Siyaset, sadece rakamlar ve sandıklar toplamı değildir; o, her dönemin kendi mitolojisini yarattığı bitmek bilmeyen bir tiyatro sahnesidir. Bugünlerde ana muhalefet koridorlarında esen rüzgâr, bana modern bir siyaset hikâyesinden ziyade, Antik Mısır’ın tozlu papirüslerine kazınmış o karanlık dramı hatırlatıyor: Osiris’in Parçalanışı.
Bilirsiniz, Osiris bilge bir hükümdardı; ta ki kardeşi Seth’in hırsı, sadakatin önüne geçene dek. Seth, kardeşini bir tabuta hapsedip bedenini on dört parçaya ayırarak Nil’in dört bir yanına savurdu. Bizim “modern Seth’lerin” tabutu ise bir Zoom ekranıydı. O karelerdeki her bir yüz, dün “liderim” dedikleri adamın siyasi gövdesinden bir parçayı koparıp, partinin ücra köşelerine savurmakla meşguldü.
Mesele sadece bir koltuk değişimi değildi; mesele, birlikte yol yürünen adamın “siyasi uzuvlarını” yani teşkilat bağlarını, delege sadakatini ve yılların emeğini tek bir gece operasyonuyla lime lime etmekti. Roma tarihinin tozlu sayfalarında Sezar’ın göğsüne hançeri saplayan Brütüs neyse, o Zoom odalarındaki “değişim” fısıltıları da siyaset tarihimiz için odur.
Ama bir şeyi unuttular…
Mitoloji der ki; Osiris’in eşi İsis, büyük bir sadakatle Nil’in çamurlu sularına daldı ve o on dört parçayı tek tek bulup bir araya getirdi. Bugün Ankara’nın bir ofisinde, sessiz ama derinden işleyen o “sadık dostlar” meclisi, aslında modern bir İsis ritüeli gerçekleştiriyor. Dışlananlar, kenara itilenler, “artık bitti” denilenler; yani Osiris’in kayıp uzuvları, sabırla bir araya getiriliyor.
Burada asıl iğneleyici olan şudur: Seth, parçalara ayırdığı o gövdenin ruhunun hala koridorlarda dolaştığını gördükçe huzursuzlanıyor. Çünkü onlar, liderliği sadece bir koltuktan ibaret sanırken; sadakatle örülmüş bir geçmişin, mumyalanmış olsa bile bir gün nefes alabileceğini hesap edemediler.
Efsaneye göre Osiris geri döndüğünde, bu dünyada değil, öteki dünyada hükümdar olmuştu. Ancak bizim siyaset iklimimizde, küllerinden doğan sadece Anka Kuşu değildir; bazen sabırla beklenen bir ofis, yeni bir piramidin temeli olabilir.
Şimdi sormak lazım: Nil’in suları çekildiğinde, elinizde kalan tek şey parçaladığınız bir mirasın enkazı mı olacak? Yoksa sadakatle birleşen o on dört parça, sizin kurduğunuz o sahte vahanın ortasında devasa bir anıta mı dönüşecek?
Unutmayın; tarih, ihaneti yazarken mürekkep kullanır ama sadakati yazarken mermeri kazır. Osiris’in parçaları birleşiyor; bakalım sizin Zoom ekranlarınız bu yeni gerçekliği sığdırabilecek mi?
Ali Alay

