HALKWEBAuthorsDemokratik Komünal Modernite; Halkın Kendi Kaderini Yönetme İradesi

Demokratik Komünal Modernite; Halkın Kendi Kaderini Yönetme İradesi

Demokratik-Komünal Modernite yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm projesidir.

0:00 0:00

Kapitalist modernite, insanlık tarihinin en büyük kırılmalarından birini yaratmış durumda. Bu kırılma yalnızca ekonomik sömürüyle açıklanamaz, daha derin, daha sistematik, daha ruhsal bir çöküşten söz ediyoruz. Toplumun ahlaki dokusu parçalanmış, birey yalnızlaştırılmış, doğa talan edilmiş, kadın görünmez kılınmış, halklar birbirine düşman edilmiş, yaşamın bütün alanları Devletin iktidar mekanizmaları tarafından kuşatılmıştır.

Ulus-Devlet, bu çöküşün hem taşıyıcısı hemde hızlandırıcısıdır. Tekçi, merkeziyetçi, hiyerarşik yapısıyla toplumu edilgen bir kitleye dönüştürmüş, Halkın kendi yaşamı üzerindeki iradesini sistematik olarak daraltmıştır. Bugün yaşadığımız Küresel kriz, yalnızca ekonomik değil, Toplumsal, Kültürel, Ekolojik ve varoluşsaldır. İşte tam bu tarihsel eşikte Demokratik Komünal Modernite, bir tercih değil, bir zorunluluk olarak önümüzde bir görev olarak önceliğini dayatıp yükseliyor. Bu paradigma, kapitalist modernitenin yarattığı çürümeye karşı toplumun kendi öz gücüne dayanarak geliştirdiği bir çıkış yoludur. Kökleri ananevi toplumsal geleneklerde, ahlaki ve politik toplumun binlerce yıllık hafızasında bulunan bu model, Devletin iktidar mekanizmalarına mahküm olmayan yeni bir yaşam biçimini işaret eder.

Demokratik Komünal Modernite, toplumun yaşamın her alanında kendi kendini örgütlediği, yönettiği ve ihtiyaçlar ortaya çıktıkça her zaman yeniden ürettiği bir sosyal düzeni esas alır. Bu düzenin temel taşları Komünler, Kooperatifler, Halk Meclisleri ve Demokratik-Konfederalizmdir. Bu yapı, halkın kendi yaşamı üzerinde doğrudan söz sahibi olmasını sağlayan yatay bir örgütlenme biçimidir. Yönetim, tepeden inmeci bir iktidar mekanizmasıyla değil, yerelden başlayarak topluma yayılan özerk meclislerle hayatı ve yaşamı anlamdırarak ifade eden bir yönetim tarzıdır. Böylece toplum, edilgen bir kitle olmaktan çıkar, kendi yaşamını örgütleyen aktif bir özneye dönüşür.

Bu paradigmanın en belirgin özelliklerinden biri, Doğanın ve yaşadığımız çevremize karşı sorumluluk sahibi olmak için, Ekolojik dengeyi önemseyerek öne çıkartmak ve toplumun en değerli yaşam tarzını esas alarak, Cinsiyet kimliklerin eşitlenmesini ve bireyden çoğalan toplumsal özgürlükçü bir düzeni esas almasıdır. Kapitalist modernitenin doğayı sınırsız bir kaynak, Kadını ise ikincil bir varlık olarak gören anlayışa karşı, Demokratik-Komünal Modernite yaşamı bütünlüklü bir Ekosistem olarak ele alır. Kadın özgürlüğünü toplumsal özgürlüğün temeli olarak kabul eder, Ekolojik dengeyi ise Ekonomik ve Sosyal yaşamın merkezine yerleştirir.

Ekonomik alanda ise, kapitalist kar hırsının yerine komün ekonomisini esas alır. Bu ekonomi modeli, ihtiyaca göre üretimi ve kolektif paylaşımı esas alır. Üretim araçlarının toplumsallaştırılması, emeğin sömürülmesine karşı güçlü bir alternatif yönetim biçimini sunar. Böylece toplum, kendi emeğinin ürününe yabancılaşmaz, üretim ve paylaşım süreçlerine doğrudan katılır. Demokratik-Komünal Modernite, aynı zamanda Demokratik-Ulus fikrinide merkezine alır. Bu ulus anlayışı, etnik, dini, kültürel veya sınıfsal farklılıkları bir tehdit olarak değil, toplumsal zenginlik olarak görür.

Tekçi Ulus-Devlet modelinin aksine, çoğulculuğu, farklılıkların özgürce ifade edilmesini ve birlikte yaşamın Demokratik zeminlerde örgütlenmesini toplum yaşamında ilkesel bir yaşama dönüştürmek için mücadeleyi sürekli kılar. Bu sistem, Devletin toplumsal yaşam üzerindeki belirleyici etkisini azaltmayı amaçlar. Çünkü Devletin iktidar mekanizmaları, tarih boyunca toplumun öz gücünü zayıflatan, onu edilgenleştiren ve kendi kendini yönetme kapasitesini körelten bir rol oynamıştır. Demokratik-Komünal Modernite ise toplumu yeniden ahlaki ve politik bir özne haline getirerek, yaşamın tüm alanlarında Demokratik katılımı esas alır.

Sonuç olarak, Demokratik-Komünal Modernite yalnızca bir yönetim modeli değil, aynı zamanda bir toplumsal dönüşüm projesidir. Kapitalist modernitenin yarattığı çok yönlü krizlere karşı, toplumun kendi öz gücüne dayanarak geliştirdiği bir çıkış yoludur. Komünlerden Meclislere, Kooperatiflerden Konfederal yapılara kadar uzanan bu örgütlenme biçimi, tabandan yükselen bir demokrasiyi mümkün kılar. Bu model, insanın kendisiyle, toplumla ve doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden ahlaki temellere oturtarak, Özgür, Eşitlikçi ve dayanışmacı bir yaşamın kapılarını aralar.

OTHER ARTICLES BY THE AUTHOR