HALKWEBAuthorsHuman Centered Revolution: Women's, Children's, Workers' and Nature's Rights in a Chain

Human Centered Revolution: Women's, Children's, Workers' and Nature's Rights in a Chain

The Greatest Strategy of the Ruling Order: Fragmenting the Struggle

0:00 0:00

Hak mücadeleleri parçalandığında egemenler kazanır. Kadın hakları işçi mücadelesinden, ekoloji sınıf siyasetinden, çocuk hakları ekonomik eşitsizlikten koparıldığında ortaya çıkan şey adalet değil; sistemin sürdürülebilir bir baskı düzenidir. Bu düzen ancak birleşik bir insan merkezli mücadeleyle kırılabilir.

Dünya yeni bir eşitsizlik çağından geçiyor. Servetin küçük bir azınlığın elinde yoğunlaştığı, emeğin değersizleştiği, doğanın yağmalandığı ve insan hayatının giderek ucuzladığı bir çağ.

Bu çağın en tehlikeli özelliği ise yalnızca ekonomik eşitsizlik değildir. Daha tehlikeli olan şey, toplumsal muhalefetin parçalanmış olmasıdır.

Kadın hakları ayrı bir mücadele, işçi hakları ayrı bir mücadele, çevre mücadelesi ayrı bir aktivizm alanı, hayvan hakları ise çoğu zaman yalnızca etik bir duyarlılık konusu olarak ele alınmaktadır.

Bu parçalanma tesadüfi değildir.

Kapitalist düzen yalnızca ekonomik sistem değildir; aynı zamanda bir siyasal yönetim tekniğidir.

Ve bu tekniğin temel kuralı şudur:

Toplumsal mücadeleleri böl, küçült, etkisizleştir.

Bir toplumda işçiler ayrı konuşur, kadınlar ayrı mücadele eder, çevreciler ayrı slogan atar ve çocuk hakları savunucuları ayrı raporlar yazarsa egemenler için gerçek bir tehdit oluşmaz.

Çünkü parçalanmış mücadeleler sistem için yönetilebilir muhalefet üretir.

Oysa tarih bize başka bir şeyi öğretir.

Gerçek dönüşümler parçalanmış mücadelelerle değil, birleşmiş halk hareketleriyle gerçekleşmiştir.

8 Mart’ın Unutturulmak İstenen Gerçeği

Bugün 8 Mart çoğu zaman çiçeklerin verildiği, şirketlerin sosyal medya mesajları paylaştığı ve sembolik etkinliklerle kutlanan bir gün haline getirilmektedir.

Bu büyük bir tarihsel çarpıtmadır.

8 Mart’ın kökeni, kapitalizmin yarattığı sömürüye karşı verilen bir işçi direnişidir.

1857 yılında New York’ta tekstil fabrikasında çalışan kadın işçiler daha kısa çalışma saatleri ve insan onuruna yakışır çalışma koşulları için greve çıktı.

Bu grev yalnızca bir işçi eylemi değildi.

Bu grev, kapitalist üretim düzeninin kadın emeği üzerindeki sömürüsüne karşı bir başkaldırıydı.

Bugün ise aynı sistem 8 Mart’ı pazarlama kampanyalarına dönüştürmüş durumda.

Büyük şirketler kadınlar günü mesajları yayınlıyor, ama aynı şirketler kadın işçilere düşük ücret ödüyor.

Bu ikiyüzlülük yalnızca ahlaki bir sorun değildir.

Bu bir politik manipülasyondur.

8 Mart’ın devrimci ruhu sistem tarafından bilinçli olarak yumuşatılmıştır.

Patriyarka ve Kapitalizm: Aynı Sistemin İki Yüzü

Kadınların tarihsel olarak ezilmesi yalnızca kültürel bir mesele değildir.

Bu ezilme aynı zamanda ekonomik bir sistemin ürünüdür.

Kapitalist ekonomi kadın emeğini iki farklı biçimde kullanır:

  1. Ucuz iş gücü olarak
  2. Ücretsiz bakım emeği olarak

Ev içi emek kapitalist ekonominin görünmez temelidir.

Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, ev işleri ve toplumsal yaşamın yeniden üretimi büyük ölçüde kadınların ücretsiz emeğiyle sürdürülür.

Bu nedenle kadın özgürlüğü yalnızca hukuki eşitlik meselesi değildir.

Kadın özgürlüğü aynı zamanda ekonomik bir devrim meselesidir.

Türkiye’de son yıllarda artan kadın cinayetleri bu sistemin en karanlık sonucudur.

Kadın cinayetleri yalnızca bireysel suçlar değildir.

Bu cinayetler patriyarkanın, ekonomik güvencesizliğin ve toplumsal eşitsizliğin birleştiği noktada ortaya çıkar.

Bir toplumda kadınlar öldürülüyorsa o toplumda yalnızca güvenlik değil, adalet de yoktur.

İşçi Sınıfı Olmadan Özgürlük Olmaz

Liberal siyaset çoğu zaman özgürlüğü bireysel haklar üzerinden tanımlar.

Ancak aç bir insan için özgürlük soyut bir kavramdır.

Barınma güvencesi olmayan bir aile için demokrasi yalnızca bir kelimedir.

İşçi hakları zayıfsa bütün haklar zayıftır.

Çünkü ekonomik eşitsizlik siyasal eşitsizliği üretir.

Bugün dünyanın pek çok yerinde sendikalar zayıflatılmış, güvencesiz çalışma yaygınlaşmış ve emek piyasası parçalanmıştır.

Bu durum yalnızca işçileri değil, bütün toplumu etkiler.

Güvencesiz çalışan bir işçi çocuklarına güvenli bir gelecek sunamaz.

Kadınların ekonomik bağımsızlığı da işçi haklarının gücüne bağlıdır.

Bu nedenle işçi hareketi yalnızca ücret mücadelesi değildir.

İşçi hareketi demokrasi mücadelesidir.

Ekolojik Yıkım: Kapitalizmin Doğaya Açtığı Savaş

Bugün dünyanın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri ekolojik krizdir.

Ormanlar yok ediliyor.

Nehirler kirletiliyor.

Toprak zehirleniyor.

Atmosfer geri dönüşü zor bir biçimde değişiyor.

Ancak bu kriz doğanın kendi kendine yarattığı bir kriz değildir.

Bu kriz kapitalist üretim modelinin sonucudur.

Kapitalizm sınırsız büyüme üzerine kuruludur.

Ama doğa sınırsız değildir.

Bu nedenle kapitalizm ile ekoloji arasındaki ilişki temel bir çelişki içerir.

Doğayı sömüren bir ekonomi modeli sonunda insanı da yok eder.

Kuraklık, iklim göçleri ve su krizleri bunun ilk işaretleridir.

Ve bu krizlerden en çok etkilenenler yine toplumun en savunmasız kesimleridir:

kadınlar, çocuklar ve yoksullar.

Hayvan Hakları: Medeniyetin Ahlaki Sınavı

Bir toplumun ahlaki seviyesi yalnızca insanlara nasıl davrandığıyla değil, diğer canlılara nasıl davrandığıyla da ölçülür.

Endüstriyel hayvancılık sistemi yalnızca hayvanları değil, doğayı ve insan emeğini de sömürmektedir.

Bu sistem büyük şirketlerin kontrolündedir ve ekolojik yıkımın önemli nedenlerinden biridir.

Hayvan hakları bu nedenle yalnızca etik bir mesele değildir.

Bu aynı zamanda politik bir mücadeledir.

Parçalanmış Mücadeleler Egemenlerin Sigortasıdır

Egemen düzenin en büyük başarısı toplumsal muhalefeti parçalamaktır.

Kadın hareketi işçi hareketinden koparılmıştır.

Ekoloji hareketi sınıf siyasetinden ayrılmıştır.

Hayvan hakları mücadelesi toplumsal adalet tartışmalarından uzaklaştırılmıştır.

Bu ayrışma egemenlerin en büyük güvenlik mekanizmasıdır.

Çünkü parçalanmış mücadeleler sistem için tehlike oluşturmaz.

Oysa tarih bize şunu gösterir:

Toplumsal dönüşümler ancak birleşmiş halk hareketleriyle gerçekleşir.

Sonuç: İnsan Merkezli Devrim Kaçınılmazdır

Bugün insanlık tarihsel bir eşikte duruyor.

Ekonomik eşitsizlik derinleşiyor.

Ekolojik kriz büyüyor.

Demokrasi zayıflıyor.

Bu krizlerin hiçbiri birbirinden bağımsız değildir.

Bu nedenle çözüm de parçalı olamaz.

Gerçek çözüm insan merkezli bir toplumsal dönüşümdür.

Kadın hakları olmadan demokrasi olmaz.
İşçi hakları olmadan adalet olmaz.
Ekolojik denge olmadan yaşam olmaz.

Artık yarım reformlar yeterli değildir.

Gerçek dönüşüm için şu adımlar gereklidir:

1. Sendikal özgürlüklerin güçlendirilmesi

2. Kamucu ekonomik model

3. Kadınların ekonomik bağımsızlığını garanti eden sosyal politikalar

4. Ekolojik üretim modeli

5. Hayvan haklarını anayasal güvenceye alan yeni hukuk düzeni

Hak mücadeleleri birleşmeden özgürlük gelmez.

Kadın, çocuk, işçi ve doğa hakları bir zincirin halkalarıdır.

Zincirin merkezi insandır.

Ve insanın onuruna yakışır bir dünya kurmak için artık yalnızca reformlar değil, köklü bir toplumsal dönüşüm gereklidir.

Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir:

Egemenler asla gönüllü olarak adalet vermez.

Adalet her zaman örgütlü halkın mücadelesiyle kazanılır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR