç kelimeyle özetlemişti: 3Y ile Mücadele. Yani Yolsuzluk, Yoksulluk ve Yasaklar bitecekti. “Sessiz yığınların sesi” olma iddiasıyla çıkılan o yolda, bugün gelinen nokta tam anlamıyla bir ironidir:

Yolsuzluk ve Usulsüzlük: Artık bir mücadele konusu değil, kurumsallaşmış bir “imtiyaz hakkı” gibi algılanıyor.

Yoksulluk: Gerçekten yoksul olan milyonlar sosyal devletin kırıntılarına ulaşmak için bürokrasi koridorlarında kaybolurken, sistemin nimetleri güçlülerin hanelerine akıyor.

Yasaklar ve Şeffaflık Engeli: Olay ortaya çıktığında gördüğümüz refleks yine değişmiyor. Açıklık yok, belgeleri ortaya koymak yok. Bunun yerine hemen bir mağduriyet edebiyatı, “iftira atılıyor” savunması ve bilginin yayılmasını engelleme çabası var. Oysa kimse dedikodu konuşmuyor; ortada kamu vicdanını derinden yaralayan somut bir tablo var.

Vatandaş Yokluğa Değil, Çifte Standarda Öfkeli…

Bu çarpık düzenin toplumsal yansımaları ise bir ülkenin geleceği için en büyük tehdittir. Türkiye’de vatandaş artık sadece yoksulluğa, ekonomik krize, pazar filesinin boş kalmasına öfkeli değil; vatandaş en çok çifte standarda öfkeli!

Çünkü bu ülkede milyonlarca insan gerçekten fakir. Gerçekten icralık. Gerçekten geçinemiyor, çocuğunun cebine harçlık koyamadan okula gönderiyor. Ama o gerçek fukara devlet kapısında binbir prosedürle ezilirken; güçlü olanların, arkası sağlam olanların tek bir telefonla, tek bir “belgeyle” sistemin etrafından dolaşabildiği düşüncesi toplumun adalet duygusunu kökten çürütüyor.

Halkın bu durumları kanıksaması ve “zaten hep böyle oluyor” diyerek duyarsızlaşması, bir toplumun başına gelebilecek en büyük ahlaki çöküştür. İnsanlar dürüst kalmanın, yasalara uymanın adeta bir “enayilik” sayıldığı bir iklime zorlanıyor. Devlet ile vatandaş arasındaki o kutsal sosyal sözleşme, güven bağı temelinden sarsılıyor.

The Last Word;
Siyasette ve devlet yönetiminde güven, mahkeme salonlarında verilen kararlardan çok önce, kamu vicdanında kaybedilir. Bugün mesele yalnızca bir fakirlik belgesi değildir. Bugün mesele, AKP iktidarın da yıllardır büyütülen, beslenen “imtiyazlılar düzeni”nin artık gizlenemez, makyaj tutmaz bir hale gelmesidir.
Ve bu ülkenin namuslu insanlarının hâlâ yanıtını beklediği tek bir soru vardır:
Bu ülkede gerçekten fakir ve haklı olan mı korunuyor, yoksa sadece güçlü ve nüfuzlu olan mı kollanıyor?

Vatan bizim konuşmaya ve savunmaya devam edeceğiz.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR