HALKWEBAuthorsÇağ Değişirken Tıp Eğitimi

Çağ Değişirken Tıp Eğitimi

Hekimlik, ezber değil; her hastada en uygun kararı verebilme becerisidir.

0:00 0:00

Biz öğrenciyken bir makaleye ulaşmak zaman alırdı. Kütüphaneye gider, indeks karıştırır, zamanımızın önemli bir kısmını bilgiye ulaşmak için harcardık.

Bugün internet sayesinde öğrencinin cebinde dünya literatürü var. Aynı makaleye saniyeler içinde ulaşıyor.

Artık sorun bilgiye ulaşmak değil; o kadar bilginin içinden hangisinin gerçekten gerekli olduğunu seçebilmek.

Bilimsel olarak doğru olan her bilgi her hastada uygulanmaz. Hekimlik, ezber değil; her hastada en uygun kararı verebilme becerisidir. Yeni kuşak sonucu değil, kararın arkasındaki gerekçeyi görmek istiyor; yapılacak olanı değil, neden o yolun seçildiğini ve başka bir seçenek olup olmadığını bilmek istiyor.

Eskiden bilgiye erişim sınırlıydı. Bu yüzden bilgiyi elinde tutan hoca doğal olarak belirleyiciydi. Bugün bilgi herkesin erişiminde. Artık hocalık, bilgiyi aktarmaktan çok o bilgiyi doğru yorumlayabilme ve kararının gerekçesini açıkça ortaya koyabilme meselesi.

Bu da bizi doğrudan liyakat meselesine getiriyor.

Çünkü bilgi çağında unvan tek başına yetmez. Hocayı farklı kılan, birikimi, deneyimi ve klinik muhakeme gücüdür. Öğrenci karşısında gerçekten düşünebilen, tartabilen, kararını temellendirebilen bir eğitici görmek ister. Liyakat yoksa nitelikli eğitim beklemek mümkün değildir. Nitelikli hoca, nitelikli hekim yetiştirir.

Bu durum hocanın rolünü küçültmedi. Aksine zorlaştırdı. Artık sadece anlatmak yetmiyor. Kararını hangi klinik verilere dayandırdığını, alternatifleri nasıl değerlendirdiğini ve tercih gerekçesini açıkça ortaya koymak gerekiyor. Çünkü klinik muhakeme anlatılarak değil, modellenerek öğreniliyor.

Tam da bu nedenle eğitim yönteminin kendisi güncellenmek zorunda.

Eğitim, yalnızca dersin tamamlanmasıyla ölçülemez. Esas olan, öğrencinin belirli bir klinik yetkinliği güvenle ve bağımsız biçimde yerine getirip getiremediğinin değerlendirilmesidir. Değerlendirme sistemi, “dersi aldı mı?” sorusundan çok “bu işi güvenle yapabiliyor mu?” sorusuna dayanmalıdır.

Simülasyon ve beceri laboratuvarları yaygınlaşmalı. Öğrenci bir işlemi ilk kez hasta üzerinde denememeli. Bu hem hasta güvenliği hem öğrencinin özgüveni için gereklidir.

Türkiye’nin güçlü bir tarafı var: yoğun hasta pratiği. Öğrenci gerçek vakayla erken karşılaşıyor. Bu büyük bir avantaj. Ama bu avantajın sürdürülebilir olması için eğitim ile hizmet arasındaki denge doğru kurulmalı.

Bugün performans sistemi hocaları işlem sayısı ve puan üzerinden değerlendiriyor. Eğitimin niteliği değil, yapılan işlem adedi ölçülüyor. Böyle bir zeminde eğitici yavaşlayamaz, durup tartışamaz, vakayı öğrenciyle uzun uzun analiz edemez. Oysa iyi eğitim sayı değil, zaman ve dikkat ister. İşlem sayısıyla ölçülen bir sistemde eğitimin geri planda kalması kaçınılmazdır.

Poliklinik yükü ve puan baskısı altında iyi eğitim ile yüksek performansı aynı anda yürütmek mümkün değil. Bu çelişki düzeltilmeden eğitim kalitesi artmaz. Akademik kadronun eğitim için korunan zamanı olmalı. Eğiticilik gerçek bir değer olarak tanımlanmalı. Aksi halde sistem, iyi hekim yetiştirmek yerine hızlı hizmet üretmeye yönelir.

Geri bildirim kültürü güçlenmeli. Tek bir staj notu yerine, süreç içinde açık ve düzenli değerlendirme yapılmalı. Öğrenci nerede güçlü, nerede eksik olduğunu bilmelidir.

Bir de ortam meselesi var.

Eğer öğrenci soru sorduğunda küçümseniyorsa, bir süre sonra susar. Eğer hata yaptığında aşağılanıyorsa, sorumluluk almaktan kaçınır. Oysa hekimlik karar vermeyi ve sorumluluk üstlenmeyi gerektirir.

Bu nedenle güvenli bir öğrenme ortamı şarttır. Hiyerarşi olabilir. Ama saygı karşılıklı olmalıdır. Korku düşünceyi daraltır. Güven ise geliştirir.

Çağ değişti.
Bilgi arttı.
Sorgulama çoğaldı.

Ama hekimliğin özü değişmedi.

İnsanı görmek.
Sorumluluk almak.
Doğruyu aramak.

Mesele gençlerin değişmesi değil.
Mesele, değişen çağa uygun, liyakati esas alan ve eğitimi performansa ezdirmeyen bir sistemi kurup kuramadığımızdır.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR