ABD başkanı Trump’ın Çin ziyareti hem stratejik hem de güncel bölgesi politik gelişmeler bakımından önemseniyor. Trump’ın Çin lideri Xi ile yapacağı görüşmenin sonuçları özellikle küresel güç ilişkileri bakımından önemseniyor. Sadece devletler değil aynı zamanda küresel şirketlerin de dikkatle izlediği bir görüşme olacağı açıktır.
Bu görüşmeni stratejik ve politik arka planı güncelliği bakımından Tayvan ve İran konuları olsa da bunun çok daha ilerisinde bir bakıma kapitalist küresel ekonominin gelişimi ve yönünü belirleme de önemli bir etkide bulunacaktır.
Küresel dünyanın iki büyük ekonomik gücü olan Çin ile ABD arasındaki ilişki düşündüğümüzden çok daha karmaşık ve çok yönlüdür. Görünen yüzünden çok daha ileri düzeyde bölgesel ve küresel rekabetin ve hegemonya mücadelesinin bir yansıması olarak karşımıza çıkacaktır.
Hiç şüphesiz ki bu ziyaretin ABD-İsrail ikilisinin İran’a karşı başlattığı savaş nedeniyle Ortadoğu konusu mutlak bir şekilde gündeme gelecektir. Aynı şekilde Çin’in güvenlik stratejisinde değişmez bir faktör olan Tayvan’ın ABD tarafından tanınıp tanınmaması da önem arz ediyor. Bu iki konu masaya gelecektir ancak Trump’ın heyetinde yer alanların kimlikleri dikkate alındığında Çin ile ABD arasındaki ilişkilerinin stratejisinin hangi hususlar üzerine oturtturulduğunu görebiliriz Bu nedenle Trump’ın Çin ziyaretinin güncelliği bakımından uluslararası ve Asya kıtasını kapsayan bir kısım sorunlar olsa da esasen iki ülke arasındaki küresel ticaretin yeniden dizayn edilmesiyle ilişkili olduğu görülüyor. Bu nedenle ABD ile Çin arasında küresel ticari rekabette bir uzlaşı sağlandığında, İran ve Tayvan meselesi çok daha hızlı bir şekilde veya ortak bir uzlaşı noktasını oluşturacaklarını söyleyebiliriz.
Çin ile ABD arasındaki ilişkilerin bir kısım somut veriler üzerinden analiz edilmesi çok daha objektif düşünmemize ve doğru sonuçlar çıkarmamıza yardım eder.
Bir ülkenin küresel güç ilişkilerinde rolünü ortaya koyan 4 temel husus vardır. Bunlar Coğrafik büyüklüğü ve konumu nüfus yoğunluğu askeri gücü ve çok yönlü ekonomik potansiyeli. 21 yüzyılda Bir ülkenin küresel dengelerdeki rolünü belirleyen bu dört temel unsur üzerinden somut durum ve analizler yapılır. Dünya küresel sistemin iki büyük gücün mevcut durumunun anlaşılabilmesi bakımından bir değerlendirme yapıldığında gelişme eğiliminin nereye doğru olduğunu ve rekabet hegemonya mücadelesinin ne olabileceğine dair daha somut fikirler ileri sürülebiliriz
ABD – Çin Coğrafik ve Nüfus Durumu
| Alanlar | ABD | China |
| Yüzölçümü | 9,834,000 km² | 9,597,000 km² |
| Toplam Nüfus | 341 milyon | 1,41 milyar |
| Nüfus Yoğunluğu | ~35 kişi/km² | ~147 kişi/km² |
| Başkent | Washington, D.C. | Pekin |
| Resmi Dil | İngilizce | Mandarin Çincesi |
| Kıta Konumu | Kuzey Amerika | Asya |
| Sınır Komşuları | Kanada, Meksika | 14 ülke (Rusya, Hindistan, Moğolistan, Pakistan, Vietnam, vb.) |
İki ülkenin yüz ölçümü birbirine çok yakındır. Çin’in nüfusu ABD’nin 4 katından fazla olması birçok bakımdan farkı arazi ediyor. Nüfus yoğunluğunun fazlalığı Çin’e ucuz iş gücü bakımından çok büyük bir avantaj sağlıyor. Bu nedenle Çin gibi bir ülkede dışarıdan göç almayan tersine göç veren bir ülke pozisyondadır. ABD’de ise tersine sürekli dışarıdan göç alma ihtiyacı duymaktadır. Zaten hem tarihsel hem de güncellik bakımından bakıldığında ABD’yi bir göçmenler ülkesi olarak tanımlayabiliriz. Çin’in nüfus yoğunluğu nedeniyle şehirleşme altyapı ve kaynakların kullanımı konusunda belirli sorunlar yaşamaktadır. Ancak bu durum Çin’in iş tüketimini ve alt yapısını geliştirmesi nedeniyle ülkenin ekonomik büyümesine belli bir katkı sağlamaktadır. Öyle ki dünya ekonomisi içerisinde istikrarlı bir şekilde en hızlı büyüyen bir ülke olmasındaki faktörlerden biri nüfus yoğunluğunu ve bu nüfusun taleplerinin karşılanmasının önemli bir etkisi olduğu söylenebilir. Çin’in küresel güç ilişkilerinin rekabeti haline gelen Asya kıtasında olması ona önemli bir avantaj sağlıyor. Çünkü Asya Kıtası Hem yüz ölçümü hem nüfus yoğunluğu hem de ekonomi potansiyeli bakımda dünyanın %50’sine yakını temsil ediyor. Çin’in gelişime eğilimi ve potansiyeli bakımından bu önemli bir rol oynamaktadır.
ABD Amerika Kıtası’nda Kanada ve Meksika ile sınırı bulunurken Çin’in ise 14 ülke yani Kuzey Kore, Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan, Hindistan, Nepal, Bhutan, Myanmar, Laos ve Vietnam ile yaklaşık 22 bin km sınırı bulunmaktadır. Bu kara sınırı yanında aynı şekilde Güney Kore, Filipinler, Japonya, Malezya ve Endonezya ile de Deniz Kıta Sahanlığı içerisinde komşu ülkeler olarak değerlendirebiliriz. Bu kadar geniş bir komşusu olan Çin için hem pozitif hem de negatif yönlerinden bahsedebiliriz.
ABD ile Çin Arasındaki Askeri Güç Dengesi
| Kategori | ABD | China |
| Savunma Bütçesi | 997 milyar $ | 314 milyar $ |
| Toplam Nüfus | 341 milyon | 1,41 milyar |
| Aktif Askeri Personel | 1,395,000 | 2,535,000 |
| Yedek Kuvvetler | 806,700 | 510,000 |
| Paramiliter Güçler | 0 | 1,500,000 |
| Ana Muharebe Tankları | 4,640 | 6,800 |
| Toplam Uçak Sayısı | 12,784 | 3,440 |
| Savaş Uçakları | 3,101 | 1,986 |
| Bombardıman Uçakları | 147 | 5 |
| Helikopterler | 5,442 | 1,019 |
| Donanma Gemileri | 243 | 1,023 |
| Uçak Gemileri | 20 | 3 |
| Denizaltılar | 71 | 61 |
| Nükleer Savaş Başlıkları | 5,042 (1,770 konuşlandırılmış) | 600 (24 konuşlandırılmış) |
ABD’nın yaklaşık 1 trilyon dolar askeri bütçesine karşılık Çin’in 317 milyar dolardır. Yani ABD’nin askeri Çin’in askeri bütçesinin 3 katıdır. Çin son yıllarda askeri bütçesini hızlı bir şekilde arttırmasına ve askeri bütçesinin gerçek miktarını açıklamamasına rağmen ABD’nin gerisinde olduğu açıktır. Doğal olarak bu durum askeri güç ilişkilerinde etkileyen bir faktör durumdadır. Askeri potansiyeliyle hızla gelişen Çin, ABD ile aradaki açığı kapatma konusunda çok ciddi bir askeri strateji belirledi. Çin dünyanın ikinci askeri gücü olarak değerlendirilebilecek bir potansiyele sahip olmakla esasen Asya kıtasının stratejik askeri gücü haline gelmiş bulunuyor. Çin, ABD ile açıktan bir askeri rekabete girmese de 2040’lı yıllara kadar ABD ile askeri gücünü dengeleyebilecek bir strateji belirlemiş durumdadır. Savaş sanayisindeki hızı artan teknolojisi dikkate alındığında belirlenen strateji hedefi yakalanması pek alan mümkündür.
Bu bakımdan ABD, askeri teknoloji bakımdan liderlik pozisyonunu halen koruyor. Çin, bölgesel üstünlük için özellikle Asya-Pasifik’te deniz gücünü artırıyor. Uzun vadede Çin’in donanma ve kara kuvvetlerindeki sayısal üstünlüğü, ABD’nin teknolojik üstünlüğünü dengelemeye çalışıyor. Nükleer caydırıcılıkta ABD’nin açık ara üstünlüğü, küresel güvenlik dengesini koruyan en kritik faktörlerden biri olmasına rağmen bunun önümüzdeki birkaç yıl içinde dengeleneceği belirtilmektedir. Çin’in hipersonik silahlar, yapay zekâ destekli sistemler bakımından Çin’i yakaladığı belirtilmektedir. Ayrıca Çin, Uçak gemileri sistemini çok hızla geliştirmekte olup 2030 yılına kadar yeni 6 uçak savaş gemisini hizmete sokacak.
ABD ile Çin Ekonomik İlişkiler ve Dengeler
| Indicator | ABD | China |
| GSYİH (Nominal) | 32,38 trilyon $ | 20,85 trilyon $ |
| GSYİH (PPP) | 32,38 trilyon $ | 36,3 trilyon $ |
| Kişi Başına GSYİH (Nominal) | 94.430 $ | 14.874 $ |
| Kişi Başına GSYİH (PPP) | 94.430 $ | 25.000 $ civarı |
| GSYİH Büyüme Oranı (2026) | %2,3 | %5,4 |
| ABD’nin Çin’e İhracatı (2025) | 106,3 milyar $ | — |
| ABD’nin Çin’den İthalatı (2025) | 308,4 milyar $ | — |
| ABD’nin Çin ile Ticaret Açığı (2025) | −202,1 milyar $ | — |
| Borç/GSYİH Oranı (2026) | %137 | %92 |
2025 yılı verilerine göre 32,4 trilyon dolar GSYİH ile ABD, dünyanın en büyük ekonomisi olmaya devam ederken, Çin ise (20,9 trilyon dolar ile ikinci sırada bulunuyor. Ancak ülkelerin satın alma gücü bakımından Çin’in 36,3 trilyon dolar ile birinci, 32,4 trilyon dolar ile ikinci sırada bulunuyor. Kişi Başına düşen Milli Gelir ABD’de 94 bin dolar, Çin de ise yaklaşık 15 bin dolar. Yani ABD’nin Kişi Başına Düşen Milli Geliri, Çin’in 6 katıdır. Bu oran satın alma gücü bakımından ABD için yine 94 bin dolar, Çin’de 25 bin dolardır. GSYİH’ya göre büyüme oranları ABD’de % 2,3, Çin’de ise % 5,4 olarak verilmiş.
ABD ile Çin arasındaki en önemli dengesizliklerden biri iki ülke arasındaki ithalat ve ihracat oranlarıdır. ABD’nin Çin’e ihracatı yaklaşık 106 milyar dolar. Tersine Çin’in ABD’ye ihracatı ise 308 milyar dolardır. Çin’in ihracat fazlalığı ise yaklaşık 202 milyar dolardır. Dünyanın en fazla borcu bulunan ülke ise ABD olup bunun GSYİH’ya oranı % 137’dır. Çin’in ise bu oranı % 92’dir.
Dünyanın en büyük ilk 100 şirketinin 60 tanesi ABD, 13’ü Çin kökenlidir. En büyük küresel şirketlerin önemli bir kısmının ABD kökenli olmasına rağmen, Çin’in dünyadaki ihracat oranı sürekli artarken tersine ABD’de belirli bir gerileme yaşanmaktadır. 2025 yılı verilerine göre ABD’nin bütün baskılarına rağmen Çin’in ihracat fazlası 1,2 trilyon dolar olması oldukça dikkat çekicidir. Çin, dünya ekonomisindeki küresel krizlere rağmen yıllardır ihracat fazlalığı vermesi küresel güç ilişkilerini etkileyen önemli bir faktör olarak ön plana çıkmaktadır.
ABD ile Çin arasındaki sorun ise tam bu noktadır. Çin’in yıllık olarak elde ettiği 1,2 trilyon dolar ihracat fazlalığının küresel ekonomiye aktarılıp aktarılmamasıdır. Bu sorun sadece ABD ile Çin arasında değil bütün küresel ekonomik güçlerle yaşanan bir meseledir. Çin ile bu konuda bir uzlaşma sağlanırsa sorunların çok hızla çözülebileceğini söyleyebiliriz.
Trump’ın Çin Ziyaretine Katılan Alan Şirketler ve Temsilciler
| Sektör | Şirket | Temsilci / CEO |
| Otomotiv & Enerji | Tesla | Elon Musk |
| Teknoloji | Apple | Tim Cook |
| Finans | BlackRock | Larry Fink |
| Blackstone | Stephen Schwarzman | |
| Citigroup | Jane Fraser | |
| Goldman Sachs | David Solomon | |
| Mastercard | Michael Miebach | |
| Visa | Ryan McInerney | |
| Havacılık & Uzay | Boeing | Kelly Ortberg |
| GE Aerospace | H. Lawrence Culp Jr. | |
| Çip & Teknoloji | Micron | Sanjay Mehrotra |
| Qualcomm | Cristiano Amon | |
| Coherent | Jim Anderson | |
| Nvidia | Jensen Huang | |
| Biyoteknoloji | Illumina | Jacob Thaysen |
| Sosyal Medya & Teknoloji | Meta Platforms | Dina Powell McCormick |
| Gıda & Ticaret | Cargill | Brian Sikes |
Beyaz Saraydan yapılan açıklamaya göre ABD merkezli dünyanın en büyük 17 küresel şirket temsilcisi heyette yer alacak; “Trump’ın 13–15 Mayıs 2026 tarihleri arasında yapacağı Çin ziyaretinde, “Tesla CEO’su Elon Musk, Apple CEO’su Tim Cook, BlackRock CEO’su Larry Fink, Nvidia CEO’su Jensen Huang, Boeing CEO’su Kelly Ortberg, Blackstone’dan Stephen Schwarzman, Cargill’den Brian Sikes, Citigroup’tan Jane Fraser, Coherent’tan Jim Anderson, GE Aerospace’ten H. Lawrence Culp Jr., Goldman Sachs’tan David Solomon, Illumina’dan Jacob Thaysen, Mastercard’dan Michael Miebach, Meta Platforms yöneticisi Dina Powell McCormick, Micron Technology’den Sanjay Mehrotra, Qualcomm’dan Cristiano Amon ve Visa’dan Ryan McInerney” yer alıyor.
Otomotiv, Enerji, Havacılık-Uzay, Biyoteknoloji, Sosyal Medya teknolojileri ama özellikle Çip teknolojisi, Gıda-Ticaret ve Finans gibi sektörlerde çok önemli görüşmeler yapılacak. Bunların içerisinde Cip teknolojisi ve Finans sektörün öncelikli olarak ön plana çıkacağı anlaşılıyor. ABD, İran başta olmak üzere ciddi sorunlarla karşı karşıya olmakla birlikte, Çin ziyaretinin merkezine bütünlüklü olarak ekonomik ilişkileri aldığını görüyoruz. Bunun tercih edilmesi bir tesadüf olmadığını, yukarıda sıraladığımız gerekçelerle ilişkili olduğunu söyleyebiliriz.
Ziyaret sürecine dahil edilen ABD merkezli küresel şirketlerin Çin ile stratejik iş birlikleri bulunuyor. Bu şirketlerin hiçbiri, Trump’ın Çin politikasında hoşnut olmadıkları bilinmektedir. Çin hem 1,4 milyar nüfusuyla devasa küresel bir pazar hem de ucuz işgücüyle küresel şirketlerin üretim alanı için vaz geçilmez bir ülkedir. Bu nedenle ABD ile Çin arasındaki ekonomik sorunların çözülmesi için küresel şirketler önemli bir çaba sarf ediyor. Trump’ın Çin mallarına koyduğu ama pratik bir önemi olmayan vergilerin kaldırılmasını en fazla talep edenler ABD merkezli küresel şirketlerdir.
Güç İlişkilerini Yeniden Tanımlayacak olan İran-Tayvan Denklemi Masada Olacak
Trump ziyaretinin en güncel konulardan bir tanesi İran ve Tayvan meselesidir. Tayvan, Çin için son derece stratejik olan ve asla tavizi beklenilmeyen stratejik bir meseledir. Bilindiği üzere Tayvan, Birleşmiş Milletler üyesi olmayan bir devlettir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarında Tayvan aslında halen bir Çin toprağı olarak görülmektedir. Fiilen bir devlet olan aynı zamanda ekonomik bakımından da son derece gelişme eğilimi içerisine olan Tayvan bugünkü veriler içerisinde dünyadaki Ciplerin yaklaşık yüzde18’ini üreten bir ülke.
ABD’nin Tayvan politikası esasen Çin’i kontrol etme stratejisine dayanıyor. Bu nedenle ABD resmi olarak Tayvan’ı bağımsız bir ülke olarak tanımıyor ama askeri olarak önemli ölçüde destek veriyor. Bu durum Çin, ABD ilişkilerini olumsuz yönde etkileyen önemli faktörlerden biridir. Trump, Çin ile yapacağı ekonomik ve teknolojik anlaşmalara göre Birleşmiş Milletler tarafından kabul gören Çin politikasına bağlı kalacağını açıklayabilir. Bu durum Çin için en azından psikolojik bir rahatlama yaratacaktır.
İkinci husus ise İran meselesidir. ABD’nin İran’a karşı başlattığı savaşın geldiği boyutlar özellikle enerji koridoru olan Hürmüz Boğazında ortaya çıkan kriz küresel enerji transferini tamamen durma noktasına getirdi. Bu süreçten etkilenen önemli ülkelerden biri Çin olmasına rağmen İran’ın desteklemeye devam etmektedir. Bu iki aylık zaman sürecinde İran, Çin’e çok daha fazla yaklaştı. Sadece ticari değil aynı zamanda diplomatik ve politik olarak Çin etki alanına girdiğine dair bir kısım verirler bulunmaktadır. ABD’nin Hürmüz Boğazı’nın açılması aynı zamanda İran’ın elindeki zenginleştirilmiş uranyum sorununun çözülebilmesi için Çin’e ihtiyaç duyduğu çok açık. Çin’in İran meselesinde inisiyatif olması ve çözüm gücü olması sadece ABD-Çin ilişkilerini olumlu yönde gelişmesini değil aynı zamanda küresel çapta politik inisiyatifinin artmasının önünü açacaktır.
Trump, Çin’e giderken daha önce söylediklerinin tersine Çin ile stratejik iş birliği yapmak konusunda önemli bir çaba sarf edecektir. Çünkü Çin ekonomisi olmadan ABD ekonomisinin önemli sorunları yaşayacağı, ABD Merkezi küresel şirketlerin Çin ile zorunlu ilişki içerisinde olduğu dikkate alınarak bir uzlaşı sağlanacaktır. Çin’in elinde birikmiş ihracat fazlası trilyon dolarların bir kısmını ABD ekonomisine aktararak kazan-kazan politikasını uygulaması da yüksek bir olasılıktır.
Ayrıca Tayvan ve İran gibi iki güncel politik durum bakımından masada olacak ve mutlak bir şekilde tartışılacaktır. Taraflar arasında ortaya çıkacak uzlaşı küresel ekonominin kendisini toparlamasında önemli bir etki yaratacaktır.
Dr. Mustafa Peköz

