HALKWEBAuthorsAşı ve Devlet Aklı

Aşı ve Devlet Aklı

Sağlık politikasını seçim takviminden bağımsız düşünebiliyor muyuz?

0:00 0:00

Aşı bir flakondan ibaret değildir.

Bir cam şişenin içine sığacak kadar küçük görünür ama aslında bir ülkenin aklını, önceliğini, cesaretini gösterir. O yüzden ben aşıyı hep bir medeniyet testi olarak görmüşümdür.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu testi geçmiş bir ülkeydik. Çünkü o dönem devlet “hastalanınca bakarım” demedi. “Hastalanmadan korurum” dedi. Bu çok büyük bir zihniyet farkıdır. Tedavi etmek insani bir görevdir. Ama korumak devlet aklının işidir.

Refik Saydam bir hekimdi. Savaşı görmüş, cephede tifüsün, koleranın, dizanterinin askerleri nasıl kırdığını yaşamış bir doktordu. Sağlık Bakanı olduğunda önceliği sadece tedavi etmek değil, hastalığı gelmeden durdurmak oldu. 1928’de Ankara’da kurulan Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü işte bu anlayışın vücut bulmuş halidir.

Orası sıradan bir bina değildi. Çiçek aşısı üretiyordu. Kuduz serumu üretiyordu. Difteri, tetanoz aşıları üretiyordu. Yani bu ülke kendi bağışıklığını kendi emeğiyle kuruyordu. Düşünün, genç bir Cumhuriyet, yokluk içinde ama vizyon sahibi. Bu bana hep gurur vermiştir.

Çünkü aşı üretmek sadece sağlık meselesi değildir. Egemenlik meselesidir. Salgın zamanında başka ülkelerin kapısında sıraya girmek, sadece tıbbi bir eksiklik değildir. Aynı zamanda stratejik bir zaafiyettir.

Sonra dünya değişti. Biyoteknoloji devasa yatırımlar isteyen, ileri teknoloji gerektiren bir alana dönüştü. Biz o dönüşümü tam yakalayamadık. Kamu üretim altyapısı güncellenmedi. Enstitü zayıfladı ve 2011’de kapandı.
Kapanan bir kapıdan fazlasıydı.
Bir istikamet kaybıydı.

COVID döneminde bunu acı biçimde hissettik. Bilim insanımız var. Klinik gücümüz var. Ama milyon dozluk üretim hattı kurmak başka bir şey. Küresel standartlarda biyoteknoloji ekosistemi kurmak başka bir şey. İyi niyet yetmiyor. Süreklilik gerekiyor. Sabır gerekiyor. Plan gerekiyor.

Bugün dünyada BioNTech ve Moderna gibi şirketler mRNA teknolojisini enfeksiyon hastalıklarının ötesine taşıyor. Kanserde kişiye özel aşılar konuşuluyor. İmmünoterapi yeni bir eşik açıyor. Aşı artık sadece çocuk felci ya da kızamık demek değil. Kanser tedavisinin, hatta bazı otoimmün hastalıkların geleceği demek.

Peki biz ne yapacağız?

Sadece satın alan bir ülke mi olacağız, yoksa üreten bir ülke mi?

Evet, aşı üretmek pahalı. GMP standartlarında tesis kurmak pahalı. Nitelikli insan kaynağı yetiştirmek zaman alıyor. Uluslararası regülasyonlara uyum sabır istiyor. Sürekli finansman istiyor.

Ama salgının maliyeti daha pahalı. Ekonomik olarak da pahalı. Toplumsal olarak da pahalı. Güven kaybı olarak da pahalı.

Bence mesele geçmişe ağıt yakmak değil. Mesele şu soruyu dürüstçe sormak; Biz koruyucu hekimliği gerçekten merkeze alıyor muyuz?
Bilimsel liyakati tartışmasız bir ilke yapabiliyor muyuz?
Sağlık politikasını seçim takviminden bağımsız düşünebiliyor muyuz?

Refik Saydam döneminin asıl gücü teknoloji değildi. Vizyondu. Devlet aklıydı. Korunmak tedaviden önce gelir diyen bir anlayıştı.

Yeniden üretim kapasitesi kurabilir miyiz?
Evet, kurabiliriz.

Ama bunun yolu nostalji değil. Gerçek yatırım. Şeffaflık. Bilim insanına güven. Kurumsal süreklilik.

Bir hekim için en acı tablo zamanında önlenebilecek bir hastalıktan bir insanı kaybetmektir.

Bağışıklık yalnız bireyin değil, devletin de meselesidir.

Ve bu mesele duygusal konuşmalarla değil, uzun vadeli akılla çözülür.

Aşı gerçekten sadece bir flakon değildir.
Bir ülkenin milletine verdiği değerin ölçüsüdür.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR